Tıpkı talepleri hep karşılıksız kalan ama tarihe güç veren trajik kahramanlar gibi, Fransız gençliği geri döndü.
Fransız gençliği her zaman Avrupa’daki fırtına öncesi sessizliği bozmuştur. Kıta, ne zaman tarihi bir dönemece yaklaşsa farkında olmadan uyarı vermek için sokaklara dökülürler. 1789’da feodalizm ölüm sancılarının, 1871’de Paris komünü ile büyük sermayenin yükselişinin, 1968’de Bretton Woods sisteminin patlayışının habercisi oldular. 2018’de safları genç ve unutulmuşlar ile dolu olan sarı yelekliler (gilets jaunes) Macron hükümetinin yoksullardan zenginlere servet aktarma girişimleri konusundaki farkındalığı arttırmak için harekete geçmişlerdi. Tıpkı talepleri hep karşılıksız kalan ama tarihe güç veren trajik kahramanlar gibi, Fransız gençliği geri döndü.
Olaylar, eylül ortasında bir Paris banliyösü olan Créteil’de, lise öğrencilerinin grevdeki öğretmenlere destek vermek için yaptığı bir yürüyüş ile başladı. Üç hafta sonra, yüzlerce okul kapandı, Bastille Meydanı tekrar basıldı ve protestolar Belçika, İtalya ve son olarak da Yunanistan’a sıçradı. Talepler ise utanç verecek seviyede alçakgönüllü: Yeterli sayıda öğretmen, kapasitesini aşmayan sınıflar, döküntü olmayan okul binaları. Devletin cevabı ise hiç alçakgönüllü olmadı. Tablo ürkütücü: Yüzde 86’sı reşit olmayan neredeyse 7.000 tutuklu, elini ses bombası çarpması sonucu kaybeden 15 yaşında bir çocuk ve plastik mermi yüzünden bir gözü kör olmuş 16 yaşında bir çocuk. Bütün bunlar yaşanırken, başbakan öğrencilere “şiddetten” kaçınması konusunda nasihatler veriyor ve “bu öfkeyi seçim kampanyası olarak kullanan” politikacıları sert bir dil ile eleştiriyor.
Olayları takip ediyorum. Oradaki öğrencilerin çoğunun konuşmaları birçok milletvekilinden daha akıcı. Bazıları da iki kelimeyi bir araya getiremiyor ve dürüst olmak gerekirse, bazıları gerçekten hoş olmayan şiddet eylemlerine başvuruyor. Onları izledikçe, zihnim beni İngiltere’deki öğrencilik günlerime götürüyor ve Margaret Thatcher’ın üniversitemizin bütçesini kesme konusundaki ısrarlarına karşı duyduğumuz öfkeyi hatırlatıyor. Aynı zamanda son kitabımda ve son yazımda bahsettiğim arkadaşım Fiona’yı hatırlatıyor.1https://unherd.com/2026/09/the-centre-lefts-slow-suicide/ Öğrenci ve aktivist olduğumuz günlerde Fiona ve ben, Madenci Grevlerinden tutun da Wapping Anlaşmazlığı’na kadar sürekli politik yenilgiler yaşıyorduk. Yorgun olduğum bir gün Fiona’ya, “belki de teslim olma ve pes etme zamanı gelmiştir” dedim. Onun bana verdiği cevap ise 40 yıldır aklımdan çıkmadı: “haklı bir kavgaya girdiğinde, teslimiyetin pençesinde yaşayıp asla teslim olmazsın.”
Gençlerin yüreğindeki politik tutku işte tam olarak bu: Bazen belirsiz, çoğunlukla disiplinsiz ve Thatcher İngiltere’sinden de bildiğim üzere, ne yazık ki çoğu zaman kaybeden tarafta. Fiona’nın tek pişmanlığı, savunulması gereken toplumları savunmak için kavga etmemize rağmen, sebeplerimizin anakronik olmasıydı. Biz kömür madencileri ve onların emeklerini The News of the World ve The Sun gibi gazete müsveddelerine harcayan yayıncılar ile dayanışma içinde direnirken o “Neden yaşamı durdurup temiz enerji ve özgür basın talep edemiyoruz?” diye soruyordu.
Fransa’daki liselilerin böyle bir sorunu yok. Kavgaları kesinlikle anakronik değil. Onlar, her sosyal ekonominin ihtiyacı olan ve bizimkinin en az 2008’den bu yana, hatta İngiltere ve memleketim olan Yunanistan’ın çok daha öncesinden beri bütçe ayırmayı reddettiği şeyi talep ediyorlar: geleceğe yatırım. Bu da doğal olarak gelecek nesiller ile başlamalıdır.
