Demo v1.0

16 Temmuz 2024, Salı

Beta v1.0

Rudi Dutschke: Ezber Bozmaya Devam Eden Enternasyonalist Bir Öğreti

Dutschke’nin, Antonio Gramsci’nin “mevzi savaşı” kavramını anımsatan, “kurumların içinden uzun yürüyüşle” kademeli bir süreç olarak devrim teorisine yöneldiği şimdiden hissediliyor.
Çeviren:
Keda Bakış
Kaynak:
Jacobin

Önde gelen radikal bir figür olarak Rudi Dutschke, 1960’ların sonlarında Batı Almanya’da Axel Springer’in medya grubu için bir nefret nesnesiydi. Dutschke’nin enternasyonalizmi, Alman egemen sınıfının uluslararası dayanışmayı kriminalize etmeye çalıştığı şu günlerde her zamankinden daha hayati.

Bugün Almanya’da Rudi Dutschke’den bahsettiğinizde “kurumların içinden uzun yürüyüş” sloganını duyacaksınızdır. Yine muhtemelen ondan söz etmek, 1960’lı yılların Batı Almanyası’nın izlenimlerini –Nazi ebeveynleri, karşı kültür hareketlerini, Berlin Duvarını– ve erken yaşta hayatını kaybeden çocuksu görünümüyle genç bir devrimciyi uyandıracaktır.

Almanya dışında onu sadece akademisyenler ve baby boomer’lar hatırlıyor. Bir zamanlar “Kızıl Rudi” olarak bilinen ünlü bir figürdü ve ciddi bir devrimci tehdit olarak görülüyordu, o kadar ki ABD’ye girmesine asla izin verilmemesine, hatta Amerika’ya hiç ayak basmamasına rağmen FBI onun hakkında ayrıntılı bir dosya tutmuştu.

Dutschke, Mayıs 68’in hemen öncesinde  Martin Luther King Jr. suikastından ilham alan bir antikomünist tarafından silahlı saldırıya uğradı. Suikast girişiminden sağ kurtulmasına rağmen, on bir yıl sonra, otuz dokuz yaşındayken saldırının etkilerine yenik düştü.

Dutschke’nin etki alanı incelenirken, Yeni Sol hareket içinde oldukça radikal bir örgüt olan Sosyalist Alman Öğrenciler Birliği (SDS) de göz önünde bulundurulmalıdır. Dutschke liderliğindeki SDS, katı bir şekilde antiemperyalist ve antikapitalist bir ideolojiyi savunuyordu.

Dutschke, sol siyasi mücadelenin temeli olarak sömürgecilik karşıtı kurtuluş mücadeleleriyle dayanışmada ısrar etti. Batı Almanya’daki siyasi kurumların eleştirel bir analizini yaparak bunların  yapısal konformizminin altını çizdi ve parlamenter sistem dışında siyasi eylem ve örgütlenmeyi savundu. Bu tür eylemlerin demokratik toplum için sadece gerekli olmadığına, aynı zamanda onun gerçek özünü oluşturduğuna inanıyordu.

Buna karşılık SDS, üniversiteleri toplumsal direnişin merkezleri olarak çerçeveliyor ve henüz baskıcı kapitalist idealler ve ilkelerle aşılanmamış gençlerin etik ve siyasi etkisini artırıyordu; öğrencilere ve genç işçilere, toplumsal dönüşüm olanaklarına yönelik siyasi eğitim görevi yüklüyordu.

Doğu ile Batı Arasında

Dutschke 1940 yılında doğdu ve Almanya’nın 1949’da bölünmesinin ardından Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde büyüdü. Erken dönem siyasi görüşü Protestan inancı ve Marksist-Leninist eğitimiyle şekillendi. 1956 yılında Sovyetler Birliği’nin Macaristan’daki halk devrimini ezmesiyle devlet sosyalizmi projesine olan güveni sarsıldı.

