Sınıfın Öznelliğine Farklı Bir Pencereden Bakmak

Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı'nın Ana Hatları

Amacı, sınıfın kapitalizmle birlikte kendini yıkmasına katkı sunmak olan bir sınıf siyaseti, kendini, sınıf sürecindeki aracı faktörlerden biri olarak ele alarak, bu süreçler üzerindeki etkisini anlamaya ve bu etkiyi ilerletici olma yönünde dönüştürmeye çalışabilir.
Okuma listesi
Editör:

İşçi sınıfının öznelliğine, ruhsallığa dair kavram ve kuramlarla bakmanın hem farklı ölçeklerdeki etkilerle şekillenen öznelliğin zenginliğini kavramamıza hem de sınıfı oluşturan ve sınıfın eylemleriyle oluşan nesnelliklere dair bakış açımızın genişlemesine katkı sunacağı söylenebilir. “Sınıfın duyguları” konusu bu bağlamda bizi o ya da bu tekil duygunun ötesinde, içeriye davet ettiği kavram ve kuramlarla, duyguların oluştuğu öznel ve nesnel dünyaları bir arada ve etkileşim içerisinde anlamaya teşvik ediyor. Elbette sınıfın bazı duygularını adlandırıp (örneğin, işsiz kalma korkusu, yoksulluğun utancı, sınıf kini, kolektif öfke, kardeşlik duygusu, hareketin coşkusu, başka bir dünya arzusu vb.) onlar vesilesiyle işçilerin ruhsal dünyalarını ve onlarla bağlantılı yaşam, çalışma ve mücadele koşullarının belli bağlamlara özgü boyutlarını derinlemesine incelemek mümkün. Fakat bu yazıda daha genel bir bakış açısı tercih edilecek ve işçi sınıfının öznelliğinin, nesnelliğiyle ilişki içerisinde şekillenmesini kuramsallaştırma çabasına dayanan, Marksizm ile Psikanaliz’in bir diyalogu çerçevesinde oluşan Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı’ndan1Gürsel, 2022; 2023. söz edilecektir. Bu genel bakış açısı aynı zamanda, yaşama, çalışma ve mücadele koşulları açısından özgül bağlamların incelenmesine katkı sunacak bir araç olarak Sınıfın Özdeşleşme Aşamaları Modeli’ni önermektedir.

Psikoloji Disiplini ve Sınıf Meselesi

Öncelikle, ruhsallık bilgisi denince akla Psikoloji disiplininin geleceği düşünülerek, Psikoloji’nin sınıf meselesiyle ilişkisine kısaca – daha doğrusu, temsilî bir eleştiri hattı çerçevesinde – değinmek anlamlı olabilir. Psikoloji disiplini, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi veya Çalışma Psikolojisi gibi alt alanlarında, sınıf ilişkilerini ve işçilerin öznelliğini daha doğrudan bir şekilde belli bir çerçeveye yerleştiriyorsa da disiplinin bu türden gündemlerle ilişkisi sadece bu alt alanlar bağlamında ele alınamaz. Genel anlamda ana akım Psikoloji’nin sınıf meselesiyle ilişkisi, sessiz kalmaktan doğrudan toplumsal iktidar ilişkilerini sürdürmeye kadar çeşitli eleştirilerin hedefine konmaktadır. Bu eleştirileri sunan Bullock ve Limbert2Bullock ve Limbert, 2012. sınıfın, ana akım psikoloji için çoğu zaman görünmez olduğunu, sınıfa değinildiğinde ise bunun iktidar ilişkilerini anlamaktan uzak ve tutarsız şekilde yapıldığını söyler. Aynı zamanda bu disiplininin sınıfsal bir yanlılıktan mustarip oluşunu, psikoloji araştırmalarının katılımcılarının çoğunlukla “orta sınıftan” olması ve bu grubun normlarının disiplinin normlarını oluşturması üzerinden tartışır. İşçilerin ve yoksulların sorunlarının ve çözümlerinin bireysel sorumluluk alanına hapsedildiğini ve bu yolla toplumsal eşitsizlikleri destekleyen söylem ve pratikleri tekrarladığını savunur. Böyle bir Psikoloji, onlara göre, temas ettiği öznelerin egemen fikirlerle uyumlu görüşlerini de sorunsallaştırmamış ve onların sürdürülmesinde rol oynamış olur.