Kaderin cilvesi ise burada. 15 yıldır, orta yolcu siyasetçiler Fransız ailelere ne yeni öğretmen alacak ne de yeni sınıflar yapmaya yetecek bütçe olmadığını söylüyor. Ancak aynı orta yolcular, 2008’den sonra bankerlere sonsuz kaynak bulmuştu, bugün ise silahlanma için sonsuz kaynaklar ortaya çıkarabiliyorlar. Renault bile işin içinde, ilginç arabalar yerine ölümcül dron üretimine geçtiler bile. Neredeyse 20 yıldır, kitleler için kemer sıkma, bankerler ve büyük şirketler için sosyalizm yatırımları boğdu.
Burada bir bilmece yok. Büyük şirketler neden merkez bankasının onlara karşılıksız verdiği tonla parayı, kitlelerin kaliteli ürünleri alacak paraları yokken yatırım olarak harcasın ki? Doğal olarak büyük şirketler bu fonları aldı ve kendi hisselerini geri satın aldı. Bu hisselerin fiyatları uçtukça, müdürlerin maaşları, Paris’teki evlerin fiyatları ve kriptodan sanat eserlerine, yani zenginlerin savuracak kadar parası olduğunda satın aldığı her şeyin fiyatı arttı. Mesele de burada. Neden ev, resim ve Bitcoin alarak para kazanmak varken verimli şeylere yatırım yapılsın ki?
Alman sanayisinin yok olmaya başlamasının, Fransa’da okulların çökmesinin ve bir sürü genç insanın on yıl sonra hayatlarının nasıl olacağı konusunda endişe etmesinin sebebi bu, özellikle de yapay zekâ şimdiye kadar ödevlerini eksiksiz yapan ve onlara tembihlenen düzen içi yolu takip eden çalışkan çocuklar için ayrılmış giriş seviyesindeki işleri ele geçiriyorken. Yetişkinlerin, okulları önüne barikat kuran bu lise öğrencilerini “amacı olmayan isyankârlar” olarak nitelemesi akıl almaz bir durum. Çünkü bu gençler ailelerinden miras kalan kemer sıkma politikası ve küçük bir azınlık için ‘sosyalizmin’ gerçek faturasıyla karşılaşan ilk nesil.
Bunları izledikçe, karamsar düşüncelere kapılıyorum. Öğrencilerin bize imkansızı talep etmemizi öğütleyen, harika gençlik ayaklanması olarak Mayıs 1968’in sonucu muhafazakarlığın güçlenmesi olmuştu. Bugünkü ayaklanma da onlardan nefret eden aşırı sağın ve onların çaresizliğinden beslenen güçleri mi besleyecek? Başkanlık seçimlerine altı ay kalmışken, Marine Le Pen anketlerde önde. Onun tarafının bu duruma nasıl yaklaşacağını zaten gördük.
Créteil ve Seine-Saint-Denis banliyölerinde başlayan protestolar, cumhuriyeti yakıp yıkmaya çalışan yabancı siyah ve Arap holiganların eseri olarak lanse edilmeye çalışılıyor. Paris’in merkezindeki öfkeli beyaz gençler ise, şımarık, burnu havada, iyi liselerin ayrıcalıklı öğrencileri ve karnını doyurmak için çalışmak zorunda kalmanın ne demek olduğunu bilmeyen, eşitsizliğin kurbanı olmamış çocuklar olarak lanse ediliyor. Aşırı sağın stratejisi daha önce de tecrübe edildi: Gençleri ırksal ve sınıfsal ayrımları üzerinden birbirine düşürmek, tedirgin orta sınıflarda onlara karşı bir öfke yaratmak ve nihayetinde düzeni tesis etme vaadiyle Élysée Sarayı’na yürümek. Tabloya bakılırsa gençlik kaybedecekmiş gibi görünüyor; peki gerçekten öyle mi?
Umut arayışı içindeyken, roman yazarı Arundhati Roy tarafından yazılan, dünyanın öbür ucundaki başka bir gençlik ayaklanmasını anlatan makaleyi inceledim. Hindistan’da, Yüksek Mahkeme Başkanı işsiz genç Hintlileri hamam böceği diyerek aşağılamaya çalıştı. Abhijeet Dipke adında bir öğrenci ise Instagram’da buna tek bir soruyla karşılık verdi: “Bütün hamam böcekleri birlik olursa neler olur?” Milyonlar bu soruyu cevapladı. Hamam Böceği Halk Partisi doğdu, ilk talepleri sınav sorularının sızmasına ve milyonların hayatının mahvolmasına sebep olan eğitim bakanın istifasıydı. 20 Temmuz’da, on binlerce genç hamam böceği Yeni Delhi’de toplandı ve biber gazı, coplar ve makinalı tüfekleri geçerek parlamentoya yürüdü. Aylar geçmesine rağmen hala sokaktalar.