Rudi Dutschke, sol siyasi mücadelenin temeli olarak sömürgecilik karşıtı kurtuluş mücadeleleriyle dayanışma konusunda ısrar etti.

Dutschke kendisini pasifist ve vicdani retçi olarak ilan etti ve bu karar onu üniversite eğitimi için yeterlilikten yoksun kıldı. Ağustos 1961’de kalıcı olarak Batı Berlin’e taşınmaya karar verdi ve Berlin Duvarı’nın inşası başlamadan günler önce sınırı geçti.

Batı Berlin’de Özgür Üniversite’ye kaydolan Dutschke, burada sosyoloji, tarih ve felsefe dersleri aldı ve Doğu Avrupa Enstitüsü’nde çalıştı. 1964 yılında Latin Amerika, Haiti ve Etiyopya’dan gelen öğrencilerle birlikte Marksist kanonu yeniden okumaya ve Çin ve Latin Amerika’daki devrimci gelişmeleri çözümlemeye adanmış bir uluslararası çalışma grubu oluşturdu.

O kış Dutschke, Patrice Lumumba’nın devrilmesinde ve öldürülmesinde etkili olan Kongolu kukla başbakan Moïse Tshombe’ye karşı ilk doğrudan eylemine katıldı. Afrikalı öğrenciler polis barikatlarını aşarak belediye binasına yürüyen protestoculara öncülük etti ve burada Tshombe’nin belediye başkanı tarafından  karşılamasını engellemeyi başardılar.

Dutschke daha sonra eyleme katılan öğrenciler arasındaki siyasi bilinç dönüşümünü Batı Almanya’nın “kültür devriminin” başlangıcı olarak tanımladı. Eylem, dayanışma ve öz-örgütlülük yoluyla “şeklî demokrasi kurmacasının fetişleştirilmiş yasalarını” aşabileceklerini gösterdi.

SDS’yi İnşa Etmek

Dutschke Ocak 1965’te SDS’ye üye oldu. O dönemde örgüt büyük ölçüde, ülke içinde ittifaklar kurmanın önemini vurgulayan ve Batı Almanya anayasasının sosyalizme doğru yasal bir geçiş için araçsallaştırılabileceğine inanan gelenekselci kişilerce kontrol ediliyordu.. Buna karşılık Dutschke, sosyalizme giden en etkili yolun Üçüncü Dünya uluslarının sömürgecilikten kurtulma çabalarını desteklemekten geçtiğine inanıyordu.

Dutschke, sosyalizme ulaşmanın en başarılı yolunun Üçüncü Dünya’da dekolonizasyon sürecinden geçtiğine inanıyordu.

Dutschke, SDS’nin yerel inisiyatiflere öncülük etmesinin ve medyanın Batılı eğilimine meydan okumak ve Bonn hükümetine NATO’dan çekilmesi için baskı yapmak amacıyla siyasi eğitimler vermesinin zorunlu olduğunu iddia etti. Vietnam’daki durum Dutschke’nin argümanını doğrular nitelikteydi. 1966 yılına gelindiğinde Vietnam’a iki yüz bin Amerikan askeri gönderilmiş, Federal Cumhuriyet ise Saygon hükümetine 100 milyon dolarlık askeri olmayan yardımda bulunmuştu.

O yılın Mayıs ayında SDS bir Vietnam konferansı düzenledi. Uluslararası Yeni Sol hareketin yükselen isimlerinden Herbert Marcuse, etkinlik sırasında Dutschke’nin enternasyonalist duruşunu destekledi. Marcuse, Sol’un ancak sömürge karşıtı hareketlerle “akılcı ve duygusal dayanışma” göstererek ilerleyebileceğine inanıyordu. Ayrıca, geleneksel işçi sınıfı kurumlarının maddi ve ideolojik güçler tarafından etkilendiğini göz önünde bulundurarak, ırksal azınlıklar, kadınlar, dini pasifistler ve öğrenciler gibi marjinal grupların siyasi muhalefet ve müdahale sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiğini vurguladı.

