Demo v1.0

16 Temmuz 2024, Salı

Beta v1.0

Egemenlik Ne Anlama Gelir?

Egemenliği yaratan, halihazırda var olduğu varsayılan bir halk değildir, aksine halkı yaratan düşünülmüş, inşa edilmiş ve kararlaştırılmış bir egemenliktir.
Kaynak:
Libération

Başlıklar

Egemenlikten söz etmiyoruz aslında, yalnızca bu kelimeyi terennüm ediyoruz. İçeriğini sorgulamıyoruz, ona sahip olmayı talep ediyoruz. Sanki egemenlik, halk tarafından engellenen bir güç, bir itici kuvvetmiş gibi, baktığınız yere göre, sanki devletin kullanımına hazır veya Avrupa ve küreselleşmenin teknoplüokratlarının pençeleri arasında terk edilmiş bir şeymiş gibi. Sorun şu ki egemenlik bir güç değildir. İster hükümdarın, ister Cumhuriyet’in ya da halkın olsun, kendi başına güçten yoksundur: Hükümdar, devlet veya halk olsun, egemenlik, kendisine atfedildiği yerde tüm yasaların ötesinde mutlak ve vazgeçilmez bir perspektifin açık olduğunu gösterir.

Yasanın ötesi başka bir yasa değildir. (Bu olsa olsa ne hükümdarın ne Devletin ne de halkın olduğu ancak Tanrı adında yüce bir kudretin olduğu teokraside geçerlidir). Aksine, ne Tanrı’nın ne kozmik ya da insani doğanın ne de yasayı temellendirebilecek aşkın herhangi bir düzenin olmadığı, tüm bir yasanın temelindeki sonsuz açık alandır. Zira ne ilahi ne de doğal değil ise, yasa, kesin bir işleyiş ve prensipleri tanıma rejimine sahip bir toplum tarafından, halk tarafından yapılır. Bu nedenle, esasen istisnai olandır: Eğer kabul edilen yasal rejimin belirli durumlarda eski veya yetersiz olduğu kanıtlanır ise egemen, yasayı yeniden tesis etmeye yönelik tedbirleri kararlaştırabilmelidir (örneğin Kurucu Meclis) ve bundan da önce, yeniden tesisin tedbirlerini mümkün kılmak için gerekli ivedi tedbirleri alabilmelidir. Kendi başına egemenlik ne bir yasa ne de bir güçtür; kesin olarak egemenlik, istisnai, olağanüstü ve sadece kritik durumda bulunan yasaların askıya alınmasını içerir. Bu askıya alma; az evvel belirtilen araçlar, teminatlar ve tedbirleri gerektirir. Dolayısıyla, egemenlikte had aşan bir şey olduğu söylenilebilir. Kuşkusuz bu niteliğin doğru bir şekilde algılanması, genellikle, kelimenin epey muğlak ve bir şekilde kadirimutlaklıkla karıştırılan bir fikrin işlevi olarak fetişleştirilmesini doğurur.

Egemenlik ve kadirimutlaklık arasındaki karışıklık (teorik olmadığı zaman) tiranlık veya diktatörlük olarak isimlendirilir (bugün ayrıca ‘totalitarizm’ olarak da adlandırıyoruz). Olası egemenlerin her birisinin (hükümdar, halk, devlet) tiran olma ihtimali vardır (“Hayvan ve Egemen” Derrida’nın bir başlığıdır.1Jacques Derrida’nın Hayvan ve Egemen isimli eseri 2001-2003 yılları arasında verdiği seminerlerden derlenmiştir ve egemenlik ile hayvanlık temalarını ele alır. (Çev.)). “Cumhuriyet” (veya günümüzde “hukuk devleti”) olarak adlandırılan şey, devletin veya halkın olsun, egemenliklerin sapma veya yozlaşma olmaksızın tatbikini mümkün kılan rejimdir. Cumhuriyet fikri, kimsenin yasayı kendi inisiyatifi ve görüşüne göre tesis edemeyeceği fikridir. Hiç kimsenin, ne Devletin tepesindeki yargıçlardan ne de halkı oluşturan yurttaşlardan herhangi birinin. Bu nedenle, her yargıç -tabii ki bilhassa en tepedekiler- istisnai durumlarla ilgili kuralların denetimine tabidir (ve kuralların istisnai durumlara tabi olduğuna karar verme olasılığı da buna dahildir). Bir anlamda, güçler ayrılığı ve bunları denetleme imkanı esasen bunu temsil etmektedir.

Halkın her bileşeninin -bireyler, çıkar veya ilgi grupları, yargıçlar veya her türden sorumlunun- tanım gereği aynı kurallara tabi olmasının nedeni işte budur. Ancak, bu kurallar tam olarak devletin kurumlarından halkı oluşturan çok sayıdaki gruba aktarılamadığından, egemen olarak halk, şu ikilemle karşı karşıyadır: Ya Cumhuriyetin tamamen çözülmesine izin vererek onu yeniden kurma görevini erteler ya da şimdiden egemenliği tatbik edebileceği şekilde kendisi inşa eder, yani kendisi ile beraber kendini ne şekilde ifade edeceğini ve tatbik edeceğini tanımlar. 68’de Sartre şöyle demişti: Demokraside, tüm insanların egemen olması gerekmektedir, yani ne yapacaklarını tek başlarına değil, birlikte karar verebilmelidirler.” “Birlikte”, işte egemenliği temellendiren budur. Ancak “birlikte” ne doğal ne de doğaüstü verili bir şey değildir. Bu ne bir olgu ne bir ödev ne de belirsiz bir idealdir. Bu bir yaratımdır.

Kısacası: Kendisinin yasa-dışında tatbiki için kendine kimi yasalar vazetmediği sürece egemenlik var olamaz. Başka bir deyişle, egemenliği yaratan, halihazırda var olduğu varsayılan bir halk değildir, aksine halkı yaratan düşünülmüş, inşa edilmiş ve kararlaştırılmış bir egemenliktir. Bu nedenle, son derece hassas bir mekanizmadan, hatta bir organizmadan söz ediyoruz. Ele amade bir araç gibi kullanılamaz (tıpkı bir referandumu çok kolay şekilde hayal ettiğimiz gibi). Esasında egemenlik, demokrasinin kalbidir ve tüm kalpler gibi özen ve dikkat gerektirir, aksi takdirde kalp krizi tehlikesi baş gösterir. İşte bu nedenle egemenlik hakkında konuşmalıyız: Hep birlikte onun hassas tenine kulak dayamalı ve dikkatle tetkik etmeliyiz, ki onu doğru kullanabilelim.

 

Notlar

(1) Jacques Derrida’nın Hayvan ve Egemen isimli eseri 2001-2003 yılları arasında verdiği seminerlerden derlenmiştir ve egemenlik ile hayvanlık temalarını ele alır. (Çev.)

 

Kapak Fotoğrafı: 20 Haziran 1789 tarihli Jeu de Paume Yemini, Jacques-Louis David (1748-1825), 1791.
Orijinal Başlık: La souveraineté, parlons-en !
Yazar: Jean-Luc Nancy
Türkçeye Çeviren: Gül Ekici
Editör: Adnan Akan
Redaksiyon: Bekir Demir