Eleştirel Psikoloji’nin temel saikinin psikolojinin açık ya da örtük ideolojik tutumlarını ortaya çıkarıp onların sistematik eleştirisini yapmak3Parker, 2007. olduğu düşünüldüğünde bu anlamlı bir yaklaşımdır. Eleştirel Psikoloji çatısı altında sınıflandırılabilecek yaklaşımların ortak özellikleri, hem Psikoloji’ye (oluşma şekli, varsayımları, kavramları, yöntemleri, uygulamaları, vb. çerçevesinde) hem de toplumsal iktidar ilişkilerine belli sistematik eleştiriler sunmaları ve bu iki eleştiri hattını birbirine dokumalarıdır.4Gürsel, 2017. Bu çatı altındaki yaklaşımlar, psikolojinin reddi ya da revizyonu yönünde iki ana yoldan ilerleyerek kendilerini zenginleştirip çeşitlendirirler. Bununla birlikte Psikoloji’nin sınırları içinde kalmak ve onu revize etmekle yetinmek istesek bile, sınıfın Psikoloji’yle ilişkisinin, sınıfa dair kavrayışımızı geliştirme yönünde yenilenmesi için bu türden bir yaklaşımın yetersizliklerini vurgulamak önemli görünmektedir.

Bu eleştiri tarzının eleştirisi iki yönden yapılabilir. Birincisi, burada eleştirinin özdüşünümsellik boyutu eksik bırakılmıştır. Bu eksiklik, Psikoloji’ye sadece bir uzmanın konumundan ve bahsi geçen özneye sadece belli bir mesafeden değil aynı zamanda (onun yerine değil onunla aynı zamanda) o özneyle ortaklık boyutundan bakılarak giderilebilir. Yani Psikoloji alanından biri Psikoloji ve işçi sınıfına sadece dışarıdan değil aynı zamanda üyesi olduğu meslek grubunun işçi olma durumuyla ilişkisine içeriden bakabildiği zaman, sınıf ilişkilerinin sürmesine hizmet eden yönleri olan bir disiplini uygulayıcılarını da hesaba katarak dönüşüme daha da yakınlaştırmış olur. Bu noktada, psikologların halihazırda ve her yerde orta sınıfa mensup olduğu varsayımından da uzaklaşmak gerekir. Yaşamak için bağımlı çalışmak zorunda olan işçi psikologların kendilerini işçi sınıfının bir parçası olarak oluşturması/örgütlemesi veya kendi işlerini bağımsız olarak yapabiliyorlarsa da iktisadi ve politik basınçlar nedeniyle işçileşmenin sınırında gezen orta sınıf psikologların işçileşmeye direnmesi ve emekten yana bir yaklaşımla kendini oluşturması/örgütlenmesi meseleleri, Psikoloji’nin toplumun gerçek dertlerine dokunamayışını dert eden Eleştirel Psikoloji’nin önemli gündemlerinden biri olmalıdır. Bu gündem aynı zamanda, Psikoloji’nin ideolojik tutumlarının bu süreçlere etkisini sorunsallaştırma çabasını da içerecektir.

Bu türden bir yaklaşımın eleştiriyi hak eden başka bir boyutu da sınıfı ele alma şeklidir. Tüm sınıf yaklaşımları – belki de tüm kuramsallaştırmalar – hem ele aldığı gerçekliklerle ilişkisinin gücü hem de o gerçekliği dönüştürme amacıyla kurduğu ilişkinin gerçekçiliği – yani, gerçeğe içkinliği – çerçevesinde değerlendirilebilir, eleştirilebilir, geliştirilebilir. Bullock ve Limbert sınıfı sosyoekonomik göstergelerin bir bütünü olarak ele alır. Bu tanıma göre sınıf; eğitim durumu, meslek, gelir ve kaynaklara erişim gibi sosyoekonomik ölçütlere göre belirlenir ve şu kategorilere ayrılır: elitler (kurumları kontrol eden, en zengin kesim), üst orta sınıf (mesleki uzmanlık sahibi kesim), orta sınıf (öğretmen, orta düzey yönetici, orta saygınlıkta görülen kesim), işçi sınıfı (hizmet sektörü, tarım, sanayide çalışan ücretli işçiler), yoksullar (kabul edilen yoksulluk sınırının altında kalan kesim). Yine bu yaklaşımın temsilî değeri hatırlanarak, bu türden bir yaklaşımın, dönüşme potansiyelini bizzat sınıf gerçekliğinin içine yerleştirememesi düşünülmeye değerdir. Sınıfın sadece sınıfsal konumda ortaklaşmanın oluşturduğu toplumsal bir kategori olarak ele alınmasının, Psikoloji’nin veya daha geniş anlamda sosyal bilimlerin tanımlama ve araştıma yönündeki bazı amaçları – örneğin, işçilerin ruhsal ve toplumsal koşullarını anlamak – açısından faydaları olabilir. Bununla birlikte tek başına bu bakış açısı, bize canlı ve tarihi devindiren sınıfa dair az şey söyler. Tarihin içindeki canlı bir sınıf, burjuva sosyal biliminin tahayyülündeki donuk bir imgeye hapsolma tehlikesi yaşar. Bu noktada, sınıf meselesini kapsayamayan bir Psikoloji’yi eleştiren veya sınıf meselesiyle ilgilenen hepimizin bu bakış açısını nasıl aşabileceğini düşünmek önemlidir. Bu bağlamda benimsenebilecek bir sınıf yaklaşımı, Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı’nın da merkezine yerleşecektir; o da sınıfı ilişki ve süreç olarak ele almaktadır.

