Dominique ve Oxana’ya…
Bir grup insan Aşağı Manhattan’daki görkemli gökdelenlerden birinin dışarısında toplanmış, girişe belli bir mesafede duruyorlar; bu mesafe insanların uzaklıklarını keskin bir kartal gözüyle dikkatlice kontrol eden ve çehresinden işini ciddiye aldığı anlaşılan güvenlik görevlisi tarafından korunuyor. Çoğunlukla cadde üzerinde yükselen plaza çalışanlarından oluşmasına rağmen turistler ve evsiz, tuhaf görünümlü kişiler de bu grubun içine karışmış durumda. Bir düzine kadar kişiden oluşan bu küçük toplanmanın amacı: sigara tüttürmek.
Grup bariz bir şekilde ayrışık, heterojen. Çalışanlar gayet resmi bir giyim kuşama sahip, insan onları finans kapitalin karmaşık işleyişindeki birer çark olarak hayal etmekte zorlanmıyor. Şehrin turistik yerlerini görmek için iyi planlanmış rotalarında kısa bir mola veren turistler, uyumsuz, rahat ve rengarenk giyinmişler. Evsizler de buruşuk kıyafetleri içinde. Kısacası grupların her biri klişelerle tam olarak örtüşüyor.
Sessizlik içinde sigara içiyor, birbirimize yakın duruyoruz çünkü burası görünmez iplerlerle çevrelenmiş; allah bilir hangi otoritenin çıkardığı bazı kurallara uymak için buradayız. Farklı yönlere bakıyoruz, belli belirsiz bir utanç duyuyoruz bu durumdan ya da en azından rahat değiliz. Rahat hissetmiyoruz çünkü burası hem resmiliğin sıkıcılığının dışında hem de yoğun ziyaretçi akının bulunduğu bölgenin hemen yanında, herkesin gözü önünde âdeta sergileniyor gibiyiz. Geçenlerin yeni paryalara attıkları hiç de onaylayıcı olmayan bakışları seziyoruz.
Beş dakikalığına tek dal sigara içmek için bir araya gelen, belirli bir noktaya yığılmış ve tek ortak noktası bu olan, birbirini tanımayan insanlardan oluşan gelişigüzel bir topluluk gibi gözükürken birdenbire bir ses duyuluyor: “Önce siyahlar ve Yahudiler, şimdi de biz.” Anında bir kahkaha ve neşeyle dolup taşıyor burası, tamamen yabancı olan bu insanlar bir anda birer dost haline geliyor. Bu arkadaşlıklar ve keyifli dakikalar tıpkı sigaralarımız gibi kısa ömürlü; ancak bu birliktelik havası, bu ani insani bağ ve bu anların faniliği basit bir toplanmanın çok ötesine, bizi farklı yönlere dağılmaya zorlayacak olan işlerimizin ötesine uzanıyor. Tüm her şey tıpkı sigara gibi duman olup uçup giderken bu kısacık an zamanın diktasına, işlerin, yükümlülüklerin, hayatta kalmanın ve toplumsal konumların baskısının ötesine uzanan şaşırtıcı bir kalıcılık gücüne sahip. Ve birlikte gülerek, bizden sayıca çok daha fazla olan kınayıcı kalabalığa ve bizi burada izole eden özenle tasarlanmış yasaya karşı küçük bir zafer kazandığımızı hissediyoruz. Dışlanmışlar ve mahcuplar durumu lehlerine çevirdiler; en azından şu ufacık anda kazanan biziz.
