Demo v1.0

14 Temmuz 2024, Pazar

Beta v1.0

Tarihin Bedeli

Proleter devrim toplumsaldır; bu nedenle eşi benzeri görülmemiş zorlukları ve itirazları aşmaya mecburdur; bu nedenle tarih onun muzaffer olması için Rus halkının ödemek zorunda kaldığı gibi korkunç bedeller talep etmiştir.
Çeviren:
Onur Gayretli
Kaynak:
L'Ordine Nuovo, 7 Haziran 1919

Başlıklar

Tarih, zaferlerini meşrulaştırmak ve bu zaferlerin devamlılığını sağlamak için Rus proletaryasından daha ne istemektedir? Kaderin bu mutlak hâkimi, insanlardan daha ne kadar kan ve fedakârlık beklemektedir?

Proleter devrimin üstesinden gelmesi gereken zorluklar ve itirazlar, geçmişteki herhangi bir devrimin aştığı güçlüklerden ve karşılaştığı dirençlerden çok daha çetin olmuştur. Bu devrimler üretim ve değişim araçlarındaki ulusal ve özel mülkiyet biçimini iyileştirmekten başka bir amaç gütmediğinden, bir yığın olarak insanlığın sınırlı bir bölümüne hitap etmiştir. Proleter devrim ise mümkün olan en ileri devrimdir: Özel ve ulusal mülkiyeti ortadan kaldırmaya ve sınıfları ilga etmeye yöneldiği için, insanlığın tamamına hitap eder. Tüm insanları harekete geçirmeye, mücadeleye katılmaya ve devrimin bir parçası olmaya zorlar. Toplumu kökten dönüştürerek, çok hücreli bir organizma olan toplumun tabanını, gene o toplumun organik çekirdeği hâline getirir. Toplumun tüm kesimlerini devletin kendisiyle özdeşleşmeye şartlandırır, tüm insanların manen olduğu kadar tarihsel olarak da bilinçli olmasını gerektirir. Bu nedenle proleter devrim toplumsaldır; bu nedenle eşi benzeri görülmemiş zorlukları ve itirazları aşmaya mecburdur; bu nedenle tarih onun muzaffer olması için Rus halkının ödemek zorunda kaldığı gibi korkunç bedeller talep etmiştir.

Rus Devrimi bugüne kadar tarihin tüm engellerine karşı zafer kazanmıştır. Rus halkına, başka hiçbir ulusun sahip olmadığı bir devlet adamları aristokrasisi kazandırmıştır; onlar, hayatlarını siyaset ve ekonomi biliminin (deneysel) çalışmalarına adamış, sürgünde geçirdikleri onlarca yıl boyunca devrimin tüm sorunlarını tahlil etmiş, Çarlığın iktidarına karşı giriştikleri çetin ve eşitsiz düelloda karakterlerini çelik gibi sertleştirmiş birkaç bin adamdır; Avrupa, Asya ve Amerika gibi kapitalist uygarlığın tüm biçimleriyle temas hâlinde yaşayan, kendilerini ticaretin ve tarihin dünya çapındaki akışına kaptıran bu insanlar, imparatorlukların fatihlerinin kılıcı gibi soğuk ve keskin, tam ve hassas bir sorumluluk bilinci geliştirmişlerdir.

Rus komünistleri, tarihin görüp görebileceği sayılı lider sınıflarından biridir. Lenin -bir şekilde kendisiyle temas kurmuş, konuşmuş ve/veya sofrasında bulunmuş herkesin ortak kanaatini söylüyorum- çağdaş Avrupa’nın en büyük devlet adamı olduğunu göstermiştir; öyle bir liderdir ki insanların itibarını kurtarmış, kalplerindeki ateşi harlayarak yekvücut olmalarını sağlamış; devrimin hizmetine sunulabilecek tüm toplumsal enerjiye hükmetmiş ve burjuva düzeninin en kibar ve en kurnaz devlet adamlarını dizginleyip alt etmeyi başarmıştır.