‘İlişki ve Süreç Olarak Sınıf’ Yaklaşımı ve Sınıf Deneyiminin Merkezi Rolü

Wood5Wood, 2008b. Thompson’ın tarihsel sosyolojik yaklaşımından faydalanarak sınıfı bir süreç ve ilişki olarak kavramsallaştırır. Sınıf, hem işçiler arasında kurulan yatay ve ortaklık temelli hem de işçilerin kapitalistlerle kurduğu dikey ve karşıtlık temelli ilişkiler üzerine kurulur. Bu ilişkilerin olgunlaşmasıyla birlikte oluşur, bu ilişkilerdeki gerilemelerle birlikte bozuşuma uğrar. Başka bir deyişle sınıf, bu oluşum-bozuşum sürecinin adıdır.

Wood’un bakış açısında kritik olan, sınıfın tarihsel bir süreç olmasının yanısıra bu sürecin temel malzemesinin sınıf deneyimi olmasıdır. İşçiler, yukarıda değinilen yatay ve dikey ilişkileri kendi sınıf deneyimlerinden yola çıkarak kurarlar. Kapitalist üretim ilişkilerinin – ki bu ilişkiler sadece üretim birimindeki değil daha geniş bir bağlamda, piyasa basıncını dayatan, müksüzleşmeyi üreten, siyasi ve ideolojik yönleri de olan toplumsal ilişkilerdir6Wood, 2008a – yaşamak için çalışmak zorunda olanlarda, yani işçilerin ruhsal dünyalarındaki izlerine tekabül eden sınıf deneyimi, Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı açısından da merkezi bir kavramdır. Bu kavram ve onun merkezi konumu ruhsal kavram ve kuramların Marksist bir sınıf kuramı içerisine, onun toplumsal boyutuyla ikili bir karşıtlık içine girmeden, yerleşmesine izin verir. Böylelikle ruhsal boyut sınıf deneyimi kavramı aracılığıyla daha yakından ve derinlemesine incelemeye açılmış olur. Fakat sınıf deneyimi öznellik ve nesnellik arasında bir geçiş kavramı olduğu için sadece öznelliğe dair bir bakış açısını Marksist bir sınıf kuramı ve toplum anlayışına entegre etmekle kalmaz. Ayrıca nesnelliğine dair de bakış açımızı genişletir, çünkü sınıf deneyimi ifadeleri (duygu, düşünce, simge, eylem, grup, kurum, vb.) hem nesnel faktörlerin etkileriyle şekillenirler (bunlara bireysel veya toplumsal aracı faktörler denecektir) hem de bunlar, dönüp yine işçileri etkileyen ve aynı zamanda kapitalistlerin, devletin veya başka aktörlerin yanıt geliştirmeye çalışacağı nesnel süreçleri oluştururlar.Yani, mevcut üretim ilişkilerini sürdüren ya da sürdürmeyi zorlaştıran dışsallıklar olmaları anlamında, toplumsal ilişkilerinin belli kısımlarını teşkil eden süreçleri. Dolayısıyla, sınıf deneyimini merkeze alan Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı bir açıdan da bu nesnel süreçlerin analizine de katkı sunmaktadır. Çünkü o ifadelerin/nesnel süreçlerin hangi aracı faktörlerin hangi etkileriyle oluştuğu ve bu ifadelerin dönüp sınıf sürecine ve başka toplumsal aktörlere nasıl nesnel etkilerde bulunduğu soruları yaklaşıma içkindir.

