“Ölenle Ölünmüyor”: MESEM’lerde Sınıf Deneyimi

Bu çocukların hissettikleri tek duygu korku da değil. Bir de yorgunluğun içinde kristalleşmiş, zamanla katılaşmış bir çaresizlik var.
Okuma listesi
Editör:

“Aynı günde ölür aynı günde yıkar aynı gün gömeriz.
Bizim buralarda Ross, her şey aynı anda oluyor.
Aynı anda patlıyor birbirimizin gözü önünde bir bomba
Bir küçük kız. Ölüyorlarız.
Birinin kolu kırılıyor, sızdırmayın, kalsın yen içinde diyorlar.”
Birhan Keskin

Hatay’ın İskenderun ilçesinde MESEM kapsamında bir pastanede çalışan 16 yaşındaki Mahir Buğra K., elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi.1https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/1-mayis-ta-cocuk-isci-olumu-mesem-li-mahir-yasamini-yitirdi-2500528 İstanbul Büyükçekmece’de kafası sac büküm makinesine sıkışan 14 yaşındaki Arda Tonbul hayatını kaybetti. Sıkıştığı yerde 16 dakika boyunca kurtarılmayı bekleyen Arda Tonbul yoğun bakıma alınmıştı.2https://www.bbc.com/turkce/articles/c9wgz754qjno Manisa Soma’da 17 yaşındaki Alperen Eren Ural, doğalgaz borusu düşerken yüksekten düştü. 5 günlük yaşam mücadelesini kaybetti.3https://bianet.org/haber/mesemde-yine-cocuk-isci-olumu-295739#google_vignette

MESEM, sermaye ve devlet aşkının en tehlikeli meyvelerinden biri. Çocuk emeğini sömürmenin düzenli ve sürekli hâli. Patronlar, devlet teşvikiyle çocukları rahatça sömürürken MESEM’ler çocukların hem okula gidip hem iş öğrenecekleri bir proje olarak sunulmaya devam ediyor. 561 bin 724 çocuk MESEM’lerde bizzat devlet eliyle sömürülüyor.4https://e-mesem.meb.gov.tr/ Öğrenciler haftanın büyük çoğunluğunu, çoğu zaman tam zamanlı işçi gibi, işyerlerinde geçiriyor. Yasal hakları işçilerinkinden çok daha kısıtlı. Denetim mekanizmaları fiilen işlevsiz. İşverenler için ise tablo ideal: Hem ucuz ve esnek bir iş gücü hem de iş kazası halinde “stajyer” statüsünün gri alanından yararlanabiliyorlar. İSİG verilerine göre, 2013-2026 yılları arasında 852 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Özellikle son iki yılda MESEM’lerde ölen çocuk sayısının arttığına tanıklık ediyoruz.5https://www.isigmeclisi.org/21620-cocuk-isciligine-sanal-bagimliliga-uyusturucuya-kumara-siddete-ve

MESEM’lerin nasıl çalıştığı, çocukların kanı emilerek sistemin nasıl beslenip büyüdüğü defalarca yazıldı, anlatıldı. Patron ucuz ve örgütsüz bir iş gücüyle karşı karşıya; bu, sonsuz dönen bir sömürü çarkı. Devlet, doğrudan teşvikler aracılığıyla sermayeye açabileceği en geniş alanı açmaya devam ediyor. Aileler yoksul, çaresiz. Üstelik yine devlet tarafından “Çocuğunuzun eli erkenden iş tutacak, çocuğunuz meslek sahibi olacak.” yalanlarıyla ideolojik olarak kuşatılmış durumdalar. Toplum hissizleşmiş, üst üste o kadar kayıp o kadar çok acı yaşıyoruz ki yas hiyerarşisinde sıra yoksul çocukların ölümüne gelemiyor.

Peki bu tabloda çocukların payına ne düşüyor? Bu çocuklar yukarıda örneklerini verdiğim ölümlerin yaşandığı yerlerde çalışıyor. Kaybettikleri arkadaşlarıyla aynı tezgahta, aynı makinenin başında çalışıyorlar; birinin hikâyesinin aslında kendi hikâyeleri olduğunun farkındalar. Bu ölümlerin birinci derece tanığı onlar; acının, korkunun, çaresizliğin tam ortasındalar.

