Demo v1.0

14 Temmuz 2024, Pazar

Beta v1.0

Kral Lear: Marx, Shakespeare ve Modern Prekarya

Bugünün dünyasında, prekaryanın ve mültecilerin vahim durumu Shakespeare’in tasvirine yaklaşıyor. Lear’ın insan onurunu, sosyal adaletsizliği ve varlığın eşit dağılımının bir ihtiyaç olduğunu fark etmesi ivediliğinden hiçbir şey kaybetmedi.
Çeviren:
Doğa Akın
Kaynak:
Culture Matters

Marksizmin temel görüşlerinden biri, ilkel toplumun sona erişinden bu yana tüm tarihin, sınıflı toplumların ve sınıf çatışmalarının tarihi olduğudur. Sanat da tarihten bağımsız cam bir fanus içinde ortaya çıkmaz; tarihsel sürecin ve insanların dünyayı algılayış biçiminin bütünlüklü bir parçasıdır. Dolayısıyla bir sanat eserinin özüne ulaşmanın en uygun yolu, yaratıldığı zamanı ve bu dönemi toplumsal güçleri bağlamında anlamaktır.

Shakespeare’le birlikte tarihsel olarak kendinin farkında olan, sunduğu gerçekliğin tarihsel olduğunu bilen bir sanat doğar. Tarihsel değişim Shakespeare oyunlarında kök salmıştır ve tarihsel çatışmalar üzerine inşa edilmişlerdir. Yorumlama görevi -hem tiyatroda hem de eleştiride- bu esas çatışmayı anlamaktan geçer. Shakespeare oyunlarını anlamak için atılan her ciddi adım ortaya konuldukları dönemi, geç Rönesans’ı, erken 17.yüzyıl İngilteresi’ni de anlamayı gerektirir: Shakespeare tiyatrosunun içerisinden çıktığı, burjuvazi toplumunun oluşmasının ile evrelerinin oluştuğu ve muazzam kargaşaların yaşandığı erken modern dönemi anlamayı.

Shakespeare trajedileri, Ortaçağın düşüşü ve erken dönem burjuvazinin başlamasıyla ortaya çıkan karşıt tarihsel güçlerin temel çatışmasını gözler önüne serer. Burjuvazinin içinde bulunan bu karşıt güçler -Rönesans terimleriyle- Hümanizm ve Makyavelizmdir. Başka bir deyişle Thomas More ve Rotterdamlı Erasmus’un kavrayışıyla Hümanizm ile gücü elde etmek ve muhafaza etmek hakkında ünlü bir el kitabı haline gelmiş olan Prens’in yazarı Niccolò Machiavelli bağlamında Makyavelizmdir.

Temel kümelenmeye dahil olan üçüncü güç, eski düzenin temsilcileri Ortaçağ feodal dünyasıdır. Tüm bu kümelenmedeki dördüncü element ise ilk kez Hamlet’te mezarcılar olarak söz hakkı verilmiş, avam unsuru olarak işçi sınıfıdır. Trajedilerin içindeki çeşitli çatışmalar işte bu unsurlardan yola çıkar.

Kral Lear’ın Marksist bir okuması

Oyundaki temel sosyal güçler

Lear ve oyundaki bir yansıması olarak gördüğümüz Gloucester, halkıyla ve de ferasetiyle olan bağlarını bütünüyle kaybetmiş salt feodal bir monarktır. Onun katı feodal düzeninde, bir kimsenin hiyerarşideki yeri kesinkes çizilidir ve değiştirilemezdir. Lear büyük kızları tarafından kendisine gösterilen saygısızlığı kavrama kabiliyetinden yoksundur. Gücünü ve krallığını onlara teslim ettikten sonra gururunun ve kendisinin hiçe sayılması dünyasını bütünüyle ve derinden sarsar. Bildiği toplumu geride bıraktıktan, daha doğrusu büyük kızları tarafından defedildikten sonra, fundalığa her şeyini kaybetmiş ve çırılçıplak bir adam olarak girer.