Bu sözler, elbette sigara içenlerin ruhuyla harmanlanmış bir dilde, onların şakalarıyla yapılmış yorumlar. Yüzyıllar boyu süren kölelik ve pogromları, bu yeni ortaya çıkan dışlanmış olanlar figürüyle aynı kefeye koymak biraz fazla olur ve böyle bir kökene sahip olduğunu iddia etmek için biraz ukala olmak gerekir. Ancak sigara tüttürenler her zaman bu tarz alaycı konuşma eğilimine sahiptirler. Burada birkaç siyah var ve görünüşe göre birkaç Yahudi de. (Evet, doğru tahmin ettiniz, onlar grubun finans kapital kısmına aitler. Klişeler dışında her şeyden şüphe edilebilir). Siyahlar ve Yahudiler bu sözlerle eğlenirken, Yahudi olan gülümseyerek ekliyor: “Henüz holokost noktasına varmadık.” Tüttürenler arasında gerçekten siyahlar ve Yahudiler olabilir; ve biz de tam burada geçici olarak fahri bir şekilde onlardan birine dönüşmüş halde bulduk kendimizi.
Hayat hikayeleri uçuşuyor şimdi havada, biri dehşet verici bir şekilde holokosta kadar uzanıyor, diğeri Martin Luther King’den önceki günlere. Yaşlı bir siyahi adam, sanırım binanın bakım personellerinden biri, buradakilerin onayıyla birlikte şöyle diyor: “Hayatım boyunca bir siyahi olarak hiçbir zaman sigara tüttüren biri olarak şu anda olduğum kadar baskı görmemiştim.” Ve bu yaşlı adam, sivil haklar hareketinden önce, en azından New York’ta siyah olmanın şu anda sigara içmek kadar kötü olmadığı zamanları görmüş. Bu dışlama kendi çelişkileri ve tuhaf bir suç ortaklığıyla bir diğerini yansıtıyor. Evsizlerin, tamamen yasal olan bazı yerlerde sigara içtikleri için polis tarafından kovalandıklarına dair hikayeleri vardı, taciz için kullanışlı yeni bir bahane. Yahudiler birdenbire evsizlere yeni gözlerle, neredeyse takdirle bakıyor, dışlanmanın ortak kaderinin uyumsuz heyulası havada dolaşıyor ve birbirinden oldukça farklı yolları kısa bir an için birleştiriyor.
Dünyanın bütün sigara tüttürenleri, birleşin! Gerçi biz halihazırda zaten birleşmiş durumdayız. Toplumsal bölünmeleri aşarak, tarihin ve karşıtlıklarının hayaletlerini çağırıp onları bir kenara koyarak, sınırların ötesinde bazı dayanışma kırıntıları bularak, birlikte gülerek ve eğlenerek, sadece birkaç dakika içinde birbirlerine tamamen yabancı bir şekilde, Manhattan’da, dünyanın gücünün kalbinde, finans kapitalin merkezinde, yalnızca sigara tüttürmek üzerine dayanan umulmadık bir müştereklik kurarak inanılmaz bir yol katediyoruz.
Durum tamamen netleşti: sigara tüttürenler komünizmde yaşıyor. Bulundukları, toplandıkları her yerde komünizmi yaratıyorlar, Wall Street’ten birkaç dakika uzaklıkta bile. Sigara tüttürenler Occupy Wall Street hareketini çok önceden başlatmışlardı, sadece kimse fark etmedi. Sınıfsız bir toplumun gelecekte ortaya çıkmasını beklemek için sabırları yok, bunu şu anda burada gerçekleştiriyorlar.
Uzak bir geleceğe bırakılamayacak anlık bir zevk olan sigara tüttürmek anlık çözümler gerektirir. Filizlenme aşamasındaki bir komünist hücre için iki kişinin sigara tüttürmesi zaten yeterlidir, iki ya da üç kişi bir araya gelip tüttürdüğünde komünizmin (lanetli) ruhu onların aralarında parıldamaya başlamıştır bile.