“Kaç kere ölümden döndüğümü sayamam muhtemelen.” diyor 16 yaşındaki Alperen K. Motor bölümünde çalışıyor, sabah sekizden akşam sekize. Her geçen gün başka bir sıra arkadaşının kaybolduğunu görüyor; kendisinin kaç kere şansa sığındığını artık saymıyor. Ankara’da bir fabrikada CNC torna operatörü olarak çalışan M.B. ise makineden malzeme fırladığını, kapının kapalı olması sayesinde kurtulduğunu anlatıyor: “Bir şey olsa ne olur ki? Direkt işe bakıyorlar, malzemeye bakıyorlar. Bir de üstüne fırça yiyorsunuz.” İş güvenliği ekipmanı talep ettiklerinde aldıkları yanıt şu: “Halledeceğiz, vereceğim, alacağım.” Üç yıl boyunca koordinatör öğretmeni fabrikaya uğramamış M.B’nin. Geldiği zamansa patronun yanında sorular sormuş. “Patron yanında konuşamıyoruz, sorunlarımızı dile getiremiyoruz.” diyor.

Bir de sustukları, seslerini çıkaramadıkları anlar var. Tekstil atölyesinde düğme makinesinde parmağı kalan genç, kazayı kimseyle paylaşamadığını söylüyor: “Korktuğum için kimseyle paylaşamadım.”. Patron hastanede onu kendi kızı gibi tanıtmış, yarayı “Evde tüpün arasına parmağını sıkıştırdı.” diye açıklamış. İş kazası böylece kayıt dışı kalmış, istatistiklere girmemiş, hesabı sorulmamış.

Bu çocukların hissettikleri tek duygu korku da değil. Bir de yorgunluğun içinde kristalleşmiş, zamanla katılaşmış bir çaresizlik var. Güzellik bölümünde sabah dokuzdan gece yarısına kadar çalışan 17 yaşındaki genç kadın, “Koşullar kötü ama mesleğimi elime almak için katlanıyorum. Her şeye geçecek gözüyle bakıyorum.” diyor. Bu cümleyi okuyunca durmak gerekiyor. Çünkü bu, MESEM sisteminin ürettiği rızanın en yalın, en ham ifadesi: Sömürü koşullarını net bir biçimde görmek, ama onları aşmanın başka yolu olmadığına inanmak. Katlanmak burada hem bir savunma hem de bir tuzak. Sistem, tam da bu “geçecek” umudunu hammadde olarak kullanıyor. Koordinatör öğretmenler sorunları okula iletmiyor; sorunlar okula iletilmediği için hiçbir şey değişmiyor; hiçbir şey değişmediği için katlanmaktan başka yol kalmıyor. Döngü bu kadar basit, bu kadar acımasız işliyor.

Motor bölümünde günde 150 TL’ye çalışan öğrenci ise mobbinge uğradığını ama ailesinin izin vermediği için işten çıkamadığını söylüyor. “Çalışmamı, meslek öğrenmemi istiyorlar. Peki ben böyle meslek mi öğrenmiş oluyorum?” diye soruyor. Cenazesine gidemediği halasının ardından işten ayrılmak zorunda kalan diğer genç ise patronun “Ölenle ölünmüyor.” dediğini aktarıyor. Bu cümle kazara söylenmiş bir kabalık değil; MESEM sisteminin işçi sınıfının çocuklarına biçtiği değerin en açık sözlü ifadesi. Patron bu cümleyi söylerken yalan söylemiyor aslında, geleceksiz ve güvencesizlik içinde yaşayan çocuk işçiler için yas tutmaya bile vakit olmadığını bir kere daha vurguluyor o kadar.

