Demo v1.0

14 Temmuz 2024, Pazar

Beta v1.0

Epistemik Erdemler, Epistemik Kusurlar; Felsefi Bir Deneme

Bir kaya parçası üstünde evrenin bilinmezlerini düşünebilecek kadar evrimleşen primatların, yani insanların varlığı oldukça heyecan verici bir düşünce olsa gerek.
Çeviren:
Bilgesu Taşdemir
Kaynak:
The Philosopher

“Her insan doğası gereği bilmeyi arzular.” Günümüzde, tıpkı bu makalede olduğu üzere, popüler felsefe kitaplarının ilk sayfalarını görev bilinciyle dolduran bu alıntı, aslında Aristoteles’in Metafizik kitabının açılış cümlesidir. İnsan denen canlının özsel bir yanını yansıtan bu alıntı, bizlerin ihtiyaç ve arzu gereği sorgulayan varlıklar olduğumuzu öne sürer. Filozofların dediği gibi, doğumumuzdan itibaren hayatlarımız; bilgi, anlayış ve hakiki inançlar olarak adlandırılan “epistemik değerlere” ulaşmayı hedefleyen “epistemik faaliyetlerle” uğraşmakla geçer. Sorular sorar, olasılıkları soruşturur, kanıtları yorumlarız. Sonrasındaysa spekülasyonlarda bulunur ve teoriler oluştururuz. Tartışır ve münakaşa ederiz. Fikir ve inançları eleştirir ve gözden geçiririz.

İnsanların bilmek isteyen ve araştıran yaratıklar olduğuna dair tüm bu tartışmalar kendi içinde oldukça iyi bir yana sahip olmakla beraber medeniyetlerimizdeki saygınlık anlayışımızın da kesinlikle önemli bir parçasıdır. Bir kaya parçası üstünde evrenin bilinmezlerini düşünebilecek kadar evrimleşen primatların, yani insanların varlığı oldukça heyecan verici bir düşünce olsa gerek. Çoğumuz, evrenin başlangıcı ve yapısı, insan vücudunun karmaşık mucizeleri, savaşların ve diğer dramatik olayların sebeplerine anlam yüklemek istediğimizden, tüm bu soru işaretlerini dindirmede gerekli eğitim, anlayış ve uzmanlığa sahip, epistemik açıdan da gelişmiş insanlara hayranlık duyarız. Ayrıca, otorite konumunu da “dâhi” olarak adlandırdığımız, kendileri hakkında yapılan filmlerde Hollywood yıldızlarının rol aldığı uzmanlara, akademisyenlere ve bilim insanlarına teslim ederiz. Örneğin, Birleşik Krallık’ta bilim, tarih ve tıp alanları popüler televizyon programlarının ve en çok satan kitapların vazgeçilmezlerindendir. Günümüzde, sadece eğitim programlarıyla sınırlı kalmayıp popülerliğin sembolü haline gelen komedi veya panel şovlarında yer alan ünlü bilim insanlarının her ne kadar bazı durumlarda duydukları takdir bilimsel kimliklerinden çok sahne ışıklarına yönelik olsa da, bu bilim insanları her geçen gün kendilerinden daha çok söz ettirmektedirler.

Ancak elbette ki asıl epistemik durumumuz bundan çok daha karmaşık haldedir. Karmaşanın nedenlerinden biri, çağımızın “sahte haberler” çağı olmasıdır. Bu geniş yelpaze iklim değişikliğini yok sayanlardan, aşı karşıtlarına, uzmanların güvenilirliği hakkında haklı kaygılarla dolu insanlara kadar uzanır. Bu durum, “bana neye inanacağımı söyleyemezsin” ve “benim görüşüm de böyle” gibi iki kayıtsız günlük söylemle özetlenebilir, aynı zamanda hakikatle ilgili meselelerde “ne olsa gider” şiarı uğursuz bir işaret olarak da kabul edilebilir. Entelektüel kesim ise ya “Aydınlanma projesinin” çöküşünden dolayı ya da “Hakikat” özleminden sıkılmış, ironi meczubu, postmodernist kültür canavarlarından kaynaklı felsefi ideallerdeki aşınımı öne çıkarır. Bazı kültür yorumcularına göre, belki de bizleri hiçbir soru sormadan istediğimiz kişiyle yatmaya teşvik eden özgürleştirici bir cinsel ahlak, yine bizleri soru sormadan istediğimiz şeye inanmaya teşvik eden benzer özgürlükçülükte bir epistemik etiği beraberinde getirmektedir.