Marcuse, Sol’un ancak sömürge karşıtı hareketlerle “akıl ve duygu dayanışması” göstererek ilerleyebileceğine inanıyordu.

Dutschke’nin SDS’nin enternasyonalist fraksiyonu bir yıl içinde liderliği devraldı ve acil siyasi koşullar nedeniyle popülerlik kazandı. 1966 yılına gelindiğinde Sosyal Demokratlar (SPD) Hıristiyan Demokratlarla (CDU) bir koalisyon hükümeti kurarak Batı Alman parlamentosundaki sandalyelerin yüzde 95’ine sahip oldu ve parlamentodaki muhalefeti fiilen ortadan kaldırdı.

Yeni hükümetin anayasada olağanüstü hal yasalarını desteklemesi, bu tür önlemlerin otoriter sonuçlarından korkan eleştirmenler arasında endişeye neden oldu. Bu endişeler 2 Haziran 1967’de Batı Berlin’de, Tahran’daki muhalif öğrencilere yönelik şiddetli baskılarıyla bilinen İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’ye karşı düzenlenen bir protesto sırasında daha da arttı. Polisin göstericilerin etrafını sarması, Benno Ohnesorg adlı ilk kez eyleme katılan bir protestocunun ölümcül bir şekilde vurulmasıyla sonuçlandı. Bunun üzerine Batı Berlin Senatosu gösterilere iki haftalık bir yasak getirdi ve bu yasak daha sonra diğer şehirlerde de uygulandı.

Hannover’de beş bin kişilik bir kalabalığa konuşan Dutschke, öğrencileri yasaklara meydan okumaya çağırdı. Siyasi eylem için uygun koşulların olgunlaşmasını bekleyemeyeceklerini, çünkü siyasi değişimin onların bilinçli iradesine bağlı olduğunu savundu.

Dutschke’yi “sol faşizm” ile suçlayan filozof Jürgen Habermas dışında, Dutschke’nin militanlığı hazır bir dinleyici kitlesi buldu. Ohnesorg’un öldürülmesinin ardından öğrenciler sokaklara döküldü ve SDS binlerce yeni üye kazandı. Bu, otoriterlik karşıtı isyanların başlangıcıydı.

Uzun Yürüyüş

Yerel örgütlerin gevşek bir ittifakı olan Parlamento Dışı Muhalefet (APO), olağanüstü hal yasalarına hazırlık amacıyla SDS tarafından kurulmuştur. Aralık 1967’de Dutschke, APO’nun amaçlarını tartışmak üzere siyasi gazeteci Günter Gaus tarafından ulusal televizyonda bir söyleşiye davet edildi.

Gaus’un Dutschke’ye yönelttiği ve halen soldakileri tuzağa düşürmek için kullanılan çok sayıda soru nedeniyle Dutschke’nin röportajını bugün izlemek oldukça ürkütücü olabilir. Dutschke bu sorulara ustalıkla karşılık verdi. APO’nun yerleşik siyasi partilerle işbirliği yapma konusundaki isteksizliği sorulduğunda Dutschke, CDU ve SPD’den oluşan mevcut “iki partili sistemin” mevcut durumu sürdürmek için tasarlandığını iddia etti. Bu partiler sadece demokratik muhalefeti bastırmakla kalmıyor, aynı zamanda olası bir dönüşümü de engelliyordu.

Dutschke, profesyonel siyasetçileri ve ana akım medyayı, siyasi değişim olasılıkları konusunda kasıtlı olarak yanlış iletişim kurdukları için eleştirdi.

Dutschke, profesyonel siyasetçileri ve ana akım medyayı, siyasi dönüşüm potansiyeli konusunda kamuoyunu kasıtlı olarak yanıltmakla eleştirerek, dört yılda bir sandık başına gidenlerin, eylemlerinin ulusun geleceği üzerinde herhangi bir etkisi olmadığının farkında olduklarını vurguladı. Dahası, parti platformlarının zaten onların katkılarından bağımsız olarak oluşturulduğunu ileri sürdü.