Üç yıldır sistemin içinde olan bir öğrenci şunu söylüyor: “Üç senedir iş vermiyorlar, hiçbir şey öğrenemiyorum, sadece izliyorum. ‘Sen yapamazsın.’ deyip elimden alıyorlar. “Üstümde çok baskı var. Stres oluyorum.” Sonra ekliyor: “Okullarda yaşanan son saldırılar da beni çok etkiledi, sürekli ağlıyorum, iyice soğudum.” Bu son cümle önemli. Çünkü bu çocuk, aynı anda hem fabrikadaki hem de okullardaki şiddete maruz. Kaçacak bir yer yok. Hem çalıştığı yer güvensiz hem de okul güvensiz. Memleketin yoksul çocuklara ayırdığı alan, güvencesizliğin kendini her gün yeniden ürettiği bir yer. Alperen K. sistemi tanımlıyor, isim koyuyor: “Çocuk işçi sömürüsü olmayan, her geçen gün başka bir sıra arkadaşımızı kaybetmediğimiz bir eğitim görmek istiyorum.”6Haberlerin detayları için: https://bianet.org/haber/16-yasindaki-mesem-ogrencisi-anlatiyor-isinmak-icin-sobaya-yag-dokup-cop-yakiyoruz-313587 https://yeniyasamgazetesi9.com/mesemli-ogrenciler-anlatiyor-meslek-degil-ayak-isleri/ https://haber.sol.org.tr/haber/mesem-gercegini-cocuklar-anlatti-defterlerimiz-bombos-sinavlardan-once-bize-soru-ve-cevaplari https://www.birgun.net/makale/mesemli-bir-lise-ogrencisi-ile-soylesi-sanayi-tezgahlarinda-curuyoruz-651648

“Türkiye Yüzyılı” diye öve öve bitiremedikleri bu rejim çocuklarına hangi duyguları layık görüyor? Güvencesizliğin beslediği korku, yoksulluğun getirdiği çaresizlik, öldüklerinde arkalarından yas bile tutulamayacağını bilmelerinin beslediği bir değersizlik.

MESEM’lerdeki ölümler Türkiye’de işçi sınıfının çocuklarının sistematik olarak nasıl değersizleştirildiğinin açık bir tezahürü; belirli bir sınıfsal konumdaki çocukların hayatlarının daha az değerli sayılması. Susanlar da dahil, bunların hepsi bir sınıf deneyiminin parçası. Mesele bu deneyimi birleştirmek, dağınık ve özel olan acıyı kolektif ve siyasi olana taşımak. Ama bu kendiliğinden olmuyor. Olmadığı için de bu çocuklar, her sabah kaybettikleri arkadaşlarının tezgahına oturmaya devam ediyorlar. Korku, çaresizlik, değersizlik; bunlar salt bireysel duygular değil, sınıfsal bir konumun ürünleri. Ve bu duyguları üreten sistem, hesabını vermediği sürece bir sonraki ölüm de “talihsiz kaza” olarak okunacak, bir sonraki çocuk da “ölenle ölünmüyor” söylemiyle yalnız bırakılacak. Tüm bu korkuyu, çaresizliği, değersizliği öfkeye; öfkeyi de kolektif bir talebe dönüştürmek zorundayız ki bir sonraki çocuğun ölümü kader diye anlatılamasın, bir sonraki aileye “olur böyle şeyler” denemesin, bir sonraki iş yeri aynı rahatlıkla çalışmaya devam edemesin.

Dağınık acılar birbirine değmediği sürece, her biri kendi içine kapanıyor; ama değdiği anda başka bir şeye dönüşüyor: talebe, söze, itiraza. Bu yüzden mesele, o tezgâhların başında tek başına duran çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirecek bir hat kurmak. Korkunun yerini dayanışmanın, çaresizliğin yerini mücadelenin aldığı bir hat. Ancak o zaman “talihsiz kaza” yalanı çöker; ancak o zaman bu ölümler gerçekten politik bir hesaplaşmanın konusu olur.

(1) https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/1-mayis-ta-cocuk-isci-olumu-mesem-li-mahir-yasamini-yitirdi-2500528

(2) https://www.bbc.com/turkce/articles/c9wgz754qjno

(3) https://bianet.org/haber/mesemde-yine-cocuk-isci-olumu-295739#google_vignette

(4) https://e-mesem.meb.gov.tr/

(5) https://www.isigmeclisi.org/21620-cocuk-isciligine-sanal-bagimliliga-uyusturucuya-kumara-siddete-ve

(6) Haberlerin detayları için: https://bianet.org/haber/16-yasindaki-mesem-ogrencisi-anlatiyor-isinmak-icin-sobaya-yag-dokup-cop-yakiyoruz-313587 https://yeniyasamgazetesi9.com/mesemli-ogrenciler-anlatiyor-meslek-degil-ayak-isleri/ https://haber.sol.org.tr/haber/mesem-gercegini-cocuklar-anlatti-defterlerimiz-bombos-sinavlardan-once-bize-soru-ve-cevaplari https://www.birgun.net/makale/mesemli-bir-lise-ogrencisi-ile-soylesi-sanayi-tezgahlarinda-curuyoruz-651648

Bunları okudunuz mu?