Belki de bizleri hiçbir soru sormadan istediğimiz kişiyle yatmaya teşvik eden özgürleştirici bir cinsel ahlak, yine bizleri soru sormadan istediğimiz şeye inanmaya teşvik eden benzer özgürlükçülükte bir epistemik etiği beraberinde getirmektedir.

Derin ve çalkantılı olan tarihsel, kültürel ve de ideolojik kanalların önemi tartışmasızdır, fakat gündelik epistemik hayatlarımızın çoğu bahsedildiği kadar büyük yankılar uyandırmaz. Kendimden örnek vermem gerekirse epistemik hayatımın parçası gitgellerimin çoğu, diğer insanlarla bizleri bir araya getiren, kişilerarası paylaşımlara bağlıdır. Meslektaşlarımla, patronlarımla uzun uzun tartışır, mantıksız ve kafa karıştırıcı görünen şeyleri sorgular, insanları harekete geçmeye, bir şeylere inanmaya ve ikna etmeye çalışırım. Önemli hususlar hakkında hatalı görülen insanlara meydan okuyup tartışırım, argümanlarımı sunmaktan çekinmeyerek bazı engelleri kaldırırım. Bunun kısmi nedeni akademik olarak felsefeyle ilişkili olmamdan kaynaklıdır, dolayısıyla, özellikle öğretirken veya araştırırken çalışma hayatım kişilerarası epistemik faaliyetleri de içinde barındırıyor. Halbuki yaşamın genel seyri de tartışma, eleştirme, kanıtları değerlendirme, insanları farklı şekilde düşünmeye ve hareket etmeye teşvik etme gibi etkinlikleri çoğumuz farkında olmasa da zaten içeriyor.

Tüm epistemik faaliyetler yaşamdan doğar. Yaşamı sürdürmek; bir şeyleri bilmek, anlamak ve diğer insanlarla epistemik olarak başa çıkabilmektir. Örneğin, kendimizi yeri geldiğince eleştirilere karşı savunabilmek epistemik yaşam biçiminin bir parçasını oluşturur. Aynı şekilde düşünmek de yaşamın yapıtaşlarından biridir ve iyi düşünmek, iyi yaşamın şarttır. Ancak “iyi düşünmek” derken kişiyi iyi bir bilim insanı, tarihçi veya bir akademisyen yapan entelektüel bir düşünce tarzından bahsetmiyorum. Düşünmeyi akademik derslerle sınırlamak, korkunç bir bakış açısından fazlası değildir. Çünkü bu hayatta herkes iyi düşünmese de düşünüyor. Üstelik eğitim; aptallık, kibir ve diğer epistemik hastalıklara karşı kullanılabilecek bir aşı değildir. Hatta, kendi deneyimlerime binaen ne kadar akıllıysanız o kadar aptal olmanız daha muhtemel.

İhtiyacımız olan şey, epistemik faaliyetlerimizin sıradan ve gündelik yapısını kabul edebilecek bir düşünme biçimidir. Benimsenecek bu düşünme biçimi, en azından bazı insanların iyi ve kötü düşünmeyle ilgili soruları neden ciddiye aldığını ve neden herkesin de alması gerektiğini açığa kavuşturmalıdır. Bense bunu, epistemik kusur kavramını kullanarak yapabileceğimizi göstermek isterim.

***

İnsanlarla buluşup vakit geçirirken onlar hakkında yargılarda bulunmaya başlarız. Konuştuğumuz kişinin özgün, cömert, dürüst, güvenilir ve daha fazlası olup olmadığı hakkında sonuçlara varmayı deneriz; tüm bunlar insanın erdem dediğimiz yanını oluşturan, genellikle hayranlık ve övgüyü beraberinde getiren, kişiyi iyi biri yapan özelliklerdendir. Bahsini geçirdiğimiz erdemlerin bazıları ise epistemik erdemlerdir. Epistemik erdemler; merak, düşünme becerisi, hayal gücü, akıl yürütme, kanıt sunma, dürüstlük gibi kavramlarla bağlantılı karakter özelliklerini bünyesinde barındırır.

