Komplolar ve Magazinler
Herhalde gündemle uyuşma zehrinin iki etken maddesi var: komploculuk ve magazincilik. Bu iki etken maddeden de ortamda bolca bulunuyor, zehirlenmek için kolay günlerdeyiz. Dünya Epstein belgeleri ile çalkalanıyor.
İlk etken madde olarak komploların solduğumuz havaya bu denli karışması, bir günde olmadı. Epstein belgeleri bu birikimi somutlaştırdı, elle tutulur hale getirdi, doğruluklarına doğruluk kattı.
Pornografik sitelerden “muhalif” ve özgür sosyal medya platformlarına (4chan), sivil toplum kuruluşlarından ilk genel yapay zeka (AGI) proje başvurularına kadar her şeyin bir şekilde aynı ağın üzerine kurulu olduğu ortaya çıkıyor. Haliyle hepimiz içten içe şunu söylüyoruz: Aha, bakın, demiştik işte: Yahudiler beynimizi iğdiş ediyor!
Gelgelelim, muhteşem komploların iki kötü yanı bulunuyor. Birincisi, aslında ne kadar fazla komplonun yanlış çıktığı ısrarla perde arkasında kalıyor. Tek bir tanesinin bile doğru çıkması yeterli: Artık her şey Yahudilerin oyunu olabilir. Bununla ilgili olan ikinci sorun ise, komploların asıl yönüne vücut veriyor: Her şeyi Yahudiler yapıyorsa boku yedik, bu dünya için yapılabilecek hiçbir şey kalmadı -zira aynı ağ, yeri gelince kendilerine en büyük direnişi göstermiş Hizbullah’ın telsizlerini de birer bombaya dönüştürebiliyor.
Bir de, komploculukla zıtmış gibi görünen, ama tam olarak aynı duygu dünyasını belirleyen ikinci etken madde olarak magazincilik var tabii. Yaşananlar magazinel açıdan pek doyurucu: Tanıdığımız tüm Hollywood yıldızlarını ağırlamaktan, Eyes Wide Shut filminin gerçeğini çekmeye, Bush’la insanlığa karşı suç işlemekten, Chomsky’le sohbet arkadaşlığı yürütmeye kadar ne ararsanız var. Haliyle şöyle düşünüyoruz: “Yahu bu ünlüler dünyasında neler var neler!”
Burada da magazinciliğin iki sorunu ortaya çıkıyor. Birincisi, meseleleri o kadar “şatafatlı yaşamlarla, ünlülerle ve partilerle” ilgili görmek ve böylece bizimle ne kadar ilgisi olduğunu unutmak. Epstein ve cemiyetinin insanlığa karşı işlediği suçların mağdurlarına ve maktullerine yapabileceğimiz en büyük kötülük, herhalde tüm bunları “şanssızlıktan” yaşadıklarını söylemek olurdu. Hayır, Epstein, Kaddafi’nin terekesinin nasıl paylaşılacağına dek, her türlü uluslararası istihbari komplo ile bir şekilde ilişkili, daha büyük bir “dünya sistemi”nin parçası ve yürütücülerinden. Magazinciliğin ikinci sorunu ise, komploculuğun temel sorunuyla aynı: “Yıldızlar dünyası işte, yap’cak bişi’ yok, Allah ıslah etsin!”
İşte, gündemle uyuşma zehrinin bulaşması için ideal ortam: Epstein belgelerini ölesiye doomscroll etmek ve bu koca dünyadaki çaresizliğimizi düşünmek. Fakat buradaki yanılgı, tarihin her anında olduğu gibi, büyük bir felsefi hakikatin görülememesinden ileri geliyor, yani yaşamı nasıl şekillendirdiğimizin.
Yaşam Böyle mi İşler?
Dünyanın büyübozumunu gerçekleştirip, onu açıklanabilir bir yer kıldıysak, bunu büyük ölçüde maddeci dünya görüşüne ve onu mümkün kılan keşiflere borçluyuz. Tam tarihini veremeyeceğimiz bir süreç içinde, dünyayı mistik açıklamalarla dolu, neredeyse her şeyin dışarıdan belirlendiği bir kozmosun parçası olmaktan çıkarıp, öngörülebilir, hesaplanabilir, denetlenebilir bir yer olarak algılamaya başladık.
