Bir Kitabın Hazin Tanıklığı

Sur’dan Hatay’a Kültürel Cinayet

İnsansızlaştırılan, mülksüzleştirilen ve kimliksizleştirilen kadim toprakların enkazında yaşamaya nasıl devam ederiz bilemiyorum. Bildiğim tek şey Sur’dan Hatay’a yaşanan sosyal ve kültürel cinayetlere ilişkin günbegün artan tanıklıklarımız.
Okuma listesi
Editör:
Redaksiyon:

Bundan yaklaşık dört yıl önce sendikalı kadınların deneyimlerini bir kitapta toplamaya karar verdiğimde Çanakkale’den Diyarbakır’a uzanan bir rotayla yola çıkmıştım. Farklı illerden yirmi dört kadınla planladığım röportajları onların yerellerinde ve yerelin atmosferiyle yapmanın önemli olacağını düşünüyordum. İyi ki de öyle yapmışım ve iyi ki teknolojinin görüntülü konuşma, mail vs. nimetleri yerine göz göze diyalogu tercih etmişim. Yoksa bilir ama anlayamazdım. Kırgınlıkları, mutlulukları, umutları, hayal kırıklıklarını ve hatta kentleri… Bilmekle hissederek anlama arasındaki o kalın çizginin konforlu alanından yazsaydım, kelimeler tanıklığın aklı ve duygusunu değil yalnızca analizin soğuk aklını bürünürdü muhtemelen.

Bu yolculukta duraklarımdan birisi de Diyarbakır’dı. Çok kısıtlı bir zamanım olduğu için hakkını veremedim kentin. Attığın her adım gördüğün her yer kentin binlerce yıllık tarihinin, kültürünün canlı bir kanıtı adeta. Binlerce yıl içinde kurulan, yıkılan, yaşayan, yok olan toplulukların kanıtı. Ama insan en çok kendi zamanının yıkım ve yok oluşlarına kahrolabiliyor. Acaba tarihi başka türlü yazabilir miydik sorumluluğundan olsa gerek.

Diyarbakır’da, hanlarda ve eski dar sokaklı çarşılarda gezerken yolun illaki Dört Ayaklı Minare’ye çıkıyor örneğin. Sevgili Tahir Elçi’nin vurularak öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare’yi görür görmez gazete haberlerinde gördüğün yer olduğunu hemen anlıyorsun. Sonra çarşının bütün seslerinden azade, nefesini tutmuş, dolan gözlerle yürüyorsun minareye doğru. Çünkü Elçi’nin Dört Ayaklı Minare’nin dibinde vurulduğunu bilmek ayrı, Dört Ayaklı Minare’nin önünde dakikalarca donakalmak ayrı bir şeymiş. Dört sütunu dört mezhebi simgeleyen minare. Biriniz düşerse hepiniz düşecek diyen minare. Sütunlarsa bugün hala yaralı…

Bir diğer yaralı mekân 7 bin yıllık Diyarbakır Kalesi ve surlar. 7 bin yıllık tarihe dayanan surlar UNESCO Miras Alanı olmasına rağmen 2015-2016 dönemindeki çatışmaların ardından bitap durumda. Yenikapı, Keçi Burcu ve 63 no’lu Fındık Burcu üzerine beton dökülerek ankraj edilen bayrak direği, Keçi Burcu’na yapılan portatif tuvalet, atık su kanalının çörtene bağlanmasından dolayı atık suyun doğrudan burç duvarlarına akması, güvenlik noktası olarak kullanılırken ısınmak için yakılan ateşin sur duvarlarına temas etmesi sonucu duvarlarda oluşan is, burçlar arasındaki boşluklara Bilim Kurulunun onayı alınmadan yerleştirilen ve surların bütünlüğünü bozan beton bloklar…1“Diyarbakır Kalesi”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Diyarbak%C4%B1r_Kalesi

Aman tanrım daha ne olacak ki diyebilirsiniz, demeyin. Demeyin çünkü dahası var. Daha yaklaşık 50 bin kişinin yaşadığı Sur ilçesinde 16 mahalle boşaltılacak ve Olağanüstü Hal ilan edilerek “Acele Kamulaştırma Kararı” alınacak. Ardından tonla anıtsal yapı ve tescilli sivil mimari yapının da içinde bulunduğu 16 mahallede TOKİ eliyle kentsel dönüşüm başlayacak. Ve onların üzerine Kayseri’den İstanbul’a Burdur’dan Rize’ye her yerde görebileceğiniz kimliksiz bir AVM’ler sokağı kurulacak.

Ben gittiğimde bunların hepsi olup bitmişti. Sur yıkılmış, kadim bir tarih enkaz altında kalmış ve Sur’dan talan edilen taşlar yeni nesil kafelerin dekorlarına sıkıştırılıp incitilmişti.

Bu yolculuktan iki yıl sonra kitabımız çıktı. Ve ruhuna uygun bir şekilde bu kez de söyleşiler için yollara düştü. Sıradaki duraklardan birisi de Hatay oldu. 6 Şubat 2023 depremiyle birlikte büyük bir yıkım yaşayan Hatay. Aradan üç yıl geçti ama ne depremin ne de halen yaşanmakta olan zorlukların etkisi gram azalmamış kentte. İnsanlar adeta büyük bir anomalinin içinde normalleşmeye bırakılmış gibi. Bir yandan dışarıdan gelen yakınlarına ve dostlarına yıkımın boyutunu göstermeye çalışıyorlar ama bir yandan sürekli ve sürekli aynı kahrın içinde boğuluyorlar. İnanılmaz bir çaresizlik, inanılmaz bir duygusal baskı. Konuştuğunuz herkesin bir kaybı var. Ve bu kayıpları her bir gün yeniden yeniden hatırlıyorlar. Kent toparlanamayınca insan da toparlanamıyor zira. Konteyner işyerleri, konteyner devlet daireleri, konteyner mahalleler, iş makineleri, çamurlu caddeler, yıkılmayı bekleyen apartmanlar ve tüm bunların arasında normalleşmeye çalışan insanlar…