Birincil Güvencesizlik Deneyimi ve Sınıfın Bilinçdışı

Sınıf deneyiminin işçilerin tümünün sahip olduğu evrensel bir deneyim olduğunu düşünülecekse, o zaman onun işçilerin tümü için geçerli olan nesnel bir durumla eşleştirilmesi gerekir. Bu durum da yaşamını sürdürebilmek için bağımlı çalışmak zorunda olma durumudur. Bu nesnel birincil güvensizlik durumunun izdüşümü olan öznel birincil güvencesizlik deneyiminin de sınıf deneyiminin evrensel çekirdeği olduğu kabul edilebilir. Freud’un7Freud, [1926]1981. temel çaresizlik içerisinde tasarımladığı bebeğin ötekilerle kurduğu özdeşleşmelerin onun ruhsallığının inşasında önemli bir rol oynaması gibi, birincil güvencesizlik deneyimiyle meşgul olan işçinin de bazı nesnelerle (şu an için bu nesneleri, üretim ilişkileriyle bağlantılı nesneler olarak adlandırılabilecek, sermaye, işveren, devlet, meta, para, emek gücü, çalışma, diğer işçiler, işçi örgütü vb. ile sınırlamak makul görünüyor) belli özdeşleşmeler kurararak ruhsal dünyalarını şekillendirdiği düşünülebilir. İşçinin bu süreçte meşgul olduğu birincil güvencesizlik, aşağıda her aşama için ayrı ayrı tanımlanacağı gibi, farklı kaygı formları halinde bulunurlar. Sınıf oluşum-bozuşum süreci bu kaygıların farklı şekillerde işlenebilmesi ya da işlenememesi üzerine kuruludur.

Sınıf sürecindeki özdeşleşmelerin bilinçdışı boyutları, onların oluşmasına vesile olan bilinçdışı etkiler, kaygı ve arzular sınıfın bilinçdışı olarak adlandırılabilir. Sınıf sürecinin bilinçdışı boyutu olarak da düşünülebilecek sınıfın bilinçdışı, sınıf bilincinin olmadığı veya eksik olduğu bir zamanı değil, onun parçalılıktan bütünlüğe kadar farklı formlarıyla ilişkili ve onun ardında bulunan dinamik bir alan ve bir inceleme nesnesi olarak düşünülebilir.

Sınıfın Özdeşleşme Aşamaları ve Sınıf Sürecine Katılan Etkiler

Sınıf, işçileşmeyle başlayan ve sınıfın kendini kapitalizmle birlikte yıkmasıyla sona erebilecek bir süreç olarak düşünülebilir. Zamanla paralel ilerlemeyen bu süreç (yani zaman ilerledikçe sınıf da oluşur gibi genel bir kural yoktur), zamanla paralel olarak ilerlemeyen ama niteliksel olarak birbirini takip eden dört özdeşleşme aşamasına ayrılabilir: Narsisistik, İkircikli, Uygar, Sembolik-Etik. Psikanaliz kuramından faydalanarak tanımlanan bu dört aşama sınıf deneyimi ifadelerini dayandıkları özdeşleşme biçimlerine göre sınıflandırabileceğimiz bir model oluşturur: Sınıfın Özdeşleşme Aşamaları Modeli. Bu model aracılığıyla belli bir bağlam (işçilerin kolektif ya da bireysel olarak sınıf deneyimi ifadesi ürettiği, doğrudan ya da dolaylı olarak gözlemlenebilen herhangi bir uzam/zaman) içerisindeki sınıf deneyimi ifadeleri, dayandıkları kaygı ve özdeşleşme biçimlerine göre sınıflandırılırken, bunların oluşmasına vesile olan üç tür ana etkiyi taşıyan (ideolojik etki, kurumsal etki, hafıza etkisi) toplumsal ve bireysel aracı faktörler de tanınabilir olur. Her aşamanın arasına yerleşen bu faktörler üç ana etkinin ilerletici veya geriletici formlarında etkiler yaparak, belli aşamalara denk düşen sınıf deneyimlerinden üretilmesine aracılık ederler yani sınıf sürecinde ilerletici veya geriletici roller oynarlar.

