Günlük Arşiv: Jun 24, 2026
Uğultulu Tepeler’den Kurak Ovalara
Emerald Fennell imzalı Uğultulu Tepeler’in gösterim tarihi yaklaşırken, film etrafında dönen envaiçeşit komplo teorisini görmek beni kuşkulandırsa da şaşırtmadı. Yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Promising Young Woman (2020); geç de olsa polisin günü kurtardığı, çekingen bir tecavüz-intikam hikâyesiydi. İkinci filmi Saltburn (2023) ise şehvet düşkünü bir Liverpoollu’nun (Barry Keoghan), aşırı zengin arkadaşı Felix Catton’ı (Jacob Elordi) ve ardından neredeyse tüm ailesini katlettiği, sözümona bir “sınıf hicvi”ydi. Seyircinin, Saltburn’ün sınıf meselesi hakkında ne söylemeye çalıştığı ya da Fennell’ın hangi karakterle empati kurmamızı beklediği konusunda kafasının karışması son derece doğaldı. Üstelik Fennell’ın, Felix’i sırtında melek kanatlarıyla öldürerek âdeta ilahlaştırmayı tercih etmesi...
Sınıf Demenin Sorunları
Bugün anti-Marksist teoriler sınıf üzerinden itibarsızlaştırılırken, bu teorilerin dayandığı sorunlar ise boşlukta kalmaktadır.
“Beğenmeyi Unutmayın”
“İnsanı tatmin etmeyen bir uğultunun içinde her şeye hızlıca göz gezdirmekle yetiniyoruz.”
– Johann Hari, Çalınan Dikkat
Çocukluğumdan bugüne kadar pek çok teknolojinin dönüşümüne şahit oldum: Kilolarca ağırlıktaki dizüstü bilgisayarlardan tutun da, tuşlu telefonlara, ele avuca sığmayan kameralara ve ardından dokunmatik telefonlara, akıllı saatlere, mobil flört uygulamalarına ve çok çeşitli işlevi olan sosyal medyaya kadar… Bu cihazlar ve onların kullanım imkânlarının getirdiği iletişim ve etkileşim, gündelik hayatımızın işlevini dönüştürdü. En önemli dönüşüm ise, bilgiyle olan ilişkimizde ve gündelik hayatı bir performans olarak sergilememizde yaşandı.
Başkalarının hayatlarıyla neden bu kadar meşgulüz? Açısı ayarlanmış ve video kayıt tuşuna basılmış bir telefonun çektiği bir sosyal...
İktidarın Ahlakı
Sert bir “mukaddes kabukla” kaplanmış bir benlik, mütedeyyin bir maskeyle örtülmüş bir yüz, yerli-milli bir ağla örülmüş bir muhit… İktidarın bütün bileşenlerine sirayet eden nasıl bir ahlak anlayışı?
Uyanmak İstediğimiz Rüya Hangisi?
Hakikat dediğimiz şey, şu garip çağda iyice yorucu bir uğraşa dönüştü. Yorucu derken, ağır bir yükü sırtlanmanın ya da meşakkatli bir yolculuğa çıkmanın getirdiği o fiziksel bitkinlikten bahsetmiyorum; daha çok, bir konuyu gerçekten anlamak için bir süre susup beklemeyi, sadece bakmayı gerektiren o ince sabırdan söz ediyorum. İnsan bu yolda önce "bilmiyorum" demeyi öğreniyor, sonra da çekine çekine "pek emin değilim" demeye başlıyor. Ancak ne yazık ki bu iki cümle artık eski itibarını yitirdi. Onların yerine daha ışıltılı, daha kestirme yargılar her yanı sarmış durumda: Ben o meseleyi “çözdüm," veya artık klasikleşen "Büyük resmi fark edin” klişeleri. Bu tip...
Hamnet
Ölüyü tutmak muazzam bir güç gerektirir.
– Hegel
Klinik yaptığımız dönemde, iki ders arası kısa bir arada, hayat deneyimi bizden daha büyük, kendi analizinde, bir o kadar da kendi gerçekliğinde olan sınıf arkadaşımız gayriihtiyari dinlediğimiz bir konuşma içinde ona kendisinin ilişkisel bir kaybını anlatan diğer arkadaşımıza dönerek; “ee yasını tuttun mu?’’ diye soruverdi. Bir teneffüs arasında gündelik bir sohbette bu kadar doğal bir şekilde duyduğumuz bu soru bizi şaşırttı. Bir gülümseme yerleşti yüzümüze. Sonrasında da “ee yasını tuttun mu?” bizimle kaldı. Bion’un grup çalışmalarında gösterdiği gibi; biri temas ederek konuştu, biri soruyu formüle etti, diğerleri şaşırarak kaydetti. Grubun üyeleri, yaşayan ortak...









