Kendini Yak Kendi Ateşinde

Nietzsche ve Yeni Yıl Kararları

Söz vermek, belirsiz bir geleceğe sahip çıkmanın bir yoludur… Zerdüşt’ün dediği gibi, “Kendi ateşinde kendini yakmaya hazır olmalısın: Küle dönüşmeden nasıl yeniden doğacaksın?”
Okuma listesi
Editör:
The Paris Review
Özgün Başlık:
Advice on New Year’s Resolutions from Kierkegaard and Nietzsche
22 Aralık 2017

Çoğumuz için hayal kırıklığıyla yüzleşme anı olacak yılın o vakti er ya da geç gelecek. Kararlar alın ya da almayın, pişmanlıktan kaçış yok. Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard muhtemelen böyle derdi. Bir araştırmaya göre, Amerikalıların neredeyse yarısı kendine yeni yıl hedefleri koyuyor, fakat bunların yüzde 10’undan azını başarıyla uyguluyor.1https://www.statisticbrain.com/new-years-resolution-statistics/ Belki daha kar botlarımız kurumadan bunları unutuyoruz. Belki hayat bizi farklı bir yola sürüklüyor. Belki umursamayı bırakıyoruz. Belki de sadece başarısız oluyoruz. Bu saçmalığa hemen burada son vermek cazip gelebilir, ancak yeni yılınızla ilgili hiçbir taahhütte bulunmamaya karar vermeden önce, bazı seçenekler düşünmeye değer.

Yeni yıl kararları geleneği en az dört bin yıllık bir geçmişe sahip. Babil halkı, yeni yıllarını, yani güneş tanrısı Marduk’un yeniden doğuşunu, arpa ekme mevsimine denk gelen ilkbaharda kutlarlardı. [Antik Mezopotamya’da nisan ayının ilk gününde arpa ekimini kutlamak için düzenlenen] Akitu, kralın kapsamlı bir görev listesini yerine getireceğine söz verdiği on iki günlük bir şenlikti. Kralın taahhüdünü mühürlemek için başrahip, krala sert bir tokat atardı. Tokat, kralın gözyaşlarını akıtacak kadar sert olmalıydı: bu, kralın bağlılığını kanıtlaması ve tevazuyu hatırlaması için yapılırdı. Şenliğin bir parçası olarak, diğer insanlar da krala ve tanrılara bağlılık yemini eder ve yükümlülüklerini yerine getireceklerine söz verirlerdi.

Bu antik geleneği yıkarak hiçbir karar almamak ve mutlu bir şekilde, çağlayan bir derenin üstünde kaygısız bir yaprak gibi hayatın akışına kapılıp gitmek cazip gelebilir. Ancak Kierkegaard’a göre böyle bir metafor aldatıcıdır. Daha ziyade bizler, suyun yüzeyine atılan bir taş gibiyiz, “bir süre hafifçe sıçrar, ancak sıçramayı bırakır bırakmaz derinliklere gömülürüz.” Bağlılıklarımız olmadan varoluşsal bir uçurumda kaybolma riskiyle karşı karşıya kalırız. Amacı olmayan bir hayat kaygı yaratır. Kierkegaard’a göre anlamlı bir hayat, daha dolu dolu yaşamak için kendimizi etkin olarak ortaya koyduğumuz bir hayattır.

Söz vermek güzel olsa da, sözleri tutmak hâlâ büyük bir güçlük. Friedrich Nietzsche, insanları diğer canlılardan ayıran şeyin “söz verme hakkı” olduğunu öne sürer. Söz vermek, insanlığımızın temel bir boyutuna işaret eder: Her birimiz hem gelecekte olacağımız hem de olmayacağımız kişiyizdir. Kafa karıştırıcı gelebilir, o yüzden somutlayalım: Gelecek yıl da aynı kişi olacak mısınız? Tam olarak değil. Saçlarınız beyazlayabilir, kırışıklıklarınız belirginleşebilir, sesiniz kalınlaşabilir ve eklemleriniz ağrımaya başlayabilir. Fiziksel özellikleriniz, az veya çok, nesnel olarak değişecektir. Duygusal ve psikolojik kimliğiniz de değişebilir; yeni bir iş bulabilir, yeni bir partnerle tanışabilir, yeni bir hobi edinebilir veya yeni bir terapiste gidebilirsiniz. Söz vermek, belirsiz bir geleceğe sahip çıkmanın bir yoludur. Kendini sonraki aylara taşımanın, koruması imkânsız bir bağlılığı sürdürmenin bir yoludur. Bu, aynı zamanda kişinin kimliğini, yani “söz veriyorum”daki o “ben”i, muhafaza etmenin bir yoludur. Neden hayvanlar söz vermez? Çünkü çoğu, kendilerini birey olarak algılamaz veya kimlik duygusuna sahip değildir. Evet, bazı hayvanlar suçluluk duyabilir, ancak suçluluk, uzun süredir devam eden bir sözü tutmamaktan duyulan utançla aynı şey değildir. Nietzsche’nin önerisi, hayvanlarınkine benzer bir duruma düşmemek için içten ve samimi kararlar almaya devam etmemiz gerektiğidir.

Bununla beraber Nietzsche, kararlarımızı mutlaka uygulamamız gerektiğini söylemez. Bazen, hatta çoğu zaman, bunun bedeli çok yüksek olabilir. Tüm sözleri koşulsuz olarak yerine getirmek, inatçı ve kibirli olmasa bile, akıllıca olmayabilir. Örneğin, birkaç kilo vermeyi hedeflemiş olabilirsiniz, ancak belli bir süre atıştırmalık yemediğinizde kan şekerinizin düşüyor ve bayılma tehlikesi yaşıyorsanız, bu, sonuçta pek de iyi bir karar olmayabilir. Ya da artık yeni biriyle çıkmamaya ve kariyerinize odaklanmaya karar verdiniz, ama her sabah gittiğiniz en sevdiğiniz kafede aynı sevimli kişiyle karşılaşıyorsunuz. Yeni bilgiler ışığında, bazı kararlarınızı geride bırakmanız gerekebilir. Bunun için suçluluk duymanıza gerek yok. Romantik benlik anlayışına göre, geçmişte sahip olmak istediğimiz bir benlik fikrine köle gibi bağlı hissetmemize gerek yok. Benlik sürekli değişir, dönüşür, büyür. Romantik benlik, kendini tekrar tekrar yok etmeye hazır olan benliktir. Nietzsche’nin ünlü kahramanı Zerdüşt’ün dediği gibi, “Kendi ateşinde kendini yakmaya hazır olmalısın: Küle dönüşmeden nasıl yeniden doğacaksın?”

Bir varoluşçu için, “kendi ateşinde kendini yakmak”, bir sözü yerine getirmek veya bozmak istememek, “kendini aldatma”nın [bad faith] işareti olabilir. “Kendini aldatma”, her zaman emrinize amade dolaysız özgür iradeyi yadsıma durumudur. Kendini aldatmadır, çünkü insan olmanın zorlu, metafizik özünü, yani radikal özgürlüğü inkâr eder. Radikal özgürlük, sözlerimizi tutmak ve çiğnemek konusunda radikal bir şekilde sorumlu olduğumuz anlamına gelir. Sözlerimizin kırılganlığı, onları anlamlı kılan şeydir.

Öyleyse durma, kararlar al. Söz verme hakkı senin, tıpkı onları çiğneme hakkına sahip olman gibi. Yine de bu kararları sabaha karşı sarhoşken vermek zorunda değilsin. Ayık geçireceğiniz hayatınızın geri kalanı zaten bunun için var.

Bunları okudunuz mu?