Gerçekten demokratik bir partinin, halkı manipüle etmek yerine bilinçlendirmeyi amaçlayacağını savundu. APO’nun amacı, kitlelerle “eleştirel bir diyalog” kurmaktı; böylece sıradan insanlar, son ekonomik krizden Vietnam’daki savaşa kadar nesnel olarak içinde bulundukları meseleler hakkında görüş oluşturabileceklerdi.

Dutschke’nin, Antonio Gramsci’nin “mevzi savaşı” kavramını anımsatan, “kurumların içinden uzun yürüyüşle” kademeli bir süreç olarak devrim teorisine yöneldiği şimdiden hissediliyor. Bu, devrimci bir durumun yokluğunda, partinin kapitalist sınıfın kitleler üzerindeki etkisini zayıflatmak için çalışması gerektiğini öne sürer. Ancak Dutschke’nin kendi teorilerini geliştirmeden önce Gramsci’nin çalışmalarına aşina olduğuna dair çok az kanıt var.

Röportajda, Dutschke’nin devrimci bir geçişin gerçekleşmesi için toplumsal bilincin süreçsel bir dönüşümünün gerekliliğine inandığı açıkça görülmektedir. Gaus defalarca Dutschke’ye hareketinin demokratik olmadığını ve fırsat verilirse iktidarı ele geçirmek için şiddete başvuracağını kabul ettirmeye çalışmıştır. Dutschke, devrime doğru uzun yürüyüş sırasında farkındalık yaratmanın ve bilinç sorununu çözmenin önemini vurguladı: “Bu uzun yürüyüş sırasında ya bilinçlenme sorunu ortaya çıkacak ve çözülecek ya da başarısız olacağız.”Ona göre APO’nun siyasi eğitim, öz-örgütlenme ve karşılıklı yardımlaşma konularına odaklanması devrim sürecinin başlangıcını oluşturmuştur.

Gaus, Dutschke’nin Üçüncü Dünya devrimini desteklemesine atıfta bulunarak şiddet meselesinde ısrarcıydı. Dutschke 1967 yılında Şilili arkadaşı Gaston Salvatore ile birlikte Che Guevara’nın “iki, üç, daha fazla Vietnam” çağrısında bulunduğu “Message to the Tricontinental”ını çevirmişti. Amerikalı eşi Gretchen Dutschke-Klotz ile, 1968’de ilk çocuklarına Che’nin adını verdiler.

Dutschke ise şiddet kullanımının, duruma ve siyasi tehdidin ciddiyetine bağlı olan bir taktik olduğunu söyledi: “Latin Amerika’da olsaydım, silahlanırdım. [Ancak] ben Federal Cumhuriyet’teyim. Şu an hiçbir zaman silaha sarılmak zorunda kalacağımız bir durumda kalmamak için mücadele ediyoruz. Ama bu bize bağlı değil. İktidarda olan biz değiliz.”

Dutschke-Klotz’a göre, daha sonra çift Vietnam’a askeri malzeme taşıyan bir NATO gemisini havaya uçurmak için İtalya’dan yeni doğan bebeklerinin pusetiyle dinamit taşımış. Ancak can kayıplarından korkulduğu için plan iptal edilmiş.

Bir Numaralı Halk Düşmanı

Gaus’un röportajı Dutschke’ye yeni bir görünürlük ve kamuoyu öfkesi getirdi. Tet Taarruzu dönemiydi ve Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin ABD ordusunu yenilgiye uğratma olasılığından güç alan savaş karşıtı gösterilerin boyutu ve sıklığı artmıştı. Axel Springer medya grubu ve onun sansasyonel tabloid gazetesi Bild-Zeitung’un başını çektiği Amerikan yanlısı basın, savaş karşıtı öğrencileri karalama ve şeytanlaştırma kampanyasına girişti. Özellikle Dutschke “Bir Numaralı Halk Düşmanı” olarak hedef gösterildi ve gazeteler Dutschke’nin boy boy fotoğraflarını “Dutschke’yi Şimdi Durdurun!” çağrısı yapan başlıklar eşliğinde yayınladı.