Ağılı kasıp kavuran fırtına âdeta Lear’ın zihninin bir yansıması gibidir. Bu şiddetli kasırganın ortasında, fakirlerin ve ‟deli”lerin mıntıkasındadır; Lear, mülksüzlerin durumu için derinden bir anlayış kazanır. Fundalığa girmeden önce ‟başlarını sokacak yerleri olmayan” evsizler için dua eder:

Çırçıplak biçareler, bu insafsız fırtınanın saldırışlarına göğüs geren zavallılar! Başlarınızı sokacak bir dam olmadan, o bir deri bir kemik vücutlarınız, o lime lime paçavralar böyle havalarda nasıl koruyor sizleri? Bakın bunları şimdiye kadar pek düşünmemiştim ben. Ey ihtişam, debdebe, işte ilacın senin! Bu sefillerin çektiklerini sen de çek ki, sana fazla geleni onlara verip tanrıların daha adil olabileceğini gösteresin.

Fakir ve evsizlerle, dışarı atılmışlarla yüz yüze geldiğinde fark eder ki bu durum krallığında hep süregeldi ve kendisi hiçbir zaman bu sefiller için en ufak bir çaba göstermedi. Bu uyanış delilik değil, deliliğin tam aksidir. Lear, en yavan paçavralar giyinmiş, çıplaktan hallice ve deli dilenci taklidi yapan Edgar’a denk geldiğinde gözleri daha da açılır:

Medeniyet süsleriyle bezenmemiş olan insan tıpkı senin gibi böyle zavallı, çırılçıplak, iki ayaklı hayvandan başka bir şey değildir. Parça parça edeceğim şu iğreti şeyleri! (Elbiselerini parçalamak ister)

Burada önemli olan o insanlığı keşfeder, ‟o şeyin kendisini”, ‟uyumsuz insanı”. Lear’ın gelişiminde bu çok önemli bir noktadır. Sembolik olarak bu uyanışın altını daha da çizmek için kıyafetlerini parçalar. Ancak tabii ki gerçekten delirdiğinin bazı belirtileri de vardır, bazen sadece dramatik anları daha çekilebilir kılmak için araya serpiştirilmiş komedi unsuru olarak olsa da sıklıkla arkasında başka bir sebep yatar; Lear’ın kızları Goneril ve Regan’ı sahte mahkemede Edgar ve Soytarı’yı jüri yaparak yargılaması gibi:

Sonra yarsınlar, açsınlar Regan’ın göğsünü! Yüreğini neler sarmış, bir baksınlar! Kalpleri kurutup katılaştıran şey nedir, çıkarsınlar ortaya.

Lear burada kalbi katı yapan şeyin ne olduğuna dair bilimsel, nesnel bir inceleme ister. Gelişimsel olarak uzun bir yol katetmiştir artık. Oyunun devamında, kör Gloucester’la Dover yakınlarında karşılaştığında ‟kaçık” olmaya devam eder ve sosyal adaletsizlik üzerine şöyle bir yorumda bulunur:

Dünyanın hali gözsüz de görülebilir; kulaklarınla bak. Şu hakim, şu zavallı hırsıza nasıl sövüp sayıyor bir bak. Gel kulağına söyleyeyim: şu ikisinin yerlerini şöyle bir değiştiriver. Hah, şimdi söyle bakalım: hangisi hırsız, hangisi hakim?

Ayrıca böyle bir gözlem yapar:

Lime lime elbiseler en küçük kusurları bile meydana koyar; kürklü cübbeler her ayıbı örter. Günahına altın kaplat, adaletin kudretli kılıcı bir şey yapamadan kırılır; paçavralara sar, bir cücenin saman çöpü bile onu deler geçer.