Oysa komünist öğreti, onun sözcülüğünü yapan parti, onu benimseyerek içselleştiren işçi sınıfı başka bir şeydir; uzun ve trajik bir savaşla yoksulluk, barbarlık, anarşi ve çözülmenin dipsiz kuyusuna atılmış, parçalanmış, dağılmış muazzam Rus halkı bambaşka… Bolşeviklerin siyasi azameti, tarihsel başyapıtı nedir derseniz tam olarak şudur: Bolşevikler yıkılmış bir devi ayağa kaldırarak bu çöküşe, bu kaosa yeniden (ya da ilk kez) somut ve dinamik bir biçim kazandırmış; komünist öğretiyi Rus halkının kolektif bilinciyle nasıl kaynaştıracağını bilmiş; komünist toplumun tarihsel gelişim sürecini başlatan güçlü temelleri atmış ve Marksist proletarya diktatörlüğü formülünü kelimenin tam anlamıyla tarihsel olarak deneysel gerçekliğe dönüştürmüştür. Devrim kendisini bir tür Devlette somutlaştırdığında, daha açık bir ifadeyle örgütlü bir iktidar sistemi hâline geldiğinde demagojik söylemlerin oluşturduğu içi boş bir şişeden ibaret olmaktan çıkar. İşte devrim budur. Bir toplum, tüm yasaların ve ödevlerin kaynağı ve nihai hedefi olmanın yanı sıra her toplumsal faaliyetin sürekliliğinin ve başarısının da garantisi olan bir Devlet olmadan var olamaz. Proleter devrim, temel işlevlerini proleter yaşamın ve iktidarın yayılması olarak tanımlayan -proleter hukukun bekçisi- tipik bir proleter Devlete hayat verdiğinde proleter devrim olacaktır.

Bolşevikler uluslararası işçi ve köylü sınıfının tarihsel deneyimlerini devlet formuna kavuşturmuş; onun en mahrem yaşamını, geleneğini, en derin ve en sevilen manevi ve toplumsal tarihini karmaşık ve esnek bir şekilde eklemlenmiş bir organizma içinde örgütlemiştir. Bolşevikler geçmişle bağlarını koparmış ancak geçmişten kopmamıştır; bir geleneği parçalamış ama proleter, işçi ve köylü sınıfının yaşayan geleneğini geliştirerek zenginleştirmiştir. Devrimci tutum budur çünkü Bolşevikler yeni bir düzen ve disiplin getirmiştir. Kopuş kaçınılmazdır çünkü tarihin özü devreye girmiştir; artık geri dönüş mümkün değildir, aksi takdirde Rus toplumunun başına büyük bir felaket gelecektir. İşte şimdi, yeni proleter devlete dâhil edilmesi gereken, en basitinden en karmaşığına kadar tarihin tüm gereklilikleriyle zorlu bir düello başlamıştır.

Yeni devletin, Rus halkının vefakâr çoğunluğunun desteğini kazanması gerekiyordu. Rus halkına bu yeni devletin kendi devleti, kendi yaşamı, kendi tini, kendi geleneği, en değerli varlığı olduğunu göstermesi gerekiyordu. Sovyetler Devleti’nin bir lider sınıfı, Bolşevik Komünist Partisi vardı; sınıf bilincini, tüm sınıfların, sanayi işçilerinin hayati ve daimî çıkarlarını temsil eden toplumsal bir azınlığın desteğine sahipti. Bu azınlık, Rus halkının bütününün devleti hâline gelmiştir; böylece, on parmağında on marifet Nikolay Lenin’in mutlak iradesinin önderlik ettiği Rus komünizminin istisnai adamlarının kararlı ve biteviye yürüttüğü propaganda, aydınlatma ve eğitim çalışmaları, Komünist Parti’nin sarsılmaz azmini, işçilerin güvenini ve gönülden bağlılığını kazanmıştır. Sovyetler, Rus halkının kahir ekseriyetinin yerleşik ve can alıcı birçok (iktisadi ve siyasi) gereksinimine ilaç olan, dünyanın tüm ezilenlerinin özlemlerini ve umutlarını somutlaştıran ve karşılayan örgütlü toplum biçimi olarak ölümsüz olduğunu göstermiştir.

Uzun olduğu kadar acılarla dolu bu savaş, geriye hazin bir yoksulluğu, barbarlığı ve anarşiyi miras bırakmıştı; sosyal hizmetler örgütlenmesinin beli kırılmış; insan toplumunun kendisi çalışmayan, iradesi olmayan, disiplin yoksunu insanlardan oluşan göçebe bir güruha, çürümekte olan donuk bir malzemeye dönüşmüştü. Bu yeni devlet, yıkıntılar arasından toplumun yıpranmış parçalarını toplayarak onları yeniden bir araya getiriyor, tabiri caizse yeniden kaynaştırıyor: Bir inancı, bir disiplini, bir ruhu, bir çalışma ve ilerleme arzusunu yeniden yaratıyor. Bu öyle bir görev ki, bütün bir neslin zaferi olacak.

Açık söylüyorum bu yetmez. Gerçek şu ki tarih bu kanıtla yetinmiyor. Korkunç düşmanlar yeni devlete karşı amansızca sıraya dizilmiştir. Yurttaşı yozlaştırmak için sahte para basılıyor, aç karnı doyuruluyor. Rusya’nın denizle olan tüm bağlantısı kesiliyor, tüm ticareti baltalanıyor, tüm dayanışma kanalları kırılıyor; Ukrayna’dan, Donets Havzası’ndan, Sibirya’dan, her türlü ham madde ve gıda maddesi pazarından mahrum bırakılıyor. Silahlı çeteler on bin kilometrelik bir cephe boyunca işgal tehdidinde bulunuyor: Ayaklanmalar çıkarılıyor, ihanetler tezgâhlanıyor, vandalizm korkunç boyutlara ulaşıyor, terör eylemleri ve sabotajlar ısmarlanıyor. En çok alkışlanan zaferler, hainlerin eliyle ani bozgunlara dönüşüyor.