Hayatta yürüdüğümüz yol fark etmeksizin epistemik faaliyetlerle içli dışlıyızdır. Parçacık fiziği araştırmaları gibi süslü epistemik projelerle meşgul olsak da; fırın, kasap veya şamdan ustası olarak günlerimizi geçirsek de, iyi bir hayat yaşamak için bir dizi ahlaki ve epistemik erdeme ihtiyacımız olduğu bir gerçek. Daha da önemlisi, “erdem epistemolojisi” olarak bilinen felsefi disiplinin temeli, bu epistemik faaliyetlerdeki başarı oranımızın hayatımızı iyi yönde etkilenmesiyle doğru orantılı olduğunu söyler. Ancak bu epistemik erdemler aynı zamanda; eleştiriyi ve sansürü beraberinde getiren ve karakter kusurları olarak görülen; zulüm, dogmatizm, gıpta ve bencillik gibi kötü alışkanlıkların da bir parçasıdır.

Parçacık fiziği araştırmaları gibi süslü epistemik projelerle meşgul olsak da; fırın, kasap veya şamdan ustası olarak günlerimizi geçirsek de, iyi bir hayat yaşamak için bir dizi ahlaki ve epistemik erdeme ihtiyacımız olduğu bir gerçek.

Dikkati öncelikle kötü alışkanlıklar, başarısızlıklar, yozlaşmış karakterler ve kötü hayatların temsil ettiği karanlık taraflardan ziyade, karakterin pozitif yanlarına, yani erdemlere, gelişime ve standart sahibi hayatlara veriyormuş gibi göstermek felsefenin önemli özelliklerinden biri kabul edilir. Fakat teistik dinlerdeki kötülük sorununa, ahlak ve siyaset felsefesindeki “ideal olmayan” modern yaklaşımlara karşın öne sürülen görüşlerle cevap vermeye kalkarsak bahsi geçirilen karanlık taraflar hiç de öylece görmezden gelinemez. Yine de çoğunluğun tercihi ahlaki yaşamın aydınlık taraflarındandır. Ancak bu durum, özellikle çoğu kişinin insan denen varlığın “karanlık taraflarına” doğuştan duyduğu hayranlık ve diğer insanların karakter ve davranışlarına yönelik eleştiri iştahı göz önüne alındığında, oldukça kafa karıştırıcı bir hal almaktadır. Çünkü dedikodunun ve grup içi/dışı kabileciliğin verdiği zevk veya diğer insanları kınamanın getirdiği keyif dolu basit otorite duygusunun yanı sıra, genellikle karakterleri ahlaksızlıklar dolayısıyla zedelenen, kusurlu davranış gösteren ve karakterinin yapısı gereği beraberinde getirdiği riskler ve de tehlikelerle dolu kişiler üzerinden daha takdire şayan, daha da karmaşık kaygılar söz konusudur.

Epistemik açıdan art niyetli insanlardan bahsetmek istediğimden, sistematik, tekrara düştüğünde epistemik kusur olarak görülen kötü epistemik davranış türlerini kısaca şöyle listeleyebilirim: İlk olarak, kişinin benimsediği bazı değerli görüşlere karşıt fikirleri kabul etmede başarısız olması, herhangi bir duruma ilişkin alternatif açıklamaları dikkate almaması, ilgili soruları sormaması veya sorgulamayı hiç başlatmaması, süreci görmezden gelerek kısa yoldan sonuca varma isteği barındırması, aynı şekilde, sonucun ne olacağından emin olması nedeniyle araştırma aşamalarını atlama veya aşamalar sırasında acele etme isteği bulundurması, ve son olarak kişinin sağlam argümanları olmadığı halde kendini haklı sayması diyerek özetleyebiliriz. Aslında bakarsak arkadaşlarımızı ve meslektaşlarımızı birer istisna olarak görmeyi bıraktığımızda, bu tür kötü epistemik davranışların günlük yaşamda son derece yaygın bir şekilde kol gezdiğinin çok daha rahat farkına varabiliriz.