Fransa’daki hareket ile aralarında birçok benzerlik var. Delhi’de, Paris’te olduğu gibi konu eğitimdi. Devlet geleceğe hazırlaması gereken çocukları küçümsüyordu. Delhi’de de Paris’te olduğu gibi yangını başlatan talep hızlıca, Roy’un sözleriyle “küçük bir değişim” oldu. Gerçek hedef, sistemi esir almış çürümüşlüktü. Delhi’den gelen bilgilere göre polis kamyonlar dolusu taş ve halihazırda hasar almış araçları, gençleri vahşi devletin reaksiyonunu ise meşru müdafaa olarak göstermek için hazır tutuyordu. Fransa’da bir bakan bir daha şiddetten bahsettiğinde bunu aklınızdan çıkarmayın.
Hamam böceklerinden alınması gereken ders doğru yaptıkları şey. Roy durumu şöyle tanımlıyor; hamam böcekleri halka uzun öğütler vermek yerine, Hindistanlılara ülkelerinin nasıl bir yer olabileceğini gösterdiler. Müslümanlar, Hindular, Hıristiyanlar, Sihler, her kasttan ve her sınıftan birbirlerini polisin karşısında koruyan insanlardı. Dipke isimli alt kastların mensuplarından birisi, ürkek muhalefet siyasetçilerinin söylemeye çekindiği şeyi söylemeye cesaret etti: eğer ismi Khalid olsaydı, çoktan hapiste olurdu. Kısacası, hamam böcekleri, Modi’nin yıllardır derinleştirmeye çalıştığı ayrımlar üzerinden bölünmeyi reddetti. Arkadaşım Fiona’nın bizden yapmamızı istediği şeyi yaptılar: zulmü izah etmeyi bırakıp dayanışmayı büyüttüler.
Hindistan’a baktığımda, Fransa için bir cevap bulduğumu düşünüyorum. Cumhuriyetin gençleri, eğer Créteil’deki çocuklarla 4. Henri lisesinden çocuklar birlikte aşırı sağ ve merkez siyasetin onlara biçtiği rolleri reddederlerse kazanabilirler. Eğer banliyölerdeki yıkık dökük dersliklerin ve Paris merkezindeki kalabalık sınıfların aynı kişilerin eseri olduğunu görürlerse, haysiyetlerinin birbirleriyle bağlantılı olduğunu, Solomon Burke’nin şarkısında söylediği gibi “ya hep beraber ya hiçbirimiz” derlerse kazanabilirler.
Ancak Roy burada bir uyarıda bulunuyor, bizim yani yetişkinlerin kulak kabartması gereken bir uyarı. “Spontane öfke, eğer gerçek bir politik kuvvet ile desteklenmezse yok olmaya meyillidir” diyor. Devletlerin bekleme ayrıcalığı vardır fakat halkın yoktur. Fransız hükümeti, yeni plan vaatleriyle beklemeye başladı bile. Öğrencilerin yorgun bir şekilde Noel’e kadar okullarına dönmelerini bekliyorlar. Burada kendimi arkadaşım Fiona’dansa ikinci-jenerasyon bir feminist olan anneme yakın hissediyorum. Fiona her türlü örgütlenmeye, bürokrat yetiştiren kurumlar olarak gördüğü için, şüpheyle yaklaşıyordu, annem ise bütün hayatını örgütlü mizojininin karşısında geçirmiş biri olarak, örgütlenme olmadan hayatın kasvetli ve mücadelelerin kısa olacağını biliyordu.
Gençler bir ateş yaktı. Şimdi görev sendikalar, öğretmenler, ebeveynler ve kendilerine devlette bir pozisyon aramayı bırakması ve bu anı bir siyasi programa çevirmesi gereken ‘soldaki’ partilerde. Talepler oldukça net: Okullara bütçe, okulları açlığa mahkûm eden kemer sıkma politikalarına son ve geleceğin sektörlerine, —bazılarımızın yıllardır önerdiği kaynaklardan elde edilecek para ile— kamu yatırımları.2https://www.monde-diplomatique.fr/2019/03/VAROUFAKIS/59608
Eğer sol onları hayal kırıklığına uğratırsa, aşırı sağ onların öfkelerinden, aynı sarı yeleklilere yaptığı gibi faydalanacak. Ancak eğer bu işin altından kalkabilirlerse, Fransa’nın genç hamam böcekleri, 1789, 1871 ve 1968’deki öncüllerinin başardıklarından çok daha fazlasını başarabilirler. Sadece Avrupa’yı uyarmak ile kalmayıp bizim faşizme, ırkçılığa ve akılsız çatışmalara sürüklenmemizin önüne geçebilirler. Kanarya yeniden şarkı söylemeye başladı; bu sefer tekrar sessizliğe bürünene kadar beklemeyelim.