Dutschke “Bir Numaralı Halk Düşmanı” olarak hedef gösterildi ve gazeteler Dutschke’nin boy boy fotoğraflarını “Dutschke’yi Şimdi Durdurun!” çağrısı yapan başlıklar eşliğinde yayımladı.

11 Nisan 1968’de Dutschke bir neo-Nazi tarafından başından iki kez vuruldu. Saldırıyı takip eden hafta içinde elli bin kişi Springer’in ofislerini ve dağıtım noktalarını abluka altına alarak şirketin kamulaştırılmasını talep etti.

Dutschke hayatta kaldı, ancak nekahet dönemi basın tarafından sürekli takip edildi. Medyadan kaçmak için ailesiyle birlikte önce İsviçre’ye taşındı. Kısa süre sonra İtalya’ya, ardından Belçika’ya (Ernest Mandel’in yanında kalarak), İngiltere’ye ve İrlanda’ya taşındılar. Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri vize başvurularını reddedince 1971 yılında Danimarka’ya yerleştiler.

Dutschke hafızasını ve konuşma yetisini geri kazandı ve kalıcı beyin hasarına ve epileptik nöbetlere rağmen Komünist Enternasyonal üzerine bir tez tamamladı ve yavaş yavaş Batı Almanya siyasetine yeniden dahil oldu. Öğrenci hareketinin bölünmesinden duyduğu dehşeti dile getirdi. 1970’lerde, kökleri toplumsal hareketlere dayanan bir parti olmayı amaçlayan Yeşiller Partisi’nin kuruluşuna katıldı. 1979’da geçirdiği bir nöbetin ardından öldü.

“Fazla Zamanımız Yok”

Dutschke’nin Almanya’da gördüğü  kabul, 1960’lar boyunca ideolojik inançlarda yaşanan dalgalanmalarla paralel gelişmiştir. Bir zamanlar onu küçümseyen liberal yayın organları ve kurumlar, şimdi onun mirasını sahiplenerek on yıllık protestoları demokrasi ve şeffaflık çağrıları olarak evcilleştirmeye çalışıyor. Buna karşılık, 1960’ları ahlaksızlığa, şiddete ve kimlik politikalarına doğru bir düşüşün katalizörü olarak gören muhafazakârlar, Dutschke’yi bu doğrultuda okuyarak 1970’lerdeki sol terörizmden onu sorumlu tutuyor.

Muhafazakâr eleştirmenler tüm karalayıcı yorumlarına rağmen, Dutschke’nin inançlarının özündeki radikalliği  doğru kavramışlardır. Dutschke, merkezinde dekolonizasyonun yer aldığı dünya çapında bir sosyalist devrim hedefliyordu. Batı dünyasındaki öğrencilerin ve genç bireylerin yurtdışındaki sömürgeleştirilmiş öznelerle dayanışma gösterebileceğine inanmakla kalmıyor, aynı zamanda bunu yapmalarının zorunlu olduğunu savunuyordu.

Vietnam savaşının ortasında, 1968 yılının Şubat ayında, “Yoldaşlar! Fazla zamanımız yok” demişti. Öğrencilerin ve gençlerin dünya çapında barış ve özgürlük hareketinin yanı sıra sosyalist bir dönüşüm için yerel ve küresel çabalarda öne çıkan figürler olarak ortaya çıktığı bir çağda, Yeni Sol ideolojisini onun en çarpıcı ifadelerinden biriyle yeniden gözden geçirmenin tam zamanı.

 

Orijinal Başlık: Rudi Dutschke’s Internationalism Is Still a Subversive Creed
Yazar: Cecilia Sebastian
Türkçeye Çeviren: Keda Bakış
Editör: Uğur Şen