Günlük Arşiv: Apr 30, 2026
Bad Bunny, Politik Sanat ve Anti-Kolonyalizm
Donald Trump’ın, Bad Bunny’nin Super Bowl devre arası gösterisine öfkelenmesine şaşmamak gerek. Porto Rikolu trap yıldızı, politik bir sanatçı rolüne büründü ve müziğinin yaratıcılığı, MAGA’nın (Trump’ın sloganı) kalitesizlikle dolu kültürel çoraklığına karşı ağır bir eleştiri niteliğinde.
8 Şubat Pazar gecesi, Amerika Birleşik Devletleri ve Latin Amerika genelinde milyonlarca insan, Ulusal Futbol Ligi’nin (NFL) Super Bowl LX (60.) karşılaşmasını izlemek için ekran başına geçti. İzleyicilerin birçoğu oyunun kendisinden çok, Porto Rikolu pop kralı Bad Bunny’nin merakla beklenen devre arası gösterisiyle ilgileniyordu.
Gösteriden bir önceki hafta Benito Martínez Ocasio, sahne adıyla Bad Bunny, “En İyi Albüm” dalında Grammy kazanmıştı. Yalnızca İspanyolca konuştuğu ve...
Marx’ı Unutan Sol; Gramsci’yi Anlayan Sağ
Günümüz solu sanki Gramsci’nin fikirleri kurumsallaşmış bir devrimden artakalan hatıralarmış gibi sözlerinden alıntılar yapıyor. “Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği” üniversite kafelerinde, seçim kampanyalarında, ilerici kişisel gelişim kitaplarında ve daha birçok yerde bir slogan gibi tekrarlanıp duruyor. Bu sırada aşırı sağ ise Gramsci’nin fikirlerinden dersler çıkarıyor, örgütleniyor, toplumsal bir sağduyu inşa ediyor ve seçimleri kazanıyor. Daha da kötüsü, bizler için seçim kazanmak sadece sağdan artakalan “yakılıp yıkılmış topraklar”da mümkün olabiliyor. Kendi politik söylemleriyle kriz anlarından çıkmayı bilen ilk ilerici dalganın aksine, bugün biz başkalarının yıktıklarını toparlamak üzere, ortada taş üstünde taş kalmadığında ancak devreye giriyoruz. Fakat yıkıntıları yönetmek, aslında yönetmek değildir;...
Eşitsizliğin Divan Üzerindeki İzleri
Kim Divana Uzanabilir?
Psikoterapi meselesine yaklaşırken öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor: Bu alan bir statü ekonomisi, bir sembolik sermaye alanıdır. Michel Foucault’nun (2018) klinik tıbbın arkeolojisinde gösterdiği gibi, modern terapötik pratikler aslında iktidar ilişkilerinin, normalleştirme süreçlerinin ve özne inşasının araçlarıdır. Türkiye’de psikoterapinin sosyolojisi, terapötik yöntemlerin bilimsel tartışmalarından çok daha karmaşık bir manzara sunuyor. Burada hem mesleki sınırların bulanıklığı hem de bu bulanıklığın yarattığı hiyerarşik düzenlemeler var. Eva Illouz’un (2024) duygusal kapitalizm üzerine yaptığı çözümlemeler, bu noktada Türkiye bağlamında da son derece aydınlatıcı hâle geliyor: Terapötik kültür, neoliberal öznenin kendini yönetme, optimize etme ve piyasalaştırma pratiklerinin merkezine yerleşmiştir. Dolayısıyla psikoterapi çağdaş...
Dile Gelmeyen ve Görünmeyenlerin Mesafesinde
Hayatının keskin bir şekilde ikiye bölündüğü bilgisiyle baş etmenin yolu kelimelerden geçerken, ağzından çıkacak sözlerin yitimi ve yeniden kazanma çabası da kaybı ve kaybın akabinde önce o derin sessizlikler içinde benliğini koruma ve belki dil edinimi ile birlikte yeniden kurmaya dair bir çabadır.
Kıyameti Kim Durdurabilir?
“Giderek daha fazla insan ya dışlanıyor, ötekileştiriliyor, göz ardı ediliyor ya da enerjilerinin tamamını veya bir kısmını feda ederek sistemden kopmaya doğrudan motive ediliyor. Bu durum, zorunlu olarak bir stratejinin ortaya çıkmasına neden oluyor.” – Rudolf Bahro
“60'lardaki gibi örgütlenemeyiz, hatta 30 yıl önceki, 20 yıl önceki gibi bile örgütlenemeyiz. Yeni bir siyasi zemin açmalı, yeni bir siyasi teori ve yeni siyasi taktikler geliştirmeliyiz.” – Lorenzo Kom’Boa Ervin
Epstein dosyalarının parça parça yayınlanması, ABD manşetlerinde geniş yankı buldu. Finansçı ve insan kaçakçısı Epstein’in canavarlıklarını ortaya koyan ve suçlayan bu ifşaatın daha büyük sonuçlar doğurması bekleniyor. Davanın ayrıntıları, politikacıları, partileri, ideolojileri hatta...
Bir Kitabın Hazin Tanıklığı
Bundan yaklaşık dört yıl önce sendikalı kadınların deneyimlerini bir kitapta toplamaya karar verdiğimde Çanakkale’den Diyarbakır’a uzanan bir rotayla yola çıkmıştım. Farklı illerden yirmi dört kadınla planladığım röportajları onların yerellerinde ve yerelin atmosferiyle yapmanın önemli olacağını düşünüyordum. İyi ki de öyle yapmışım ve iyi ki teknolojinin görüntülü konuşma, mail vs. nimetleri yerine göz göze diyalogu tercih etmişim. Yoksa bilir ama anlayamazdım. Kırgınlıkları, mutlulukları, umutları, hayal kırıklıklarını ve hatta kentleri… Bilmekle hissederek anlama arasındaki o kalın çizginin konforlu alanından yazsaydım, kelimeler tanıklığın aklı ve duygusunu değil yalnızca analizin soğuk aklını bürünürdü muhtemelen.
Bu yolculukta duraklarımdan birisi de Diyarbakır’dı. Çok kısıtlı bir zamanım...









