Demo v1.0

14 Temmuz 2024, Pazar

Beta v1.0

Kentsel Dönüşüm Ne Demek?

Yeni yapıların yarattığı yeni ekonomik giderler bazı daire sahiplerinin bu masrafları karşılayamayarak kentin daha sınırda alanlarına taşındıkları durumlar yaratıyor.

Başlıklar

Birkaç yıldır kentlerimizde bir yıkım furyası sürüyor.  ‘Gelir Yıkar Gider’ sloganları birçok sokakta çoğalmakta. Yıkım genelde yapımlardan daha çok ilgi topluyor, zira toz, gürültü ve 60 ve 70’lerin düzgün yapılarının yerinde gördüğümüz şablon yapılar sahte bir dünya yaratıyor. Bu yeni yapıların genelde kötü biçimlerinin yanında önemli farkları ise daha çok daire ve daha çok kat.

Benim apartmanım 1953 tarihli. O yıllarda Esat caddesinde Emin Onat’ın tasarladığı iki katlı ve büyük bahçesinde meyve ağaçları ve ineği olan bir villa vardı. İlkokul arkadaşım İge Cündoğdu orada otururdu. Sonradan o villayı hep İbsen’in Kiraz Bahçesi piyesindeki balkonlu ev gibi hatırladım. Esat caddesinden geçerken nafile anılarımdan izler ararım. Oturduğum Kennedy caddesindeki apartmanın iki yapı altında 1950’lerden kalma ve çocukluğumda epey sık ziyaret ettiğim düzgün, üç katlı bir apartman vardı. O yılların birçok yapısı gibi yığma inşaat, zemin katı taş, arkasında bir dönüme yakın bahçesi olan o apartman bir hafta önce yıkılmaya başlandı. Yıkım bir hafta sürdü zira her bir duvar iki taraftan kalın demirlerle güçlendirilmişti. Kepçe bazı duvarları ancak üç günde aşağı indirebildi. Sonuçta molozdan çok tonlarca demir alaşağı edildi.  Zemin katın pembe Ankara taşından duvarları yıkılıp bir kenara ayrıldı, aynı şekilde pencere ve kapıların ahşap çerçeveleri. Ve herhangi bir yıkımcının bir günde köşeyi döneceği kadar demir yığıldı. Molozların ne olduğunu kimse soruyor mu merak ediyorum. Bu kadar yıkımın molozları nerede toplanıyor? Sağlık koşulları sağlanabiliyor mu?

Ülkemizde kültürel mirasın önemi yok mu? Kültürel miras denince yalnız hükümet sözcülerinin işaret ettikleri yapıları mı anlıyoruz?  Acaba kentliler kentlerinden ne beklerler? Yoksa uzun bir zamandır bekleyişler giderek fakirleşti, zavallılaştı mı?

Birkaç yıl önce kaybettiğimiz tasarımcı yazar Michael Sorkin’in kültürel miras konusunda söylediklerini dinlemek önemli. Sorkin’e göre bugünkü küresel dünyada, kendi kültürümüze ait yerler giderek azalsa da her birimizi bir yere bağlayan önemli unsurlar vardır. Sorkin dönüşümden değil, korumadan söz ediyor. Zira yıkım düşüncesi medeni bir ortamda akla öncelikle korumayı getirir. Neleri koruyacak neleri göz ardı edeceğiz? Ona göre, çevremiz çeşitli etkiler altında sürekli tadilat geçirir. Sürekli olarak eskitmek, değiştirmek, iyileştirmek yoluyla ikamet ettiğimiz yapıların yaşamını kontrol ederiz. Ona göre koruma, bakımdan farklı olarak, yapının ömrünü garanti etmek değil ona özel bir değer kazandırmaktır. Sorkin şöyle devam ediyor: “Koruyan toplumların kimlikleri yalnızca yapıların görüntüleri ile ilişkili değildir, daha ziyade neyin korunacağı, neyin tadil edileceği, neyin yıkılacağı konusundaki (sosyal) anlaşma süreçleri ile ilgilidir.”1Michael Sorkin,2001, Protecting Architectural Heritage in Expanding Metropolises, Historic Cities and Sacred Sites, The World Bank, Washington D.C., s. 59 Bu alıntı aynı zamanda yapıların yaşamlarının toplumun demokratik ilişkileri ve kimlikleri ile ilgili olduğunu hatırlatıyor.