Kötü epistemik davranış her türlü tepkiye zemin hazırlar. Söz konusu davranışa bağlı olarak kendimizi kızgın, üzgün, kafası karışmış, hayal kırıklığına veya hüsrana uğramış hissedebiliriz. Durum yeterince ciddiyse öfke dahi hissedebiliriz; yapısal ırkçılık ya da iklim değişikliği gibi ahlaki ve politik açıdan ciddi konulara ilişkin kanıtları inatla görmezden gelen insanları düşünün. Kötü davranış, daha iyi olmasını beklediğimiz kişiler tarafından sergilenirse, şaşkınlık veya kuşku duyabiliriz. Örnek olarak, sosyal medya ana sayfalarını konudan saparak çeşitli söylemlerde bulunan, insanların kişiliklerini aşağılayan argümanlarla dolduran eleştirel düşünme uzmanlarını gösterebiliriz. Bu yüzden, kötü epistemik davranışa karşı tepkilerimizin art niyetli davranışın motivasyonlarına ve etkilerine, davranışta bulunan kişinin kimliğine ve daha birçok şeyi içeren faktörlere bağlı olarak epey karmaşık olması oldukça doğaldır.

Daha da önemlisi, bu kötü epistemik davranışların bir kısmının; dikkatin dağılması, yorgunluk veya kusurun kişinin kendisinden kaynaklanmadığı, farklı nedenlerin sonucu olarak “tek seferlik” ortaya çıktığı ihtimallerinin de daima var olduğudur. Çabuk sinirlenmemize neden olan uzun günler sonunda iyi epistemik davranış sergileyebilmek, aynı zamanda üstesinden gelinmesi zorlu bir işe de dönüşür. İyi düşünebilmek; çok fazla vakit, enerji, eğitim ve genel olarak yaşamın telaşlı koşuşturmasında yetersiz kalan diğer birçok şeyi de gerektirebilir. Bu nedenle, ara sıra da olsa insanları kendi hallerine bırakmak oldukça önemlidir.  Ancak zaman zaman kötü epistemik davranışlar göz ardı edilemez duruma gelir. Kimi zaman insanların inançlarına bağlı kalmaları gerçekten önemliyken kimi zaman ise insanların akıl yürütmelerinde dikkatli olmaya özen göstermeleri ve vardıkları sonuçların olması gerektiği gibi güvence altına almaları gerçekten büyük önem arz eder. Hakikatsiz inançlar her zaman ciddi sorunlara yol açmaz, ancak foyaları ortaya çıktığında sonuçları oldukça ağır olabilir. Cehalet her zaman kötü bir şey değildir, bazen mutluluğun ta kendisidir fakat belirli olaylarda, durumun ne olduğuna dair bilgisizliğimiz, gerek kendimiz gerekse başkaları için felakete sebep verebilir.

Kötü epistemik davranış tutarlılık kazandığında ve sistematikleştiğinde, bir defaya mahsus affedilebilir hatalardan çok daha farklı bir meseleye döner. Kötü epistemik davranışlar defalarca kez tekrarlandığında, diğer insanlara bu davranışların o kişiye özgü olduğunu açık açık söyleme hakkını da doğurur. Bu durumlarda, kişi istikrarlı bir kötü epistemik davranış ve motivasyon modeli sergiler ya da kısaca, kişi epistemik bir kusura sahiptir de denilebilir. Her ne kadar kibir, dogmatizm, sahtekârlık, dar görüşlülük, düşüncesizlik veya hayalgücünden yoksunluk gibi pek çok spesifik terimle günlük hayatımızda içli dışlı olsak da epistemik kusur günlük düşüncelerimizin ve konuşmamızın bir parçası sayılmaz. Halbuki, alçakgönüllülük, dürüstlük, merak, açık fikirlilik, derin düşünebilme veya yaratıcılık gibi epistemik erdemlerle çelişen başarısızlıklar olarak da adlandırılan bu örneklerin tümü epistemik kusurlar içinde yer alır. Profesyonel olarak felsefeyle uğraşmayan kimse, “O ne kadar berbat biri, o kadar çok epistemik kusuru var ki!” demeyecektir fakat çoğumuz şunu kolayca söyleyebiliriz: “O rezalet derecede kibirli ve dogmatik!” Kötü epistemik davranışları rahatça tespit etmemizin nedeni kısmen bizleri kızdırması veya hüsrana uğratmasıdır. Ancak art niyetli davranışlara yönelik salt eleştirilerin ötesine geçtiğimizde, epistemik kusurlar ve kaynaklar hakkında daha da dikkatli düşünmemiz gerekmektedir.

