Demo v1.0

14 Temmuz 2024, Pazar

Beta v1.0

Bilimi Sahtebilimden Nasıl Ayırt Ederiz? Sahtebilim Olarak Bilim İnkarcılığı

Aşı karşıtlığı ve iklim değişikliği inkarcılığı örneklerinde olduğu gibi, sahtebilimin giderek daha belirgin bir şekilde ortaya çıkan kişisel ve toplumsal olumsuz etkileriyle ilgi odağı haline gelmiştir.
Çeviren:
Umut Morkoç
Kaynak:
Skeptical Inquirer

Başlıklar

Sahtebilim terimi son yıllarda bilim felsefecilerinin yeniden ilgi odağı haline geldi. Bunun nedeni yalnızca bilime sınır çizme problemi denilen problemin bilimi sahtebilimden ayıran şeyin ne olduğu sorusunun– doğası gereği filozoflar ve epistemologlar için ilgi çekici olması değildir. İlgi odağı haline gelmesinin bir diğer nedeni de aşı karşıtlığı ve iklim değişikliği inkarcılığı örneklerinde olduğu gibi, sahtebilimin giderek daha belirgin bir şekilde ortaya çıkan kişisel ve toplumsal olumsuz etkilerinin olmasıdır.

Peki, bilim inkarcılığı ile sahtebilim aynı şey midir? Mesela, evrim mefhumunu reddedenlerle homeopatik “tedaviler” önerenlerin ortaklıkları nelerdir? Stockholm Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nden meslektaşım Sven Ove Hansson bu konuda aydınlatıcı bir makale yazdı (Hansson 2017).1Hansson ayrıca Skeptical Inquirer’ın Eylül/Ekim 2021 sayısındaki “The Hidden Connection between Academic Relativists and Science Denial”ın da yazarıdır. (Ed.) Hansson, sahtebilimin kapsayıcı şemsiyesi altına giren iki tür hatalı epistemik pratiği birbirinden ayırarak başlıyor: bilim inkarcılığı ve sahte-teori teşviki.2“Sahte teori teşviki”, sahte bilimsel teorilerin desteklenmesi, tanıtılması gibi durumları ifade etmek üzere kullanılan “pseudotheory promotion“ teriminin karşılığı olarak kullanılmıştır. (Çev.) Birincisi evrimin, iklim değişikliğinin, aşıların etkinliğinin vs. reddedilmesidir. İkincisi ise homeopati, astroloji, antik çağda uzaylılar3Anılan kavram, tarih öncesi dönemde Dünya-dışı varlıkların Dünya’ya geldiğini ve insan uygarlığı üzerinde etkileri olduğunu iddia eden “ancient astronauts” teorisinin karşılığı olarak kullanılmıştır. (Çev.) teorileri ve benzerleriyle ilgilidir.

Hansson önceki bir makalesinde, bir açıklamanın şu üç kriteri sağladığı durumda sahtebilim olarak kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştü:

  1. Geniş anlamda yorumlandığında bilimin alanına giren bir konuya atıfta bulunmalı.
  2. O kadar netameli olmalı ki güvenilememeli.
  3. Destekçileri, açıklamanın kendi alanında son derece güvenilir olduğu izlenimini bilfiil yaratmaya çalışıyor olmalı.

Üç kritere nasıl uyduklarını görmek için inkarcılık ve sahte-teori teşvikinin birer örneğini ele alalım. Evrim inkarcılığı, biyolojik tarih ve varyasyon alanıyla ilgilidir ve açık bir şekilde biyoloji biliminin alanı dahilindedir. Güvenilmezdir çünkü tıpkı yaratılışçıların Büyük Kanyon’un tüm Dünyayı etkileyen bir sel sırasında oluştuğunu iddia etmesindeki gibi, eldeki kanıtların oldukça kusurlu bir yorumuna dayanmaktadır. Hal böyleyken, yaratılışçılar sadece sağlam bilim yaptıkları konusunda ısrarcı olmakla kalmayıp aynı zamanda böyle bir “bilimin” devlet okullarında öğretilmesi gerektiğinde de ısrar ediyorlar.

