Günlük Arşiv: Sep 10, 2026
Domateslerin Tadı Neden Eskisi Gibi Değil?
Domateslerin tadı neden eskisi gibi değil? Teknolojinin bu kadar ilerlediği, üretimin önceki yüzyıllara kıyasla yüzlerce kat hızlandığı ve kolaylaştığı bu yüzyılda neden o tatları yakalayamıyoruz?
Konumuz sadece bir lezzet problemi değil; yüzlerce farklı meyve ve sebze yetiştirmek için iklimi ve toprağı elverişli olan yurdumuzda nasıl olur da sağlığımızı yitirmemize sebep olacak şekilde beslenmek zorunda bırakılırız. Yazımızda bu soruya yanıt arayacağız. Ancak yazıya başlamadan önce bir konuya açıklık getirelim: Açlık ve yoksulluğun günden güne arttığı ülkemizde neden kaliteli gıda konuşmaya tenezzül ediyoruz? Açlık ve yoksulluk konularında her şey yazıldı çizildi diye değil, ancak fazlasıyla iç içe olmasına rağmen en temel hakkımız...
Marksizm ve Din: İnsanlık Tarihi Ne Söylüyor
Dinlerin hayvan tanrıdan insan tanrıya, oradan da soyut tanrıya geçişlerinin tarihi, bizzat insanın kendi tarihidir.
Duygunun Makro Sosyolojisi Olarak Sınıf Kini
Duygu, toplumsal ilişkilerle başlayarak eylemselliğin temelini oluşturur ve bu sebeple toplumsal ilişkilerin yapısını şekillendirir. Böylece duygu, zamanın birbirinden uzaklaştırdığı toplumsal yapılar arasında bir köprü işlevi görür.
Sınıfsal Duygulanımlar: İşçi Sınıfı Tarihine Duyguları Yeniden Kazandırmak
Duygular birçok akademik disiplinde giderek artan bir ilgi görmektedir, ancak bu gelişme işçi sınıfı tarihçilerini yeterince etkilememiştir. Makale bu konuyu yeniden tartışmaya açarak 19. yüzyıl Amerika'sındaki iki büyük işçi sınıfı protesto hareketinin — güneydeki kölelerin ve kuzeydeki sanayi işçilerinin direnişinin — sadece maddi şikâyetlerden değil, aynı zamanda işçi sınıfının iki farklı ama eşit derecede istikrarsız duygusal rejim arasında yaşadıkları acıları siyasal bir iddia olarak ortaya koyabilme becerisinden kaynaklandığını öne sürer. Birçok duygu söz konusu olsa da, işçi sınıfının öfkesi, sınıf direnişini ve protestoları körüklemede özellikle önemlidir. Bu öfke, bazen orta sınıf hassasiyetleri söylemiyle ifade edilirken, diğer zamanlarda orta sınıf...
“Ölenle Ölünmüyor”: MESEM’lerde Sınıf Deneyimi
“Aynı günde ölür aynı günde yıkar aynı gün gömeriz.
Bizim buralarda Ross, her şey aynı anda oluyor.
Aynı anda patlıyor birbirimizin gözü önünde bir bomba
Bir küçük kız. Ölüyorlarız.
Birinin kolu kırılıyor, sızdırmayın, kalsın yen içinde diyorlar.”
Birhan Keskin
Hatay’ın İskenderun ilçesinde MESEM kapsamında bir pastanede çalışan 16 yaşındaki Mahir Buğra K., elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi.https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/1-mayis-ta-cocuk-isci-olumu-mesem-li-mahir-yasamini-yitirdi-2500528 İstanbul Büyükçekmece’de kafası sac büküm makinesine sıkışan 14 yaşındaki Arda Tonbul hayatını kaybetti. Sıkıştığı yerde 16 dakika boyunca kurtarılmayı bekleyen Arda Tonbul yoğun bakıma alınmıştı.https://www.bbc.com/turkce/articles/c9wgz754qjno Manisa Soma’da 17 yaşındaki Alperen Eren Ural, doğalgaz borusu düşerken yüksekten düştü. 5 günlük yaşam mücadelesini kaybetti.https://bianet.org/haber/mesemde-yine-cocuk-isci-olumu-295739#google_vignette
MESEM, sermaye ve devlet aşkının en tehlikeli...
Sınıfın Kayıp Asabiyesi ve Sendikal Arayışlar
Sendikalar günümüzde işçi sınıfı kamusallığında geçmişe göre daha az bir yeri kaplıyor ve çok daha zayıf bir duyguyu ifade ediyorlar. Kapitalizmin uzun ve inişli çıkışlı ilerleyen hikayesi içinde onlar da dönüşerek, farklı biçimler alarak bugünlere geldiler. Şiddetli, sert sınıf mücadelelerinden geçip kapitalizmin sosyal devlet ile terbiye edildiği, türlü sosyal politika araçlarıyla düzenlendiği aşamasında bir anlamda altın çağlarını yaşadılar ama aynı zamanda da sistem tarafından içerildiler, bir anlamda asimile oldular. 80’lerin neo-liberal ikliminde güç, etki hatta meşruiyet kaybına uğradılar; artık miatlarını doldurdukları bile söylenir oldu.
Ama yine de süreç tam olarak öyle gelişmedi. Yaşanan tüm kayıplara karşın dünyada sendikalar günümüzde de...