***

İnsanların karakterlerindeki ve davranışlarındaki epistemik kusurları görmek bir şey, bunları tanımlayıp neden kötü olduklarını açıklayabilmek tamamen başka bir şeydir. Genellikle, en azından insanları değerlendirirken, hareketlerinde yanlışlık olduğunu görmek, tam olarak neyin yanlış olduğunu açıklayabilmekten daha kolaydır. Belirli davranışların “kötü” olduğunu basitçe onaylamanın ötesine geçmek istiyorsak, kusur epistemolojisi konulu kaynaklarından yaralanmak faydalı olabilir.

Etkili bir tanımlamayla, kusur epistemolojisi, epistemik kötülüklerin doğası, kimliği ve önemi üzerine yapılan araştırmaların tümüdür. Peki epistemik kusur nedir? Bazı spesifik epistemik kötü alışkanlıklar nelerdir ve neden önemlidirler? Açıkçası, bu karmaşık sorular, giderek uçsuz bucaksızlaşan diğer soruları temel alan güçlü bir araştırma programına doğru evrilmektedir. Epistemik kusurları nasıl edinir veya öğreniriz? İnsanları epistemik kusurlarından dolayı suçlamak makul ve faydalı mıdır? Bu kötü alışkanlıkların psikolojik kökenleri nereye dayanır? Epistemik kusurlar, zalimlik ve bencillik gibi etik kusurlarla nasıl bağlantılıdır? Bu kusurlu alışkanlıkların kötülüğü, yaratma eğiliminde oldukları kötü etkilerden mi, ortaya çıkardıkları kötü motivasyonlar ve arzulardan mı, yoksa ikisinin birleşiminden mi kaynaklanıyor?

Kusur epistemologları bu soruları sorarken oldukça çoğulcu davranırlar; etikten, zihin felsefesinden, ampirik psikolojiden, feminist ve eleştirel ırk teorisinden ve daha birçok şeyden yararlanırlar. İnsanoğlu neye benzerse benzesin, zihnin kusurlarına özellikle yatkındır ve her zaman da öyle olmuştur. Kusur epistemologlarının örneklerinin sonunun olmayışı da ayrıca dikkat çeken bir unsurdur.  Örneğin, Budizm bizleri hakikatsiz inanç ağlarına hapseden ve gerçeklik hakkındaki “asil doğruları” gizleyen “lekeler” ve “kirliliklerin” uzun listelerini sunar. Batı geleneğinde ise insanın epistemik kusurları mütemadiyen göz önünde olan bir hedeftir. Eğer iyi düşünemezsek, iyi yaşayamayız; bu, Blaise Pascal’ın “İyi düşünmek ahlakın temel ilkesidir” önermesinde çok güzel bir şekilde açıklanmıştır.

Pascal’ın bu sözlerini anlamak için epistemik kusurların kötülüğüne ilişkin farklı düşünme biçimlerini birbirinden ayırmak faydalı olacaktır. Çağdaş kusur epistemologları zihnin kusurlarının kötülüğüne ilişkin iki ana açıklama sunarlar. Biri, kötü alışkanlıkların “dış” boyutlarına, yani sonuçlarına veya etkilerine odaklanırken, diğeri kötü alışkanlıkların “iç” boyutlarına, yani art niyetli kişiyi kusurlu epistemik davranışa sürükleyen motivasyonlara, değerlere veya arzulara odaklanır. Peki ya iki anlatımın birleşerek üçüncü bir boyut yarattığı durumları nasıl tanımlayabiliriz?