Şimdi sahte-teori teşvikinin bir örneği olarak astrolojiyi ele alalım. Astrolojinin de Hansson’ın üç kriterini nasıl karşıladığını görmek kolaydır. Astrologlar tamamen bilime ait olan bir alanla ilgilidirler; bu bilim sıklıkla iddia edildiği gibi astronomi değil, psikolojidir çünkü astroloji gök mekaniği ya da fizikle değil insan davranışının nedenleriyle ilgilidir. Astrologların iddialarının son derece güvenilmez olduğu defalarca gösterilmiştir; örneğin Shawn Carlson’ın (1985) Nature’da yayımlanan meşhur makalesi.4Bu makalenin bir özeti için bkz. 1986 İlkbaharında Skeptical Inquirer, s. 194-196’da yer alan “Double-Blind Test of Astrology Avoids Bias, Still Refutes the Astrological Hypothesis”. Ve astrologlar kendilerini muhakkak, seçtikleri alanda güvenilir açıklamalar yapıyorlarmış gibi sunarlar.

Hansson tarafından tanımlanan iki sahtebilim kategorisinin birbirini dışlamadığı ve esasen bir süreklilik boyunca birbirini tamamlayan noktalar olarak düşünülmeleri gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Aynı iddialar bazen hem inkarcılığın hem de sahte-teori teşvikinin bir örneğidir. Yaratılışçılar hem bilimsel evrim teorisini reddediyor hem de kendi sahte-teorilerini bilimsel olarak sağlammışçasına teşvik ediyorlar.

Bilim felsefecileri bir süredir bilimin ve sahte-bilimin kavramsal olarak farklı ama yine de iç içe geçmiş iki yönünün bulunduğunu kabul ediyorlar. Bunlara epistemik ve toplumsal yönler diyelim. Bilim naif toplumsal inşacı anlamda değil, açıkça inkar edilemez olan bir insan girişimi olarak toplumsal bir faaliyettir ve genel kabul gören pratiklerle (hakemli dergiler, fon kuruluşları, yayınlar vb.) ve iktidar ilişkileriyle (hoca-öğrenci, usta-çırak, yönetici-araştırmacı vb.) karakterize edilir. Ancak bilim [yalnızca toplumsal bir faaliyet değildir] aynı zamanda açık bir biçimde epistemik bir faaliyettir yani dünyayla ilgili şeyleri güvenilir bir biçimde keşfetmeyi amaçlar.

Hansson, sahtebilimi daha iyi karakterize etmek için aynı ikili yaklaşımı kullanıyor. Epistemik yönle başlayalım; burada sahtebilim pratiğinde tabiri caizse dört tür tekrarlayan epistemik suistimal görüyoruz:

  1. İlki cımbızlamadır.5“Cımbızlama”, “cherry picking” teriminin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Belirli bir görüşü destekleyen kanıt ya da verilerin kullanılması, desteklemeyenlerin göz ardı edilmesi anlamına gelen bu terim mantıkta sıklıkla “cımbızlama safsatası” olarak kullanıldığı için bu şekilde karşıladım. (Çev.) Örneğin, genel görelilik teorisini inkar edenler (evet, cidden varlar!), Wikipedia’nın muhafazakar “muadili” olan Conservapedia’da genel göreliliğe sözüm ona karşı örneklerin bir listesini yayınladılar. Söz konusu anomalilerin birçoğu aslında çağdaş fizikçiler tarafından mükemmel bir şekilde açıklanabilirken, bu liste, genel göreliliğe ilişkin geçen yüzyıl boyunca istikrarlı ve etkileyici bir şekilde birikmiş olan ezici olumlu kanıtları tamamen göz ardı etmektedir.
  2. Sahtebilime özgü ikinci bir epistemik suistimal, karşıt veya çürütücü verilerin göz ardı edilmesidir. Mesela, yukarıda adı geçen genel görelilik inkarcıları, fizik camiasının tamamı tarafından terk edilmiş olmasına rağmen, görelilik öncesi fiziğe tutunmaya devam ediyorlar. Örneğin, İsviçreli fizikçi Georges-Louis Le Sage’in on dokuzuncu yüzyılda, yerçekiminin çok sayıda küçük görünmez parçacığın cisimler üzerinde uyguladığı toplam baskıdan kaynaklandığını ileri süren iddiasını gündeme getiriyorlar. Hansson’ın belirttiği gibi, Le Sage hayattayken bu mümkün olabilirdi ama artık öyle değil. Genel göreliliği inkar edenlerin bu konuyu gündeme getirmeye devam etmelerinin tek nedeni, önceden kabul edilmiş bir kanıyı can havliyle savunmak istemeleridir.
  3. Üçüncü epistemik suistimal, sahtebilim teşvikçilerinin yaygın olarak sahte tartışmalar üretmesinde yatmaktadır. Aşı inkarcıları, aslında var olmayan ancak halkın zihnine şüphe tohumları ekmek açısından amaçlarına hizmet eden bir tartışma imajı yansıtmak için sıklıkla, tıp camiasında zaman zaman ortaya çıkan muhalif seslere işaret ederler.
  4. Son epistemik suistimal, sahtebilimsel mefhumların teşvikçilerinin Hansson’ın “sapkın” değerlendirme kriterleri olarak adlandırdığı kriterleri kullanılmalarıyla alakalıdır. Bunu, karşı tarafın belirli bir teoriye katılmak için belirlediğiniz kriterleri karşılamasını imkansız hale getirecek şekilde çıtayı yükseltmek olarak düşünebilirsiniz. Örneğin, yaratılışçılar genellikle sadece türleşmeye (yani yeni türlerin oluşumuna) değil, aynı zamanda tüm canlı organizma sınıflarının kökenine ilişkin deneysel kanıtlar talep ederler. Türleşme nadiren de olsa laboratuvarda gerçekleştirilebilir. Ancak, örneğin memelilerin bir balık atadan evrimleştiği, fosil kayıtlarına dayanarak sadece dolaylı olarak çıkarılabilir. Bunun doğrudan kanıtını talep etmek ya gizli bir niyet içermektedir ya da son derece cahilcedir.

Şimdi kısaca, sahtebilimin sosyolojik yönüne değinmeme müsaade edin, ki bu da epistemik yönü kadar ifşa edicidir. Hansson’ın detaylı çalışmasında sahtebilimin sosyolojik açıdan on önemli emaresi ortaya konmuştur, ancak ben örneklendirmek amacıyla bir alt kümeye odaklanacağım. Uzmanlık eksikliği bu emarelerden birisidir. Bilim topluluğu genellikle son derece uzmanlaşmış kişilerden oluşurken, sahtebilim topluluklarında uzmanlık son derece nadirdir.  Örneğin, iklim değişikliği kavramına ya da aşıya karşı çıkan çok sayıda “bilim insanının” listelendiği imza kampanyalarını göz önüne alın. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bu tür listeler doğa bilimlerinde lisans derecesine sahip oldukları için bilim insanı olarak kabul edilen kişilerden veya söz konusu mesele atmosfer fiziği veya immünoloji gibi diş hekimlerinin uzman olmadığı alanlarla ilgili olsa bile, diş hekimleri gibi profesyonel tıp pratisyenlerinden oluşuyor.

Sahtebilim teşvikçileri aynı zamanda komplo teorilerine itibar etmeye sıra dışı bir şekilde eğilimlidirler.  Hansson’ın da yazdığı gibi, iklim değişikliği inkarcıları, sorunun dünya çapında liberal bir komplo olduğunu düşünüyor; yaratılışçılar her köşe başında ve her laboratuvarda ahlaksız ateistler görüyor ve 1920’lerin ve 1930’ların genel görelilik inkarcılığı tabii ki antisemitizm tarafından şekillendiriliyordu.