Sınıfının oluşum-bozuşum sürecinin birinci ve niteliksel olarak en erken aşaması Sınıfın Narsisistik Aşaması’dır. Bu kümeye giren ifadeler, üretim ilişkileriyle bağlantılı nesnelerden sermaye, patron, devlet, meta veya para gibi işçilere göre hiyerarşik konumda bulunanlarla narsisistik bir özdeşleşme kurulmasına dayanır. Psikanaliz kuramında, narsisizmle benliğin oluşum anları çakışır ve benlik başka bir kişiyle özdeşleşme yoluyla oluşur.8Laplanche ve Pontalis, 1988. Bu kümedeki narsisistik özdeşleşmeler, birincil güvencesizliğin Winnicott’un9Winnicott, 1974. da işaret ettiği türden yok olma kaygıları olarak deneyimlenmesi üzerine kuruludur. Sadece birkaç örnek vermek gerekirse, örneğin bir işçinin kendini emek gücüne sahip ve onu değiş tokuş eden bir kişi olarak deneyimlemesi (bu algıyı bir sınıf deneyimi ifadesi olarak düşünebiliriz), meta mantığını içselleştirerek bir metayı (emek gücü) benliğinin bir parçası olarak benimsemesi anlamına gelebilir ve bu da bir açıdan narsisistik bir özdeşleşme olarak düşünülebilir. Ya da örneğin, bir işçinin ulus devletle özdeşleştirerek onun milliyetçi simgelerini kendinden bir parça olarak hissetmesi, bir işçinin çalıştığı firmanın başarısını kendi başarısı gibi yaşaması da benzer şekilde bu kümeye denk düşen sınıf deneyimi ifadeleri olarak düşünülebilir. Bu kümeye denk düşen ifadeleri oluşturan aracı faktörler her zaman olduğu gibi farklı ölçeklerden olabilir – kimi zaman bir sendikanın devleti idealleştiren tutumları, kimi zaman kişinin bireysel tarihine ait özdeşleşme unsurları, vb. Bu türden faktörlerin bu aşamaya denk düşen ifadeleri yaratan etkisine – Gramsci’nin10Gramsci, [1929-35]2007. ideolojik hegemonya anlayışına göndermeyle, geriletici ideolojik etki denebilir; bu da, öznenin, zihnindeki sosyal matris içerisinde yerleştiği konum ile olmak istediği konum arasında bir uyum olduğunu hissetmesini sağlayan etkidir.

İkinci aşama olan Sınıfın İkircikli Aşaması’na denk düşen ifadeler ise aksi yöndeki, yani ilerletici ideolojik etki ile geriletici kurumsal etki yapan aracı faktörlerin bir arada bulunmasıyla oluşur. İlerletici ideolojik etki, geriletici versiyonunun aksine, öznenin yerleşti(rildi)ği konum ile olmak isteyeceği konum arasında bir uyuşmazlığın oluşmasına, bir haksızlık duygusunun ortaya çıkmasına vesile olur. Bu etki örneğin, bir sendikanın haksızlığa, kayıpların geri çevrilebileceğine, hak edilen bir konuma ulaşmanın mümkün olduğuna yönelik söylemleri ve politikaları tarafından taşınabilir. Bu etkiye eklenen geriletici kurumsal etki ise, zihnindeki ilişkileri hiyerarşik biçimlerde örgütleyen, eşitlik duygusunu bozan bir etkidir ve o da örneğin, devletin, işverenin ya da başka aktörlerin şiddetiyle ya da şiddeti dengeleyecek güven verici koşulların sağlanamaması aracılığıyla taşınabilir. Bu iki etki birlikte birincil güvencesizliğin Klein’ın11Klein, 1946. bahsettiği türden bir zulmedilme kaygısı olarak yaşanmasına ve üretim ilişkileriyle bağlantılı nesnelerle hiyerarşik özdeşleşmeler kurulmasına vesile olur. Fakat narsisistik özdeşleşmelerden farklı olarak bu özdeşleşmeler, nesnenin bir yandan idealleştirilmesi ve Ferenczi’nin12Ferenczi, 1949. tanımıyla saldırgan nesneyle özdeşleşme ve bir yandan da ona karşı derin gizli bir itirazı barındırır. Gücün arzulanmasıyla nesnenin o gücünden mahrum bırakılması arzusu eşzamanlıdır. Fakat nesneye karşı bu bilinçdışı çiftedeğerli tutumun hesabı eşit konumda olanlara kesilir. Örneğin, bir işçinin başka bir işçiyi hor görmesi, onun birincil güvencesizlikten kaynaklı, yeterince iyi (aktif, çalışkan, militan, vb.) bulunmayan tutumlarını acımasızca eleştirmesi, bağlamına göre bu kümeye girecek ifadeler arasında düşünülebilir. Ya da örneğin, bir işçinin işini zamanında yetiştirememekle ilgili ağır bir suçluluk veya utançla boğuşması, bu esnada yaşadığı öfkesini veya nefretini kendine veya yakınlarına yöneltmesi bir açıdan ikircikli bir ifade olarak düşünülebilir.