Sonuç odaklı açıklamalar genellikle kusurların tekrar etmesi durumunda yarattığı kötü etkilere odaklanır, kimi zaman biraz dogmatizmin de yararlı olduğu konular olsa da sürekli tekrar eden davranışlarda geçerliliğini yitirir. Söz konusu kötü etkiler, daha çok pratik ve toplumsal sonuçlara sahip olsalar da esasen epistemiktir. Dar görüşlülük; farklı fikirler, değerli eleştiriler, alternatif bakış açıları gibi epistemik seçeneklere kapalı olduğumuz anlamına gelir. Epistemik olarak kapalı olmak bizim ve muhatap olduğumuz düşünceleri için pek de iyi bir şey değildir. Yanlış şeylere inandığımız takdirde davranışlarımızdaki yanlışlar da kendini göstermekten çekinmeyecektir. Olaylara farklı bakış açılarından bakamıyorsak, etrafımızda olup bitenlere dair dar bir bakış açısına takılıp kalıyoruz demektir. Düşüncesizlik ise kötü etkileri olan başka bir epistemik kusurdur. Kendi deneyimlerime dayanarak dünyadaki felaketlerin çoğunun insanların durup belirli bir olayı veya davranışı düşünmemelerinden kaynaklandığını söyleyebilirim. Hayattaki pişmanlıkların çoğu ise düşünmek için ayırmadığımız anların farkındalığını içerir. Biraz da olsa düşünmek, uzun bir yol katetmemizi sağlarken düşünceli olmanın erdemini de beraberinde getirir, çünkü bu erdem, felaketlerin dürtüselliğini ve de akılsızlığını frenleme özellikleriyle adını altın harflerle yazmayı ihmal etmez.

Epistemik kusurlar temelde içsel yaşamımızın başarısızlıkları, epistemik değerler ve ideallerle ilişki kurma veya bunlara yanıt verme başarısızlıklarıdır.

Epistemik kusurların kötülüğüne dair motive edici açıklamalar, kusurların etkilerini veya sonuçlarını göz ardı etmez. Sadece, kötülüklerin tatmin edici bir açıklamasını bulmak için başka bir yere, “iç tarafa” bakmamız gerektiğini söyler. Bu açıdan epistemik kusurlar, kötü epistemik motivasyonları, değerleri ve arzuları açığa çıkarmış olur. Bazı insanlar, diğer insanların epistemik işleyişini engelleme arzusuyla motive olurlar, onların kafalarını karıştırıp yaşamı anlamlandırmadan uzaklaştırırlar ve bu süreç kurbanların ne düşüneceklerini ve ne yapacaklarını bilemeyecekleri acziyete bürünene dek sürer. Bazı insanlar inanç söz konusu olduğunda huzura hakikatten daha fazla değer verir. Bazıları gerçekleri ve kanıtları umursamaz, kendinden emin iddialarını gerekçelendirmeleri istendiğinde omuz silker, bazılarıysa daima haklı olmak zorundadır ve her tartışmada daima son sözü söyleyen olmalıdır. Bütün bunlar neden olabilecekleri felaketlerden bağımsız olarak da epistemik açıdan kötü niyetli motivasyonlar, arzular ve değerlerdir.

Epistemik açıdan kötü bir iç dünya fikri, davranışları bizi endişelendiren insanlar aracılığıyla gözlenebilir. Bir meslektaşımın oğlu eski ABD Başkanı Trump’ın neden bu kadar açıkça yalan söylediğini sorduğunda, meslektaşım, tıpkı eski Başkan Clinton nasıl evlilikte sadakatin esas olmadığını düşünüyorsa, Trump’ı da gerçekler o kadar ilgilendirmiyor diyerek cevaplamıştı.