Dahası, sahtebilimciler, kör hakemlik süreçlerini ve diğer uzman değerlendirme aşamalarını atlayarak doğrudan halka hitap etme eğilimindedirler. Bunu da demokrasi ve özgürlüğü savunma kisvesi altında yaparlar. Ancak yine de örneğin finansal tavsiyeye ihtiyaç duyduklarında ya da arabalarını tamir ettirmeleri gerektiğinde, -demokrasi ve özgürlüğün canı cehenneme- yeterince makul davranıp doğru düzgün bir uzmana giderler.

Sahtebilim topluluklarının tekrarlayan bir diğer sosyolojik özelliği de bilim insanlarına karşı kışkırtıcı kişisel saldırılarda bulunmaya eğilimli olmalarıdır. Örneğin Albert Einstein o kadar antisemitizme maruz kalmıştı ki, ülkeyi terk ettikten sonra Almanya’yı ziyaret etmenin güvensiz olduğunu düşünüyordu. İklim değişikliği ya da aşılar hakkında kamuoyu önünde açıklamalar yapan çağdaş bilim insanları da kendilerini benzer bir zor durumun içinde bulurlar.

Dikkatli bir şekilde ele alındığında, sahtebilim terimi, inkarcılıktan sahte-teorinin desteklenmesine kadar uzanan bir dizi faaliyete işaret eder. Sahtebilimsel iddialar tanımlanabilir epistemik sorunlardan mustaripken (cımbızlama, iddiaya karşı argümanların göz ardı edilmesi vb.), sahtebilimsel topluluklar ise kimi farkedilebilir sosyolojik emareler sergiler (uzmanlık eksikliği, komplo teorilerine yatkınlık vb.). Elbette ki, bilim insanlarının içinde de cımbızlama yapanlar ya da teorilerine zarar veren delilleri değerlendirmeyi reddedenler bulunabilir. Ancak bilimi ayrı kılan şey, bir topluluk olarak bu tür kötüye kullanımların büyük ölçüde kontrol altında tutuluyor olmasıdır. Bu nedenle ne bilim ne de sahtebilim, bireysel iddialar veya bireysel failler açısından değerlendirilebilir değildir. Bunlar ancak analizimizi toplumsal düzeye genişlettiğimizde anlaşılabilir.

 

Notlar

(1) Hansson ayrıca Skeptical Inquirer’ın Eylül/Ekim 2021 sayısındaki “The Hidden Connection between Academic Relativists and Science Denial”ın da yazarıdır. (Ed.)

(2) “Sahte teori teşviki”, sahte bilimsel teorilerin desteklenmesi, tanıtılması gibi durumları ifade etmek üzere kullanılan “pseudotheory promotion“ teriminin karşılığı olarak kullanılmıştır. (Çev.)

(3) Anılan kavram, tarih öncesi dönemde Dünya-dışı varlıkların Dünya’ya geldiğini ve insan uygarlığı üzerinde etkileri olduğunu iddia eden “ancient astronauts” teorisinin karşılığı olarak kullanılmıştır. (Çev.)

(4) Bu makalenin bir özeti için bkz. 1986 İlkbaharında Skeptical Inquirer, s. 194-196’da yer alan “Double-Blind Test of Astrology Avoids Bias, Still Refutes the Astrological Hypothesis”.

(5) “Cımbızlama”, “cherry picking” teriminin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Belirli bir görüşü destekleyen kanıt ya da verilerin kullanılması, desteklemeyenlerin göz ardı edilmesi anlamına gelen bu terim mantıkta sıklıkla “cımbızlama safsatası” olarak kullanıldığı için bu şekilde karşıladım. (Çev.)

Kaynaklar

Carlson, S. 1985. A double-blind test of astrology. Nature 318: 419–425.

Hansson, Sven Ove. 2017. Science denial as a form of pseudoscience. Studies in History and Philosophy of Science 63: 39–47.