Sigara tüttürenler çok basit bir üyelik belgesiyle bir parti kurarlar, herkese kapıları açıktır hatta tüttürmeyenleri de aralarına memnuniyetle alırlar. Böyle bir parti, çakmağı çaktığı anda tüm hiyerarşileri dağıtmaya başlayan bir partidir. Lenin’in siyasi gazetesinin meşhur adı, Iskra, “kıvılcım”dı. Tüttürenler bunu kelimenin tam anlamıyla anlıyorlar, gereken tek şey bir kıvılcım. Lenin gazetenin başlığını, kıvılcımın gelecekteki büyük bir alevi tutuşturmak için var olduğu sözüne dayandırmaktaydı, ancak sigara tüttürenlerin sadece kıvılcımlarla ve çok küçük anlık alevlerle ayakta kaldıkları ve alışkanlıkları düşünülürse onların gelecekleri bu kadar kesin olmayabilir. Gelecekten yoksun bir komünizm bu, zira hepsi genç ölecek, akciğer kanseri ve kalp krizinden mustarip olacak, iktidarsızlıktan ve buruşuk bir ciltten bahsetmeye bile gerek yok. Kullanıcılarını yok eden kitle imha silahları kullanıyor bu insanlar, kaderlerini neşe dolu bir sakinlikle kabullenmiş bir halde.
Sigara tüttürenlerin partisi doğrudan eyleme geçirilenler haricinde hiçbir özel programa sahip değil. Eylemleri sözlerinden önce gelir. Ancak bu durum toplanmanın sadece hazza ve anlık tatmine dayandığı, entelektüel taleplerle ilgilenmediği anlamına gelmiyor, hatta tam tersine düşünmeyi teşvik etmek için birlikte sigara tüttürmek gibisi var mı? Hayatın gündelik kargaşasına bir ara verilmiştir, uzaktan bakma ve düşünme şansına sahiptir kişi burada. Birkaç dakika içerisinde bin bir türlü program ortaya çıkmıştır bile, uçuk fikirler serbestçe dolaşır, tıpkı sigaranın dumanı gibi. Anlık baskıların ve yükümlülüklerin dışında geçmişe ve geleceğe hem arkadaşlarından hem de yabancılardan oluşan, hiyerarşilerin buharlaştığı bu topluluğun içinden bakabiliriz burada. Çılgın hikayeler ve iyi şakalar sigara dumanı eşliğinde doyasıya anlatılır. İnsan bir soruna yoğun bir düşünsel çabayla bulamayacağı bir çözümü aniden bulabilir, bu tam da üretimin gerekliliğinin dışında durduğumuz şu an sayesindedir, ve zihnin çalışması için çabadan fazlası gerekir.
Sigara tüttürmek, rastlantıların, beklenmedik ve karşılıksız hediyelerin zamanıdır. Özünde sosyal bir etkinliktir, tek başına sigara tüttürmenin tadı asla aynı değildir (tıpkı seks gibi). Bedensel hazzı ne kadar çok amaçlarsa, zihni o kadar çok canlandırır, tamamıyla Hristiyanlık dışı, tamamıyla ruh ve beden ikiliğine karşı bir etkinliktir tüttürmek. Bedensel arzu ile zihinsel arzu artık el ele tutuşmuş haldedir, biri diğerini besler. Sigara tüttürenlerin partisi eylemi teşvik eden bir programla değil, bir program arayışındaki eylemle başlar ve birkaç kişi bir araya geldiği anda programlar filizlenmeye başlar. Bir dal sigaranın ömrü kadar bir süre içerisinde dünyayı yorumlar ve değiştirirler.
Sosyal tüttürücülük toplumsal açıdan hiç de nötr değildir. Toplumsal ve tarihsel çağrışımları, bazıları komünist olmaktan çok uzakta olmak üzere, her yöne uzanır. Ancak mevcut yasak ve yükselen siyasi lanetlenme koşulları altında, dışlama ile bağlantısında ‘biyopolitika’nın karikatürü gibi bir şeyi özetleyen kampanyalar ve yeni düzenlemeler zemininde, bir kural olarak sigara tüttürmek bir metafor olarak ortaya çıkar, minyatür bir modelde diğer tüm dışlamaları yansıtır ve kırar, farklı ayrım çizgilerini bir araya getiren ve birleştiren bir ayrım çizgisinin izini sürer.