Sınıfın üçüncü aşaması olan Sınıfın Uygar Aşaması’na denk düşecek sınıf deneyimi ifadeleri ise başka işçilerle kurulan eşitlikçi özdeşleşmelere ve devlet, sermaye, meta, vb. hiyerarşik nesnelerle aradaki güç farkının ve bağımlılık ilişkisinin tanınmasına dayanır. Freud’un13Freud, 1913; 1930. tasarladığı şekilde, kendi çelişkilerini de içeren uygarlaşma, otoriter bir şefin sınırsız arzusunun yerine getirilen kardeşlerin yasasıyla oluşur. Buradaki eşitlikçi özdeşleşmeler, birincil güvencesizlik deneyiminin mahrum edilme kaygısı olarak yaşanmasına dayanır ve onların oluşmasına vesile olan bir etki, ilerletici kurumsal etkidir. Geriletici formundan farklı olarak bu etki zihindeki ilişkilerin eşitlikçi şekilde tasarlanmasına vesile olur ve işçilerin birbirlerini benzerlik ve ortalıkları üzerinden karşılıklı tanımalarının önünü açar. Bu, bir anlamda Marx ve Engels’in14Marx ve Engels, [1848]2014. mücadele içinde gelişen ilişkilerin temsilcisi olarak düşündüğü komünistlere atfettiği işlevdir. Bu kümeye girecek ifadeler, işçilerin kolektif duygularından (coşku, neşe, öfke, hüzün, …) eylemlerine, ortak gruplardan kurumların inşasına kadar uzanabilir. Bu etkiyi taşıyan aracı faktörler örneğin, bazı işçilerin veya kurumların, sınıf deneyimlerini ortak düşünce ve hikayelere çevirme, işçileri bir araya getirecek ortamlar yaratma, yaşam içerisinde güvenceler sunma benzeri işlevleri olabileceği gibi, başka coğrafyalardan ya da zaman dilimlerinden gelen ve işçinin içselleştirebildiği kolektif deneyimler de olabilir. Fakat, bu aşama sınıfın en son, yani kendini yıkmasının sınırındaki aşama olmadığı için burada bir eksiklik de vardır. Bu eksiklik de geriletici hafıza etkisinden kaynaklanır ve toplumların demokratik hafızasıyla kurulan ilişkideki eksikliklere ve unutmalara vesile olur. Yani sınıfın uygar ifadeleri, sınıfın kapitalizmle birlikte kendini yıkmasında önemli bir aşamaya denk düşse de bir grup olarak sınıfı olumlama ve ortaklık üzerinden bağ kurma düzeyinde kalır.

Grup olarak sınıfın (olumlanmasının) aşılması ise Sınıfın Sembolik-Etik Aşaması’nda mümkün olur. Bu aşamadaki eşitlikçi özdeşleşme ve bağlar, ortaklık, benzer deneyime sahip olma, hatta sevgi duyma zorunluluğuna bağlı olmadan kurulur, ötekini/ötekiliği kabul etme çabası onu – bir yönden de olsa – tam olarak tanıma düşüncesinin önüne geçer, grubu aşarak toplumun ve canlıların başka kesimlerine doğru yayılır. Bu özdeşleşmeler, etik kaygı üzerine kuruludur. Bu kaygı, Butler’ın15Butler, 2013. Levinas’a göndermeyle işaret ettiği, narsisizmin olumsuz bir biçimi olarak vicdan azabından farklı olan ve narsisistik döngüyü kesintiye uğratan, ötekinden gelene ve ötekinin kırılganlığına dayalı olan bir etik buyruğa bağlıdır. Bu kaygı da ilerletici hafıza etkisi sayesinde toplumların demokratik hafızasıyla kurulan canlı bir hatırlama ilişkisiyle birlikte var olur. Sınıf deneyiminin evrensel çekirdeği olan birincil güvencesizlik, bu aşamada etik bir kaygıya dönüşmüş, sömürü ve baskının olmadığı alternatif toplumsal ilişkilerin geçmişte ve şimdide bulunarak tasarlanmasının kaynağı olmuştur. Bu kümeye denk düşen sınıf ifadeleri arasında örneğin, işçilerin işgal ortamlarında ya da kendilerine açtıkları otorite alanlarında tasarladığı ve deneyimlediği ütopyavari ilişkiler; gündelik hayatlar, çalışma ortamları ya da aktif mücadele içerisinde, ruşeym halinde bulunan adalet ve eşitlik düşünce ve pratikleri; ekonomik ile siyasal ayrımını aşan kolektif siyasal pratikler sayılabilir.