İyi insan; hakikate, adalete ve diğer değer ve ideallere önem gösteren kişidir. Bu hususlar kişinin tutum ve davranışlarını yönlendirip şekillendirir ve ancak iyi biri için bir anlam ifade eder. Bu görüşe göre, epistemik kusurlar temelde iç dünyamızın başarısızlıklarıdır, epistemik değerlerle ve doğruluk, kanıt, anlayış, dikkatli ve eleştirel düşünme gibi ideallerle ilişki kurmadaki başarısızlıklardır. Hatalı olduğunu kabul etmeyen kibirli biri, kanıta saygı duyma veya yanılma ihtimalinden ziyade bencillikle yönetilir. Elbette bu tür insanların kibirleri diğer insanlara zarar verecektir fakat temelde yanlış olan bu değildir. Analizi durumun etkilerinde durdurursak kötülüğün asıl nedenine inemeyiz. Zalim bir kişi dünyayı felaketlerle kaplayabilir fakat zulmün asıl korkutucu tarafı, başkalarına gereksiz ve haksız acı çektirme arzusudur.

***

Umarım ki epistemik açıdan kusurlu davranışlar ve karakterler hakkındaki bu fikirler sorunlu düşünme biçimleriyle sık sık karşılaşanlar için yararlı olur. Bazı insanlar kötü düşünürlerdir ve kötü düşünür olmanın nedenleri de genelde epistemik kusurlardan kaynaklanır. Bu nedenle, zihnin kusurları açısından düşünmek, kendi içimizdeki kötü düşünme kalıpları da dahil olmak üzere, kötü düşünenleri değerlendirmemize ve onlara yanıt vermemize yardımcı olabilir. Aynı zamanda epistemik otoriteye sahip birinden, yani ne düşündüğümüz ve inandığımız konusunda güvenmeye hazır olduğumuz birinden ne istediğimiz konusunda da daha dikkatli düşünmemize yardımcı olabilir. Kibirli ve dar görüşlü bir insan bu tür bir yetkiye güvenmez, bu nedenle epistemik kusurları tespit etme değerlendirme konusunda daha iyi olmamız gerekir. Neredeyse hiçbirimizin epistemik erdemlerinin geliştirilmesini teşvik eden bir dünyada yaşamadığı gerçeği, epistemik değerlendirmenin bir hayli zor bir süreç olacağını en anlaşılır nitelikte özetler. Geliştirmenin de aksine yaşadığımız çağ, epistemik karakteri derinden yozlaştırıyor. Yıpratıcı insanlar, Twitter trolleri, şüphe tacirleri ve epistemik yaşamı mahvetmeye niyetli kişilerle dolu bu dünyada erdemli kalmak kolay iş değil. Böyle bir dünyada açık fikirlilik ve tevazu gibi erdemleri tutarlı ve sürekli bir şekilde uygulamak oldukça zor olsa gerek.

Dünyanın son durumunu düşündüğümüzde, bazı insanlar daha radikal düşünceler benimsiyor. Belki de epistemik kusurlar işlersek kusurlu bir dünya ile daha iyi başa çıkabiliriz. Örneğin, kibir, düşmanca bir dünya tarafından kronik olarak özgüven açlığı çekenlere yardımcı olabilir ve kapalı fikirlilik, yanlış inançlarla boğulmuş bir kültüre karşı koruyucu bir kalkan olabilir. Doğrusunu söylemek gerekirse Machiavelli ve diğer reel politik teorisyenler bu fikirleri duymuş olsalar onları ayakta alkışlardı. Şaka bir yana, eleştirmenler bunun üzerine, ahlaksızlığın bu şekilde savulmasının hiçbir bedel ödemeden öylece kurtulma yolu olduğunu ve erdemin ahlaksızlıkla karıştırıldığını söyleyecektir. Kişinin karakterinin iyi taraflarının da olması onun erdemli biri olduğu anlamına gelmez. Bu tür soru ve tartışmalar felsefi açıdan ilginç, dünyamızla ise doğrudan alakalı olmakla beraber kusur epistemolojisinin son birkaç yılda artan popülaritesinin de ana nedenini oluşturmaktadır.

Neredeyse hiçbirimizin epistemik erdemlerinin geliştirilmesini teşvik eden bir dünyada yaşamadığı gerçeği, epistemik değerlendirmenin bir hayli zor bir süreç olacağını en anlaşılır nitelikte özetler.

 

Orijinal Başlık: Character, Vices, and Authority
Yazar: Ian James Kidd
Türkçeye Çeviren: Bilgesu Taşdemir
Editör: Adnan Akan