Demo v1.0

14 Temmuz 2024, Pazar

Beta v1.0

Felsefe Yükselişte mi? TikTok Filozofları ve Stoacılık

TikTok filozoflarının nihai zaferinin ilanı ancak tüm rakiplerini alt etmekle olabilirdi ve akademiye açılan savaş bunun bir cephesiydi.

Kabul, felsefenin yükselişte olup olmadığı sorusu ilk bakışta anlamsız gelebilir. Öyle ya basılan yüz binlerce kitap, yetişmekte zorlandığımız patır patır basılan çeviriler ve elbette sosyal medyalarımızı işgal eden binlerce ‘felsefik’ gönderi… Ama yükselenin felsefe olduğuna dair bazı şüphelerim var.

“Tüm felsefe okulları bilir ki…”

Twitter solculuğunu tartışadururken biz, TikTok kullanıcı sayısı 1 milyarı aştı; yazıyla da yazayım okuyuverip geçmeyelim: bir milyar kişi! Uzun erimli etkilerini bugünden tam olarak okuyamasak da vasatın zaferini ilanıydı olan ve TikTok devrimi, tüm şiddetiyle yalnızca değer olmaları itibarıyla iyi veya güzeli değil, herhangi bir hakikat iddiasını boşa düşürecek bir manevrayla bizzat hakikatin tüm kurumlarını ve söylemlerini yerinden etti; bu yalnızca ortak aklın çöküşünün değil sinemadan mizaha, müzikten modaya dokunduğu hemen her şeyi kapitalizmin altın madenine, yani yirmişer saniyelik vasatlıklara indirgeyen bir felsefe taşı işlevi gördü. Yalnızca sözün çöküşü ve görselin zaferi değildi olan, zira tarih hep imgelerin savaş yeri olmuştu. Bu yeniden yapılandırma dahilinde Youtube ve Instagram kendini TikToklaştırmakta gecikmedi ve elbette felsefe de bundan nasibini aldı.

Yeni medyanın dilini en iyi konuşanın, infülunsırlara en fazla bütçe ayıranın düdüğü çaldığı bu doksa pazarında, elbette kitap da o kutsal tüketilebilirlik kriterlerini geçebileceği ölçüde okura sunulabilecek bir şeye dönüşecekti. Aforizma filozoflarını dahi bir anda reels derdine düşüren bu devrim, sosyal medyanın güdümünde ve şaşaalı kapakların ardındaki yayıncılık sektörünü kendi TikTok filozoflarını doğurma telaşına düşürdü; bu aslında, felsefenin artık hakikat arayışı değil, bir sektör olarak kendini ilan edişiydi. Böylece artık felsefede cari çalışma alanlarından değil sistemin gediklerini kapamada kullanılabilecek trendlerden söz edilebilecekti.

TikTok ve Spinoza

İnsanların özgürce eylediği düşüncesini bir yanılsama olarak tanımlarken Spinoza, insanın eylemlerinin sebeplerine dair cehaletini buna temel yapardı. Sayborglar veya makinelerin bizi kul köle ettiği veya beynimizi ele geçirdiği distopik anlatıları tartışadururken; ne yiyeceğimiz, giyeceğimiz, kimi seveceğimizi söyleyen aplikasyonlarla özgür iradenin yerine yazılımların ikame edildiği bir döneme alkışlarla girmiş olduk. Kara Ayna’da olduğu gibi karikatürize bir puan fırlatma ile olmasa da olma deneyiminin kendisinin yerine sanal kimliklerle iş görülen bir yeni bir çağ ruhu –bu ‘olma deneyimi’ni belki daha sonra biraz daha deşeleriz.

Sermayenin elinde bir ‘ideoloji’ olarak sözde felsefede Stoacılık artık erdem tartışmalarının değil, tıpkı bir zamanlar tasavvufun ehlileştirme işlevi gibi, şirket çalışanlarına elemin olağanlığını anlatmanın yolu; Spinozacılık ve yerli temsilcileri, inanç tartışmalarının üzerini örtmenin dolayımı haline gelecek, yüzeyselliğe karşı her derinlik çabası, olmaz ya haşa sistemin kılcallarına dokunan her ciddi tartışma, bizzat bu feylesofcuklar eliyle yok edilecektir.

TikTok filozoflarının nihai zaferinin ilanı ancak tüm rakiplerini alt etmekle olabilirdi ve akademiye açılan savaş bunun bir cephesiydi. Lakin zaten kamusal olanla bağını çoktan yitirmiş ve kendini hücrelerine hapsetmiş akademi karşısında kolay bir zafer olacaktır bu. Böylece okuma kültürünün kendisinin yıkıldığı yerde postlara dönüştürülerek ‘tüketilebilir’ içerik haline dönüşemeyen her şey silinip gidecektir.

Menkıbe olarak felsefe

Özcesi posttruth kendi peygamberlerini yaratırken, bunları elbette kan revan içindeki toplumun en dertli olduğu yerden, derin ahı için deva göreceği yer olan ‘anlam arayışı’ içinden seçecekti. Velhasıl yükselişte olan felsefe değil, sermayenin tüm kurumlarıyla bir savaş verdiği felsefe sektörü veya sözde felsefedir. Böylece anlam yalnızca bir retorik malzeme, tüm doksalar içinde bir boş gösterendir artık. Binlerce pikselli güneş içinde, bize gölgeler dünyasından hakikat güneşine çıkan adamın kutlu öyküsünü anlatan Platon’un mağarası neredeyse güzel bir sığınak gibi gözükecekti artık.

Bu yazı bir seçkincilik savunusu değil; felsefenin kamusallaştırılması şüphesiz bir ödev! Ancak felsefe klasiklerinin herhangi bir boyutuyla tartışılmadığı, felsefi sorunsallaştırmanın sürekli üzerinden atlandığı veya etrafından dolaşıldığı, felsefenin diamond bireyler, Instagram sponsorlu Spinoza locacıları, Einstein’ın inandığı tanrıya inanalımcılar eliyle felsefi menkıbelere dönüştürüldüğü yerde, elbette felsefeyi savunmak gerek.

 

Editör: Hatice Demir