Farklı Kavramsal Tartışmalara ve Sınıf Siyasetine Doğru Açılmalar

Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı, sınıfın öznelliğini hem içsel derinliğini hem de nesnellikle karşılıklı ilişkisini hesaba katarak ele alan bir kuramsallaştırma girişimidir. Sınıfın Özdeşleşme Aşamaları Modeli de bu yaklaşıma dayanarak, herhangi bir sınıf deneyimi kümesini, sınıf deneyimi ifadeleri, oluşturucu etkiler ve aracı faktörler ayrıştırmasını yaparak ve bunların birbirini bağlayarak incelemeyi sağlayan bir yöntem önerisidir. İster bir grup işçinin herhangi bir eylemindeki (grev, direniş, işgal, vb.), ister tek bir işçinin belli bir zaman kesitindeki sınıf deneyimi ifadeleri ele alınsın, bu ifadelere ister dolaylı kaynaklar aracılığıyla (yazılı metinler, röportajlar, kayıtlar, vb.) ister doğrudan gözlem yoluyla ulaşılsın, bu model bir olgunun incelenmesine ve farklı olgu incelemelerinin birbirleriyle karşılaştırılmasına olanak sağlar. Bu incelemelerle, belli bir durumdaki sınıf deneyimi ifadeleri (aşamalarla ilgili kısımlarda bazılarına yer verilen duygular da bu ifadeler arasındadır) dayandıkları kaygı ve özdeşleşmelere göre sınıflandırılabilir ve bu ifadeleri yaratan etkilere ve o etkileri taşıyan faktörlere ilişkin çıkarımlar (yaptıkları etki türleri ve etkinin sınıf süreci açısından geriletici mi ilerletici mi olduğu bağlamında) yapılabilir. Bu çıkarımlar da farklı disiplin ya da yaklaşımların, örneğin ideoloji (ideolojik hegemonya, rıza üretimi, habitus ya da karşı hegemonya mücadelesi, propaganda vb.), kurumsallaşma (devlet şiddeti, işveren şiddeti ya da sözleşme, eşitler hukuku, antiotoriterlik, sendika veya partilerin ortaklaştırıcı işlevleri, vb.) ve hafıza (tarihi unutma, biçimsel demokrasi, kolektif eylem ya da ütopya, taban demokrasisi, sosyalizm, etik, sendika veya partilerin devrimci işlevleri, vb.) gibi kavramlar üzerine birikimleriyle tartışmaya sokularak karşılıklı beslenmenin yeni yolları bulunabilir.

Ayrıca, amacı sınıfın kapitalizmle birlikte kendini yıkmasına katkı sunmak olan bir sınıf siyaseti de bu yaklaşımdan faydalanabilir; kendini, sınıf sürecindeki aracı faktörlerden biri olarak ele alarak, bu süreçler üzerindeki etkisini anlamaya ve bu etkiyi ilerletici olma yönünde dönüştürmeye çalışabilir. Neticede, herhangi bir işçi kesiminin ya da bir bütün olarak işçilerin sınıf oluşuna katkı sunmak isteyen ve bu yolla köklü toplumsal dönüşümler yaratmayı hedefine koyan bir sınıf siyasetinin – ki bu, kişiler, gruplar ya da kurumlar tarafından yürütülüyor olabilir – bu süreçler üzerinde, bilinçli olarak iddia edilen ya da niyetlenilenin ötesinde etkilere sahip olması olasılık dahilindedir. Bu etkilerin neler olduğunu da her zaman önden bilmek mümkün olmamaktadır ve bu nedenle bu etkilerin güncel olarak takip edilmesi, ona göre ilerletici etkilerin sürekli hale getirilip, geriletici etkilerin dönüştürülmesi önemli görünmektedir. Bu çerçevede Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı, tarihin ve hayatın içerisinde, canlı bir siyasetin bir aracı, bir parçası olarak da düşünülebilir.