Ama bunlar önemli değil. Sovyetlerin iktidarı direniyor: Felaketin yarattığı kaostan, proleter devletin belkemiği olacak güçlü bir ordu doğuyor.

Son derece büyük karşıt güçlerin baskısı altındaki bu hareket, komünizme giden kutlu gelişim sürecinden ödün vermeksizin içinde bulunduğu durumun gerekliliklerine uyum sağlayacak entelektüel gücü ve tarihsel esnekliği kendinde bulmaktadır.

Sovyetler Devleti böylece insan uygarlığının yaşamsal sürecinin ölümcül ve geri dönülmez bir anı, yeni bir toplumun ilk çekirdeği olarak kendisini göstermektedir.

Diğer devletler proleter Rusya ile bir arada yaşayamayacağından ve onu yok etmekten de âciz olduklarından, sermayenin elinde bulunan -bilgi tekeli, iftira olasılığı, yolsuzluk, kara ve deniz ablukası, boykot, sabotaj, arsız sadakatsizlik (Prinkipo), insan haklarının ihlali (ilan edilmemiş savaş), teknik olarak üstün araçlarla askerî baskı gibi- muazzam araçlar bir halkın inancı karşısında çaresiz kaldığından, diğer devletlerin ortadan kalkması ya da kendilerini Rusya’ya benzetmeleri tarihsel bir zorunluluktur.

Şu bilinmelidir ki, beşeriyetin bu bölünmüşlüğü uzun süre devam edemez. İnsanlık içte ve dışta birleşme ve dünyanın yeniden inşasına imkân verecek şekilde barış içinde bir arada yaşamaya yönelik bir sistem oluşturmak üzere örgütlenme eğilimindedir. Böyle bir sistemde rejimin biçimi, insanlığın ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde yapılandırılmalıdır. Rusya, korkunç bir savaşın ardından abluka koşullarında yardım almadan, sadece kendi gücüyle iki yıl boyunca ayakta kaldı; kapitalist devletler, tüm dünyayı arkasına alan kapitalist devletler, hayatta kalmak için sömürüyü derinleştiren kapitalist devletler, yıkıma yıkım ekleyerek çürümeye devam ediyor.

Tam da bu nedenle tarih Rusya’dadır; hayat Rusya’dadır, dünyayı etkileyen yaşam ve ölüm sorunlarına ancak konseyler rejiminde bir çözüm bulunabilir. Rus devrimi tarihe karşı bedelini ödemiştir; bu bedel ölümdür, bu bedel yoksulluktur, bu bedel açlıktır, bu bedel fedakârlıktır, bu bedel vahşi bir iradedir. Düello bugün doruk noktasına ulaşmıştır: Rus halkı kendi ayakları üzerinde durmuş, çilekeş inceliğinin içinde korkunç bir dev olarak, kendisine öfkeyle saldıran pigme kalabalığına hükmetmektedir.

Rus halkı, belinde silahıyla kendi Valmy Muharebesi’ne120 Eylül 1792 tarihinde yaşanan ve Fransız Devrim Savaşları (1792-1802) olarak adlandırılan dönemin geniş çaplı savaşlarından biri olan Valmy Muharebesi, Avusturya İmparatorluğu’nun desteğini alan Prusya Krallığı ile Fransa Cumhuriyeti arasında gerçekleşmiş ve Fransa’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. (ç.n.) hazırdır. Bu savaşı kaybedemez; kaybedemez çünkü bedelini ödemiştir. Ayyaş paragözlerin, maceraperestlerin, kan emici haydutların insafsız ordularına karşı Rus halkının yanında yer almak, onlarla dayanışma içinde olmak elzemdir. Bu süreçte ittifakların kendiliğinden kurulduğu görülecektir. Rus halkının dünyanın dört bir yanından gelen yoldaşları, onun indirdiği darbenin önündeki engelleri kaldıracak ve yeniden hayata karışmasının önünü açacak bir savaş çığlığı yükseltmelidir.

Notlar

(1) 20 Eylül 1792 tarihinde yaşanan ve Fransız Devrim Savaşları (1792-1802) olarak adlandırılan dönemin geniş çaplı savaşlarından biri olan Valmy Muharebesi, Avusturya İmparatorluğu’nun desteğini alan Prusya Krallığı ile Fransa Cumhuriyeti arasında gerçekleşmiş ve Fransa’nın zaferiyle sonuçlanmıştır. (ç.n.)