Günlük Arşiv: Aug 24, 2026

#02 | Sınıfın Duyguları

Duygunun Makro Sosyolojisi Olarak Sınıf Kini

Duygu, toplumsal ilişkilerle başlayarak eylemselliğin temelini oluşturur ve bu sebeple toplumsal ilişkilerin yapısını şekillendirir. Böylece duygu, zamanın birbirinden uzaklaştırdığı toplumsal yapılar arasında bir köprü işlevi görür.
Çeviriler

Sınıfsal Duygulanımlar: İşçi Sınıfı Tarihine Duyguları Yeniden Kazandırmak

Duygular birçok akademik disiplinde giderek artan bir ilgi görmektedir, ancak bu gelişme işçi sınıfı tarihçilerini yeterince etkilememiştir. Makale bu konuyu yeniden tartışmaya açarak 19. yüzyıl Amerika'sındaki iki büyük işçi sınıfı protesto hareketinin — güneydeki kölelerin ve kuzeydeki sanayi işçilerinin direnişinin — sadece maddi şikâyetlerden değil, aynı zamanda işçi sınıfının iki farklı ama eşit derecede istikrarsız duygusal rejim arasında yaşadıkları acıları siyasal bir iddia olarak ortaya koyabilme becerisinden kaynaklandığını öne sürer. Birçok duygu söz konusu olsa da, işçi sınıfının öfkesi, sınıf direnişini ve protestoları körüklemede özellikle önemlidir. Bu öfke, bazen orta sınıf hassasiyetleri söylemiyle ifade edilirken, diğer zamanlarda orta sınıf...
#02 | Sınıfın Duyguları

“Ölenle Ölünmüyor”: MESEM’lerde Sınıf Deneyimi

“Aynı günde ölür aynı günde yıkar aynı gün gömeriz. Bizim buralarda Ross, her şey aynı anda oluyor. Aynı anda patlıyor birbirimizin gözü önünde bir bomba Bir küçük kız. Ölüyorlarız. Birinin kolu kırılıyor, sızdırmayın, kalsın yen içinde diyorlar.” Birhan Keskin Hatay’ın İskenderun ilçesinde MESEM kapsamında bir pastanede çalışan 16 yaşındaki Mahir Buğra K., elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi.https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/1-mayis-ta-cocuk-isci-olumu-mesem-li-mahir-yasamini-yitirdi-2500528 İstanbul Büyükçekmece’de kafası sac büküm makinesine sıkışan 14 yaşındaki Arda Tonbul hayatını kaybetti. Sıkıştığı yerde 16 dakika boyunca kurtarılmayı bekleyen Arda Tonbul yoğun bakıma alınmıştı.https://www.bbc.com/turkce/articles/c9wgz754qjno Manisa Soma’da 17 yaşındaki Alperen Eren Ural, doğalgaz borusu düşerken yüksekten düştü. 5 günlük yaşam mücadelesini kaybetti.https://bianet.org/haber/mesemde-yine-cocuk-isci-olumu-295739#google_vignette MESEM, sermaye ve devlet aşkının en tehlikeli...
#02 | Sınıfın Duyguları

Sınıfın Kayıp Asabiyesi ve Sendikal Arayışlar

Sendikalar günümüzde işçi sınıfı kamusallığında geçmişe göre daha az bir yeri kaplıyor ve çok daha zayıf bir duyguyu ifade ediyorlar. Kapitalizmin uzun ve inişli çıkışlı ilerleyen hikayesi içinde onlar da dönüşerek, farklı biçimler alarak bugünlere geldiler. Şiddetli, sert sınıf mücadelelerinden geçip kapitalizmin sosyal devlet ile terbiye edildiği, türlü sosyal politika araçlarıyla düzenlendiği aşamasında bir anlamda altın çağlarını yaşadılar ama aynı zamanda da sistem tarafından içerildiler, bir anlamda asimile oldular. 80’lerin neo-liberal ikliminde güç, etki hatta meşruiyet kaybına uğradılar; artık miatlarını doldurdukları bile söylenir oldu. Ama yine de süreç tam olarak öyle gelişmedi. Yaşanan tüm kayıplara karşın dünyada sendikalar günümüzde de...
#02 | Sınıfın Duyguları

Vitrindeki Boşluk: Tüketim Melankolisi

Freud, Yas ve Melankoli’de Freud, S. (2019). Yas ve melankoli (L. Uslu, Çev.). Cem Yayınevi. (Özgün çalışma 1917’de yayımlanmıştır) iki deneyimi birbirinden ayırır: Yasın nesnesi bellidir, acı gerçektir, zamanla libido o nesneden yavaşça çekilir ve özne yeniden bir dünyaya açılır. Melankolide bu çalışma bloke olur. Özne neyi yitirdiğini biliyor gibi görünür, hangi narsisistik yatırımı o nesneye yüklediğini, nasıl bağlandığını ise bilemez. Libido dışarıdan çekilir, yeni bir bağa aktarılmaz ve benliğe geri katlanır. Nesne öznenin içine alınır, nesneye yönelik ambivalans bir süre sonra benliğe döner. Yasta dünyanın yoksullaştığını, melankolide egonun yoksullaştığını söyler Freud; kayıp dışarıda değil, içeridedir. Süperego sertleşir, kendini...
#02 | Sınıfın Duyguları

Modern İnsanın Psiko-Politik Felaketi

“Yetersiz” dendiğinde geri çekilmeye, “tükenmiş” dendiğinde durmaya, “uyumsuz” dendiğinde susmaya alıştırılırız. Yalnızca bu adları reddetmekten bahsetmiyorum. Onları üreten dili, o dili mümkün kılan yaşamı ve o yaşamın kurduğu ilişkileri görmek gerekir.