Hatay’da gezmeye devam ediyoruz. Eski tarihi çarşıya geldiğimizde çarşıdan eser kalmadığını görmek çok can yakıcı. Bir yandan dostlarım bu çarşının Antakyalılar için önemini anlatıyor. Biz diyorlar, ne alacaksak buradan alırdık. Ya da hiçbir şey almayacaklarsa bile çarşının dar sokaklarında gezintinin bir kent kültürü olduğunu anlatıyorlar. Onlar için burası alışverişten öte bir sosyal merkezmiş. Ve şimdi o merkezde ya seyyar satıcılar ya da barakamsı prefabriklerde iş yapmaya çalışan insanları görüyorsunuz.

Çarşının yeniden toparlanması içinse çalışmalar yapılmıyor değil. Sevindirici bir haber tabii ki. Derken meşhur Herod yani Kurtuluş Caddesi’ne geliyoruz. M.Ö. 300’lerden beri Antakya’nın kalbi olan ve dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi. Caddeyi önemli kılan tek şey ışıklandırılması değil ama. Anadolu’nun bilinen ilk camisi Habib-i Neccar’ın yanı sıra Antakya Musevi Havrası, Ortodoks Rum Kilisesi, Katolik Kilisesi ve Protestan Kilisesi de burada bulunuyor(du). Farklı dinlerin dayanışmasını kendi içinde yaşayan bu cadde esnafı birbirlerinin bayramına da yasına da ortaktı. Kısacası caddeyi cadde yapan tam da Diyarbakır’daki Dört Ayaklı Minare’nin kalbinin burada da atıyor olmasıydı aslında. Ama artık yok. Kurtuluş Caddesi aynen Sur gibi bir forum AVM silüetine bürünmüş bile. Öyle ki daha sokağın başında durup etrafa bakarken kendi kendime ‘Sur’ diye fısıldadığımı hatırlıyorum. Bir de üstüne eski Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Mirası Alan Başkanı Arkeolog Nevin Soyukaya’nın röportajına2Soyukaya: “Sur’daki süreçlerin tarihi Antakya’da uygulanmasına izin verilmemeli”, https://www.nehna.org/post/soyukaya-sur-daki-s%C3%BCre%C3%A7lerin-tarihi-antakya-da-uygulanmas%C4%B1na-izin-verilmemeli rastlayınca Sur’dan Hatay’a nasıl bir kültürel cinayete tanıklık ettiğimi daha iyi anladım diyebilirim. Soyukara’nın bu açıklayıcı röportajının ardından tüylerimi diken diken eden bir diğer rastlaşma ise “Hatay Uzun Çarşı’ya Sur Modeli” başlıklı bir gazete haberi oldu.3“Hatay Uzun Çarşı’ya Sur Modeli”, https://www.yenisafak.com/gundem/hatay-uzun-carsiya-sur-modeli-4620149 Haberle birlikte neden Kurtuluş Caddesi’ne bakarken “Sur” diye fısıldadığımı daha iyi anladım.

İnsansızlaştırılan, mülksüzleştirilen ve kimliksizleştirilen kadim toprakların enkazında yaşamaya nasıl devam ederiz bilemiyorum. Yaşanılan acı ve kayıpların neden olduğu onca toplumsal travma ve öfkeyle nasıl baş ederiz bilemiyorum. Bildiğim tek şey Sur’dan Hatay’a yaşanan sosyal ve kültürel cinayetlere ilişkin günbegün artan tanıklıklarımız. Bu noktada Agamben’e hak vermemek elde değil: “Tanık korkunç olan gerçekliğin içinden sağ kurtulan kişidir. Aynı zamanda tanık, olanları deneyimlemektedir. Olanları deneyimlemesinden ötürü tanık yaşananları hiç unutmayacak olandır. Ayrıca yaşananlar olarak hakikat hayal edilemezdir –çünkü gerçek olamayacak kadar kötü ve korkunçtur- dolayısıyla gerçek unsurlara indirgenemez olma özelliğindedir.”4Agamben, G. (2017). Tanık ve Arşiv: Auschwitz’den Artakalanlar. (Çev. Ali İhsan Başgül). Ankara: Dipnot Yayınları, s. 12.

Depremde kaybettiklerimize saygıyla…

Editör Notu

Yazarın konu ettiği Duygusal Olan Politiktir: KESK’li Kadınların Mücadele Deneyimleri kitabı, 2025 yılının Ekim ayında İletişim Yayınları’ndan çıktı. Kitabı incelemek için bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Notlar

(1) “Diyarbakır Kalesi”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Diyarbak%C4%B1r_Kalesi

(2) Soyukaya: “Sur’daki süreçlerin tarihi Antakya’da uygulanmasına izin verilmemeli”, https://www.nehna.org/post/soyukaya-sur-daki-s%C3%BCre%C3%A7lerin-tarihi-antakya-da-uygulanmas%C4%B1na-izin-verilmemeli

(3) “Hatay Uzun Çarşı’ya Sur Modeli”, https://www.yenisafak.com/gundem/hatay-uzun-carsiya-sur-modeli-4620149

(4) Agamben, G. (2017). Tanık ve Arşiv: Auschwitz’den Artakalanlar. (Çev. Ali İhsan Başgül). Ankara: Dipnot Yayınları, s.12

Bunları okudunuz mu?