Acaba, herhangi bir kent bölgesinde gelişen yapı topluluğu ya da yok edilen yapılar hakkında toplumsal bir farkındalık ve bir sahiplenme var mı?  Birkaç gün önce gittiğim Ankara İncek beldesinin eski bildiğim Ankara’nın en az elli misli daha büyük, daha kalabalık, daha korkutucu bir yoğunluk kazandığını gördüm.  Her akşam televizyon seyredenler ekranlarda bu gelişmenin farkına vardılar mı?

Kentsel dönüşümü sadece yıkım olarak düşünenler yapım sürecinin getirdiği yeni değerlerin ya da sorunların farkındalar mı? Ankara gibi büyüyen ve sürekli göç alan bir kentin ana problemlerinden biri trafik ve kent merkezinin giderek kalabalıklaşması. Her yıkılıp yerine yapılan yapı hem araba hem insan yoğunluğu getiriyor.  Yeni yapılan, dönüştürülen yapılarda park imkanları yaratılıyor mu, yoksa kaldırımlarımız daha çok araba parkı mı olacak?

Mimarlar Odasının İzmir Şubesinin bundan yirmi yıl önce 2004’de 26 Ekim ve 22 Aralık tarihlerinde kentsel dönüşüm üzerine yaptığı bir toplantıda birçok sorun ortaya konulmuştu.2Kentsel Dönüşüm, 2004, Mimarlar Odası İzmir Şubesi, Yayına Hazırlayan: Nilüfer Çınarlı. Aradan tam yirmi yıl geçti, gördüğüm kadarı ile bu sorunları bugüne kadar hakkıyla irdeleyen belediyeler olmadı.

Bu toplantıda Emel Göksu tarafından dikkat çekilen noktalardan biri -sanırım hepimiz bunun farkındayız- yenileme ve dönüşüm yoluyla kentler üzerinden sermaye birikimi sağlandığı.  Emel Göksu’nun ortaya koyduğu gerçeklerden biri SIT kısıtlamalarına karşın restorasyon ya da yenileme bahanesi ile ekonomik yarar sağlanmaya çalışılması.3Aynı eser, s. 6-8 Burada kazanan kim? Öncelikle müteahhit takımı, sonra daire sahipleri.  Daire sahipleri bir daire yerine iki ya da üç, genellikle kalitesiz daireye sahip olunca çevrelerinin neler kaybettiğinden haberdar değiller.  Ekonomik gelire karşın sosyal olarak ne gibi değişiklikler geçireceklerinin farkında olduklarından emin değilim. Bu farkındalık uzun vadede bir eğitim ve kültür sorunudur.  Ancak bu sorun yalnızca daire sahiplerinin değil aynı zamanda genel olarak bütün toplumun ve kuşkusuz belediyelerin sorunudur.

Aynı toplantıda Sezai Göksu’nun konuşması kentsel dönüşüm hareketinin aynı zamanda bir yerinden etme eylemine dönüştüğüne işaret ediyor.4Aynı eser, s. 10-11 Yeni yapıların yarattığı yeni ekonomik giderler bazı daire sahiplerinin bu masrafları karşılayamayarak kentin daha sınırda alanlarına taşındıkları durumlar yaratıyor. Bu toplantıda verilen en önemli örneklerden biri -bunu Ankara’nın çevre alanlarında gördük- gecekonduların dönüştürülerek villalar yaratılması ve bu yeni yapılarda eski gecekonduluların buralarda ikamet edecek ekonomik güçte olmaması.