Sigara tüttürenler birer temsildirler. Sağlıklı sosyal beden üzerindeki kanseri ve geleneksel beden terbiyesi üzerinde giderek artan bir şekilde kanser muamelesi gören zevk almayı temsil ederler. Zevkte her zaman “haz ilkesinin ötesine” erişen, hayatta kalmanın amaçlarına karşı inatçı ve umursamaz bir şey mevcuttur. Sigara tüttürmek, haz peşinde olan bir toplumun bağrında, onun hedonist buyruklarının zemininde zevk almayı teşvik eder. Zevk almayı, biraz fazla ileri, ölümcül olanın hayaletini çağıran sınırlara kadar götürür; ve sağlık ve hazzı teşvik eden toplumun alerjik olduğu şey, tek kelimeyle, zevktir. Freud bir sigara tüttürücüsü olarak bunu çok iyi biliyordu. Haz (pleasure) ile zevk/keyif (enjoyment) arasında keskin bir karşıtlık kurmuş bir başka tüttürücü Lacan da öyle.
Şüphesiz sigara dumanıyla tüten komünizm, ortaya çıktığı kadar hızlı bir şekilde çözülür –her şey duman olup uçuyor. Marx’ın (başka bir tiryaki daha!) Manifesto’daki satırlarında söylediği gibi, ilk olarak toplumsal ilişkiler anlık olarak sigara dumanının sihirli gücüyle “katı olan her şey” gibi “buharlaşır”, biraz yerinden oynar, sarsılır, ardından süreç içinde filizlenen komünizm heyulası da buharlaşır. Hiçbir iz bırakmadan, tıpkı bir duman gibi mi?
Elbette bu fani anların romantize edilmesinin ve cezbediciliğinin tehlikesi var. Her şeyin dumanların altında anlık olarak mümkün göründüğü o an. Ey gelip geçiciliğin fani güzelliği, bir anlık yüce çağrısı Sirenler’in. Böyle bir eğilime karşı direnmek için sağlam bir düşünsel dürtü olduğu gibi disiplin, arayış ve örgütlenme ihtiyacını bir kenara bırakarak, kendini yücelten anlık devrimciler grubuyla sıradan olanı derinden bir şekilde yıkıcı bir şey haline getirmenin iyi hissettiren hareketine direnmek için de güçlü bir düşünsel dürtü var. Ancak belki de bu karşı koymaya direnmek ve bir anlığına fantezilere izin vermek gerekir.
Sigara tüttürenlerin, tıpkı proleterya gibi, bir yurtları yoktur, ama nerede ortaya çıksalar anında özgürleşmiş bölgeler yaratırlar. Tüttürmek her zaman özgürlüğü, hayatta kalmanın zorunluluklarının zincirlerine karşı kararsız, dönek bir özgürlüğü temsil eder, hayatta kalma mantığına karşı duran bir özgürlük. Şöyle der gibidir sanki: Bu zincirlerin, bırakamadığım bu alışkanlığın zincirlerinin içinde özgürüm. Bu zincirler kahredici olan diğer zincirlere biraz mesafe almama izin veriyor ve ben bunun bedelini ödemeye razıyım. Sigara tüttürmek alaycılığı, spontanlığı, rahatlığı, nevrotikliği, psikopatlığı, sapkınlığı, obsesifliği, kompulsifliği, suçluluk duygusunu, günahkârlığı, züppeliği, bon-vivantlığı, çaresizliği, stres karşıtlığını, saldırganlığı, küstahlığı, baştan çıkarıcılığı, sınıfları ve sınıfların ötesini, sosyalliği, antisosyalliği ifade eden bir beyan olarak okunabilir… Ama her şeye rağmen ve vahşi bir fanteziyle bu beyanın şöyle okunmasını dilerim: Komünizm bir ihtimal!1İlk kez şurada yayımlanmıştır: https://substack.com/home/post/p-141362389. Çeviri yeni baskı için gözden geçirilmiştir.