Notlar

(1) Gürsel, 2022; 2023.

(2) Bullock ve Limbert, 2012.

(3) Parker, 2007.

(4) Gürsel, 2017.

(5) Wood, 2008b.

(6) Wood, 2008a.

(7) Freud, [1926]1981.

(8) Laplanche ve Pontalis, 1988.

(9) Winnicott, 1974.

(10) Gramsci, [1929-35]2007.

(11) Klein, 1946.

(12) Ferenczi, 1949.

(13) Freud, 1913; 1930.

(14) Marx ve Engels, [1848]2014.

(15) Butler, 2013.

Kaynakça

Bullock, H. E. ve Limbert, W. M. (2012), “Sınıf”, Eleştirel Psikoloji içinde, ed. D. Fox, I. Prilleltensky & S. Austin, bölüm çev. B. Gürsel, İstanbul: Ayrıntı, 2012, s. 285.

Butler, J. (2013). Kırılgan Hayat: Yasın ve Şiddetin Gücü (Çev. B. Ertür), İstanbul: Metis.

Ferenczi, S. (1949) Confusion of the Tongues Between the Adults and the Child—(The Language of Tenderness and of Passion), International Journal of Psychoanalysis, 30: 225-230.

Freud, S. ([1930]1981). “Civilization and its Discontents”, The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Vol. 14 (1937-1939), ed. J. Strachey, Londra: Hogarth, 57-145.

Freud, Sigmund ([1926]1981). “Inhibitions, Symptoms and Anxiety”, The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Vol. 20 (1925-1926), Ed. James Strachey, Londra: Hogarth, 75-175.

Freud, S. ([1913]1958). “Totem and Taboo”, The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Vol. 13 (1913-1914) içinde, ed. J. Strachey, Londra: Hogarth, 1-162.

Gramsci, A. ([1929-35]2007). Hapishane Defterleri: Felsefe ve Politika Sorunları -Seçmeler (Çev. A. Cemgil), İstanbul: Belge.

Gürsel, B. (2017). “Eleştirel Psikoloji Nedir, Ne Eleştirel Psikolojidir?”, Psikoloji ve Toplum, 1.

Gürsel, B. (2022). “Marksizm ve Psikanalizin Diyaloğu Çerçevesinden Sınıfa Bakmak: “Sınıfın Bilinçdışı Yaklaşımı” ile Bir Olgu İncelemesi”, Eleştirel Psikoloji: Yaklaşımlar, Gündemler, Tartışmalar (ed. TODAP Çalışma Grubu), İstanbul: İletişim.

Gürsel, B. (2023). Sınıf Çalışmalarında Deneyim ve Öznelliği İncelemeye Yönelik bir Yaklaşım ve Model Önerisi [Doktora tezi, Kocaeli Üniversitesi] YÖK Tez Merkezi.

Laplanche, J. ve Pontalis, J-B. (1988). The Language of Psychoanalysis (Çev. D. Nicholson-Smith), Londra: Karnac.

Marx, Karl, Friedrich Engels ([1848]2014). Komünist Manifesto (Çev. N. Satılgan), İstanbul: Yordam.

Klein, M (1946). “Notes on Some Schizoid Mechanisms”, International Journal of Psychoanalysis, 27, 99-110.

Parker, I. (2007). “Critical Psychology: What It Is and What It Is Not”, Social and Personality Psychology Compass 1/1: 1–15.

Wood, E. M. (2008a) “Altyapı ve Üstyapının Yeniden Değerlendirilmesi”, Kapitalizm Demokrasiye Karşı: Tarihsel Maddeciliğin Yeniden Yorumlanması içinde, çev. Ş. Artan, İstanbul: Yordam, 65-94.

Winnicot, D. W. (1974). “Fear of Breakdown”, International Review of

Psychoanalysis, 1, 103-107.

Wood, E. M. (2008a) “Altyapı ve Üstyapının Yeniden Değerlendirilmesi”, Kapitalizm Demokrasiye Karşı: Tarihsel Maddeciliğin Yeniden Yorumlanması içinde, çev. Ş. Artan, İstanbul: Yordam, 65-94.

Wood, Ellen Meksins. (2008b). “Bir Oluşum ve İlişki Olarak Sınıf”, Kapitalizm Demokrasiye Karşı: Tarihsel Maddeciliğin Yeniden Yorumlanması (Çev. Ş. Artan) içinde, İstanbul: Yordam, 95- 130.

Bunları okudunuz mu?