Edgar da Lear’ın bu derin anlayışını kavrar ve ekler: ‟Mantık deliliktir”. Bu, Lear’ın insaniyetindeki devasa bir ilerlemedir. Lear’ın çöküşü bu yeni ve fakirin halinden anlayan, insanların temel eşitliğini fark eden, henüz kazanılmış insanlığının da yıkımı anlamına gelir. Ölümünü trajik yapan da budur.

Goneril, Regan, Edmund ve Cornwall bu oyundaki çıkarcı, Makyavelist genç jenerasyondur. Aldatmada usta oldukları oyunun en başından beri seyirci için gayet açıktır. Ancak ne kadar insaniyetsiz oldukları zamanla ve hareketleriyle açığa çıkar. Çoğu yerde hem düşünme biçimleri hem de nasıl oynandıkları bize oldukça modern gelir. Hakiki şefkat, dürüstlük, doğruluk ve bağlılık onlar için hiçbir şey ifade etmezken; bir başkasının onuru ya da yaşamı söz konusu olsa bile kişisel çıkarları her şeyleridir.

Cordelia ve Edgar (Edgar ilk başta Makyavelist biri tarafından yanıltıldıktan sonra değişir) özgür, sadık ve hayatlarını adalet uğruna feda etmeye hazır karakterler olarak geliştirildiler. Cordelia ve Edgar Rönesans hümanizmini benimsemişlerdir; bilge, dürüst, sadık ve genel geçer değer yargıları hakkında bir fikirleri var. Cordelia, Edmund’un entrikaları yüzünden ölse de; Edgar, Albany’nin ilan edilmiş kralı, Cordelia’nın ruhunu taşıyarak yönetmeye yemin eder.

Oyun ne ile ilgili?

Yeni Makyavelist düzen tehdidi

Oyundaki en büyük tema sosyal düzenlerin yıkıcı ve şiddetli çarpışmasıdır: Gücünden ve statüsünden, ev ve yurt hakkından soyundurulmuş bir eski feodal monark ve bu haklarını elinden alan en büyük kızları, Makyavelist jenerasyon. Tehlikeli ve kanlı bu yeni gücün yanında toplumu insani, dürüst ve içlemci bir şekilde daha ileriye götüren hümanist yeni bir güç de vardır.

İyi krallık ya da liderlik

Bu oyunda, Hamlet ve Macbeth’teki gibi, Shakespeare iyi bir lider ya da kral nasıl olmalıdır sorusunu sorar. Her şeyden önce herkesin refahını düşünen, dürüst ve bilge olmalıdır. İyi liderler kötücül güçleri yenmek için hayatlarını feda etmeyi göze alabilmelidir.

İnsanlığın temel eşitliği

Lear, deklare edilmiş olan kral, bu yeni toplumun dışına bir yere sürüklenir. Burada çıplak biçarelerle beraber yaşar, ortak insanlıklarını kavrar ve kabullenir. Ve bu da krallığındaki kendisinin sorumlu olduğu devasa sosyal eşitsizliğin ve yozlaşmanın topluma ne kadar zarar verdiğini fark ettirir. Bu deneyim Lear’ı, servetin eşit dağılımının bu problemler için tek çözüm olduğunu anlamaya iter.

Sosyal hiyerarşinin yarattığı sosyal eşitsizlik

Ağıldaki ötekileştirilmiş olan herkes İngiltere’de işlerin işleyiş biçiminin yanlış olduğuna dair ortak bir anlayışa varırlar. Her biri yozlaşmayı, güçlünün cahilliğini ve fakire olan umursamazlığı tanımlar. Ve hepsi farklı bir toplumun, Soytarı’nın dediği gibi: ‟Gücü ayaklarından alan” bir toplumun tasavvurunu ederler. İhtimaller üzerine düşünülen bu ütopik tema, oyunun temalarının doğasında vardır.