Aynı toplantıda Hasan Topal Beyin ele aldığı konu ise kentsel dönüşüm kavramının aslında bir sağlıklaştırma amacı taşıdığı, yani yenileme, sağlamlaştırma, güvenli hale getirme gibi amaçlar yanında mekânsal açıdan donatıların zenginleştirilmesi, çoğaltılması idi. Bu, belirli bir alanın aynı zamanda insanların gündelik yaşamlarına kültürel değerler katması olarak da anlaşılması gereken bir konu; parklar, spor alanları vs. ile dönüşümün yaşam kalitesini yalnızca yapı içinde değil yapının bulunduğu çevrede ele alınması gerektiğinin anlaşılması son derece önemlidir. Yoksa yepyeni, mecmuadan fırlamış birkaç yapı ile kentsel dönüşüm gerçekleştirilemez.

Bu konuda konuşulacak daha birçok detay var. Ben yine Michael Sorkin’nin metnine dönüp insanı bir yere bağlayan, bir yerin değerini oluşturan nedenler üzerinde durmak istiyorum.  Ona göre bu öncelikle koruma ile olan bir şey ve bir toplum değerlerini yaşamını oluşturan farklı unsurlara gösterdiği saygı ve inançlarla geliştiriyor. Bir toplumun tarih içinde geliştirdiği bu değerler yaşam biçimiyle ilgilidir ve tarihî bir sahicilik gerektirir. Koruma ekoloji ile yakın ilgilidir ve farklı sistemleri birbirine bağlayan karşılıklı global dayanışma gerektirir. Kültürler giderek küreselleşirken otantik mimari yaratmak zorlaşır. Sorkin, Tokyo’da bugün Elhambra’yı ya da bir Alman feodal sarayını andıran yapılar yapıldığını ve çevre eğer bize yalan söylüyorsa korumanın imkansız ve anlamsız olduğunu savunuyor.5Michael Srokin, 2001, s. 61 Ona göre otantik tarihî bir yapının en iyi müdafaası otantik çağdaş bir yapıdır.6Aynı eser, s. 61

Sorkin bugün en iyi gelişmiş kentlerden biri olarak New York’u gösteriyor ve bunun uzun zamandır koruma politikaları ile başarıldığını anlatıyor. Bunun da arkasında New York’da yaşayanların kabulü ya da vetosunun en büyük rolü oynadığını savunuyor.

Hatırlayalım ki kentimizin tarihi belleği yalnızca yüzyıllık ya da ikonik binalardan oluşmuyor. Her dönemin yapıları belirli bir karakter taşır ve tarihimizi, değerlerimizi oluşturan da bunların tamamıdır. Ellilerden, altmışlardan, yetmiş ve seksenlerden korunacak birçok iyi ve güzel yapı vardır ve onları korumak için gayret etmek kentte yaşayanların sorumluluğu, belediyelerin vazifesidir.  Bunun için, belleğimizin gelişigüzel şekilde sırf para için yok edilmemesi bu iyi yapıların tespit edilip tescillenmesi gerekir. Bir yapı yıkılırken yalnızca yerine gelecek yapının getireceği para değil, yıkılan yapıya harcanmış ve millî gelirin parçası olan para da düşünülmelidir.

Bu tür sosyal ve kültürel sorumluluklarını yüklenmeyen bir toplum giderek barbarlaşmaya mahkumdur.

 

Notlar

(1) Michael Sorkin,2001, Protecting Architectural Heritage in Expanding Metropolises, Historic Cities and Sacred Sites,The World Bank, Washington D:C:, s. 59

(2) Kentsel Dönüşüm, 2004, Mimarlar Odası İzmir Şubesi, Yayına Hazırlayan: Nilüfer Çınarlı.

(3) Aynı eser, s. 6-8

(4) Aynı eser, s. 10-11

(5) Michael Srokin, 2001, s. 61

(6) Aynı eser, s. 61

 

Editör: Bekir Demir