Bu büyübozumun temelinde, büyük ölçüde, atomlardan yıldızlara kadar kâinatın nasıl işlediğini görebilmemiz yatıyordu: Her şey gözümüzün önündeydi; atomlar birleşiyor, ayrışıyor, maddeleri kuruyordu ve bu dönüşümlerde ortadan kaybolan ya da yoktan beliren hiçbir “mucizeye” yer yoktu –enerji, iş yapma kudreti olarak, kimi zaman ısıya, kimi zaman ışığa, kimi zaman harekete dönüşerek dolaşıyordu.
Öyleyse dünyanın tüm hareketi, her şeyin birbirini etkilediği bir sonsuz akış içinde olageliyordu ve her şey, birbiriyle olan ilişkisinden müteşekkildi: demek ki dünyanın tepesinde oturmuş, kendisi dünyadan hiç etkilenmeden dünyada olacak şeyleri belirleyen bir şey yoktu; etkileyenler, mutlaka etkileniyordu. Gök gürültüsü sırf gökten geliyor diye Tanrı veya erişilemez bir kaynağı var değildi, artık göklerin neyden etkilendiğine bakarak, ne zaman gürleyeceğini tahmin edebiliyorduk.
Düşüncedeki bu devrim, tabii ki her sorunu çözmedi. Zira insanı anlamak, hiçbir zaman, maddeyi anlamak kadar kolay olmadı. Büyü denilen şey doğadan çekilirken, beşerî dünyayı kavrayışımızdaki boşluklar, yeni büyülerle dolmak zorundaydı. Doğaya dair “büyülü sanrımız” bu sefer insanlık yönünden devam ediyor; insanların belirlemediği fakat insanları belirleyen bir şeylerin varlığına ihtiyaç duyuluyordu: Toplumsal düzen karşısındaki çaresizliğimizin yarattığı boşluk, kapitalizmin yeni büyüleriyle dolmak zorunda kaldı; bunun en basit örneğini, “piyasanın görünmez eli”nde görebilirsiniz. Piyasa, “kendi başına” işleyen bir doğa yasasıymış gibi davranıyor, büyübozumu doğada ilerlerken, toplumun merkezinde mistifikasyon derinleşiyordu: insanlar kendi kurdukları düzeni “kendilerinden bağımsız bir güç” gibi yaşıyorlardı. Dünya açıklanmış, fakat toplumsal dünya zamanla daha “büyülü” bir güce dönüşmüştü.
Bu “görünmez” gücün ezici etkilerinden biri, bilinçlerimizde yarattığı çaresizlik oldu. Antik insanlar gök gürültüsüne bakınca ne hissediyorsa, bizler de piyasaya, zenginlere, Epstein’lere bakarken öyle hisseder olduk. Komploculuk ve magazincilik, bu kimselerin, “tek başına bizleri belirlediği bir dünya düzeninin” yürütücüleri olduğunu, bizim de bu caniler karşısında ancak mağaralara saklanabileceğimizi düşündürdü.
İşte, Epstein vakası da yeni bir büyü. Bu büyü bozulmalı ve insan için de doğa için olduğu kadar berrak durumdaki şu hakikat keşfedilmeli: Dünyada başka her şeyi belirleyen ve kendisi hiç belirlenmeyen hiçbir şey yok –buna bazı insanlar, Epstein’ler de dahil. Her şey, başka şeyleri belirliyor ve başka şeylerce belirleniyor. Dünyanın tepesinde oturmuş, biz karıncaları kıçında efor sarfetmeksizin ebediyen boğabilecek hiçbir güç yok. Okuma yazması olmayan bir Husi’ye, emekli maaşından iyice kafası atmış bir emekliye, kapitalizmle savaşmayı kafaya koymuş bir Çinliye yahut şu sıralarda şekerleme yapan bir Zapatista’ya o kadar da kolay hükmedemezsiniz. Yeryüzünün lanetlilerinin sadece belirlenen ve yeryüzünün kutsanmışlarının sadece belirleyen konumda olduğu bir dünya, mümkün değildir.
Kutsanmışların kaybedecek çok şeyi varken, lanetlilerin, büyülerinden başka kaybedecekleri hiçbir şey yoktur; fakat kazanacakları koskoca bir dünya vardır.