Shakespeare bugün hala güncelliğini korumaktadır. Oyunları, değişmeyen ve değiştirilemeyen puslu bir evrensel insanlık durumu hakkında değildir. Trajedileri, tarihten ve erken kapitalizmden köklerini alır. Oyunları onun çağıyla dolayısıyla bizim çağımızla ilgilidir.

17.yüzyıl Britanyası’ndaki yeni tarihsel konumlarına tepki olarak burjuva sınıfı, hem hümanist hem de Makyavelist bir mantık geliştirdi. Hem totaliter hem de ütopik bir yol izleme potansiyeli olan aynı toplumun iki yüzünü temsil ederler. Trajedilerde sadece bu iki potansiyel sahnelenmekle kalmaz ayrıca aralarında sıkışan karakterleri de görürüz. İlginçtir ki, ‟halis” Makyavelistleri çokça görürken, çok az karakter “halis” Hristiyan prenses ya da prenslerdir, Erasmus’un deyimiyle; Macbeth’teki Kral I. Edward, hatta Kral Lear’daki Cordelia bile buna örnek olabilirler. Bu karakterler genelde arka plandadırlar, vicdan gibi.

Shakespeare insanlığın idealleştirilmiş Rönesans imgesini bir dizi insan arasında dağılmış halde bulur. Birçok karakterinin gösterdiği insan potansiyelini, insanlığın ihtiyaçlarıyla orantılı bir sosyal düzen öngörüsüyle birleştirir ve böylece insanlığın geleceğine işaret eder. Shakespeare’in pozitif karakterleri o çağın insanlarıdır ve ayrıca potansiyelleri bakımından o çağdan önce doğmuşlardır.

Makyavelistler genelin refahı için en büyük tehdidi oluştururlar. Tehlikeli ve ölüm saçan olarak tasvir edilirler. Her durumda insaniyetsizlikleri trajik başrolün düşüşüne sebebiyet verir. Shakespeare’in, bizim hâlâ içinde yaşadığımız, dönemin başındaki tarihsel pozitif bakış açısı, trajedileri, Makyavelistlerin yok oluşlarıyla bitirmesine olanak sağlar.

Çağın doğasını açığa çıkartarak Shakespeare bizi tehlikelere karşı uyarır. Kimin insanlığın düşmanı olduğunu ve kimin insanlığı korumak için savaştığını bizlere gösterir. Bu bakımdan, Shakespeare sadece tarihsel olarak ilgi çekici değildir ayrıca hem bu yaşadığımız döneme hem de geleceğimize katkı sağlayacak değerli şeyleri vardır.

Kral Lear, Hamlet’teki mezarcıların insan eşitliğine olan bakış açısını çok farklı bir boyuta taşır. Lear’ın fundalıkta kelimenin tam anlamıyla çıplak olması genel insan doğasına ve fakirin de fakirliğiyle olan özdeşleşmesine benzersiz bir bakış açısı sunar. Lear her şeyden soyunduğunda insan itibarını keşfeder.

Bugünün dünyasında, prekaryanın ve mültecilerin vahim durumu Shakespeare’in tasvirine yaklaşıyor. Lear’ın insan onurunu, sosyal adaletsizliği ve varlığın eşit dağılımının bir ihtiyaç olduğunu fark etmesi ivediliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Shakespeare seyircisinin önüne kendi zamanının ve dolayısıyla bizim zamanımızın özünü koyarak, bunun nasıl değişebileceğini ve değişmesi gerektiğini gösterir. Onun oyunlarını bizim için şu an bu kadar önemli kılan şey de budur.

 

* Kral Lear’ın Türkçe çevirileri şuradan alınmıştır: Shakespeare, Kral Lear, çev. İ. Şahinbaş,  Ankara, Maarif Yayınevi.

 

Orijinal Başlık: Marx, Shakespeare, King Lear and the modern precariat
Yazar: Jenny Farrell
Türkçeye Çeviren: Doğa Akın
Editör: Ebru Berra Alkan