Hissiyatın Siyasal Terbiyesi

Cumhuriyet ve Duygu Rejimi

Cumhuriyet’in kuruluşu yalnızca bir siyasal ya da kurumsal devrim değil, aynı zamanda aşağılık duygusundan şeref duygusuna, utançtan gurura, ıstıraptan saadete uzanan bir duygusal rejim inşa etme çabasıdır.
Okuma listesi
Editör:

Aydınlanmanın tahkim ettiği katı akıl ve nesnellik anlayışı, bu ilkelere aykırı görülen her unsuru, bilhassa duyguları, toplumsal ve entelektüel yaşamdan dışlamaya yönelmiştir. Duygulara ilişkin bu tavra “ciddiyet yoksunluğu”, “zayıflık”, “çocuksuluk” ve “kadınsılık” gibi nitelemelerin hâkim olması, insan ve topluma ilişkin mühim bir meselenin uzun bir müddet gözden yitmesine yol açmıştır. Ancak duygunun bilişsel psikoloji sayesinde değerlendirme ve yorum, antropoloji sayesinde ise toplumla iç içe olduğunun gösterilmesi onu yavaş yavaş güçlü bir toplumsal analiz birimi konumuna eriştirmiştir. Çok geçmeden tarihin de duygulardan vareste olmadığı anlaşılmıştır. Resmî belgeler, günlükler, hatıratlar, mahkeme kayıtları ve hatta edebi eserlerdeki duyguların incelenen dönemin anlatısını âdeta yeniden ve alışılmadık biçimde inşa ettiğine tanıklık edilmiştir. Tarihin her nevi dönemecinde duyguların kimlik ve toplum inşasında ne denli önemli bir rol oynadığı ortaya çıkmıştır.

Esasında 19 ve 20. yüzyılda Johan Huizinga ve Lucien Febvre gibi tarihçiler duyguların bu kuvvetli yanını keşfetmişti. Huizinga, Orta Çağ belgelerini okuyan bir tarihçinin, dönemin coşkusunu anlamadan yeteri kadar derinleşemeyeceğini savunuyordu.1Huizinga, J. The Wanning of Middle Ages: A Study of Forms of Life, Thought and Art in France and the Netherlands in the Fourteenth and Fifteenth Centuries, trans. F. Hopman, London, Penguin Books, 1987. Febvre ise bunu daha ileri götürüp duyguların tarihinin “düşüncelerin, kurumların ve belli periyodlarda varlığını sürdüren toplumların tarihi” olduğunu iddia ediyordu.2Febvre, L. “Sensibility and History: How to Reconstitute the Emotional Life of the Past,” A New Kind of History: From The Writings of Febvre, Peter Burke (ed.), trans. K. Folca, London, Routledge & Kegan Paul, 1973, s. 12-26. Neredeyse aynı zamanlarda Norbert Elias uygarlık sürecini Freudyen bir yöntemle, “duyguların bastırılmasının tarihi” olarak okuyarak bu alanda âdeta yeni bir sayfa açmıştı.3Elias, N. Uygarlık Süreci, Cilt I, çev. E. Ateşman, 10. baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2017. Duygular tarihinin kurumsallaşması ise, 20. yüzyılın son çeyreğinde bu isimlerin fikriyatının üzerine eleştirel bir okuma bina edilerek gerçekleşti. Peter N. Stearns ve Carol Stearns duygubilim (emotionology), William Reddy duygu rejimleri (emotional regimes), Barbara Rosenwein duygu cemaatleri (emotional communities) ve Monique Scheer duygusal habitus (emotional habitus) kavramlarıyla alana ileri derecede katkıda bulundular.4Rob Boddice bu kuram, teori ve yöntemleri eleştirel ve ufuk açıcı bir biçimde detaylandırmaktadır. Bkz. Boddice, R. The History of Emotions, Manchester, Manchester University Press, 2018.

Ortaçağ tarihçisi Barbara Rosenwein, uygarlık sürecinin ilerleyişi ile duyguların bastırıldığı ve rasyonelliğin kamusal alana hâkim olduğu anlatısına getirdiği radikal eleştiriyle duygular tarihine taze bir yön çizer. Rosenwein’ın Freud ve Elias’a atıfla “hidrolik tarih” ismini verdiği bu anlatı, duyguları ergin ve ehil olmadan evvel atlatılması icap eden, çocuğa ve çocuksuluğa ait bir safha olarak gösterir.5Rosenwein, B. Emotional Communities in the Early Middle Ages, İthaca; New York, Cornell University Press, 2006, s. 7. Zamanla diğer duygu tarihçilerinin de eleştirdiği bu anlatı, gerçekten de duyguyu/hissiyatı tarih ve tarihsel dönüm noktalarının minör bir bileşeni haline getiriyordu. Halbuki kendi bağlamı içinde zihin ve bedene mündemiç olan duygu hem Ortaçağın coşkulu topluluklarında hem de modernitenin rasyonel-araçsal toplumlarında yerini her daim muhafaza etmektedir. Bu nedenle, tarihsel olayların duygusal boyutunun ortaya çıkarılması, özellikle siyasal tarih bağlamında, duyguların zaman içinde bastırılmasıyla tek başına açıklanamaz. Modern devletlerin, ideolojilerin veya milletlerin oluşumu sürecinde ortaya çıkan envaiçeşit entelektüel üretim “kazıldığında”, duyguların hiç de azımsanmayacak denli büyük bir rol oynadığı anlaşılır.

William Reddy, 2000’lerin başlarında, iddia edildiği gibi, aydınlanma ve aklın Fransız İhtilali’ne sebep olan yegâne motivasyonlar olmadığını, siyasal atmosferin aynı zamanda duyguların grameriyle, emotive yani duygu-sözlerle de şekillendiğini gösterdi.6Reddy, W. The Navigation of Feeling: A Framework for the History of Emotions, Cambridge, Cambridge University Press, 2001. Nicole Eustace, kamusal aşkın toplumsal cinsiyet rejimi ve güç ilişkilerini ne denli etkilediğini odağına Amerikan Devrimi’ni alarak gözler önüne serdi.7Eustace, N. Passion is the Gale: Emotion, Power, and the Coming of the American Revolution, Chapel Hill: University of North Carolina Press, 2008. Sara Ahmed de Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nden yola çıkarak, mutluluğun vatandaşlık bağıyla ilişkisini politik bir bağlamda vurguladı.8Ahmed, S. The Promise of Happiness. Durham & London, Duke University Press, 2010, s. 133. Bunlardan başka sayılabilecek birçok çalışmada, duygusal norm ve reçetelerin siyasal ve toplumsal olanla karşılıklı etkileşimi bir hayli ciddiye alınır hale geldi. Ancak Türkiye tarihi için aynı şeyi ifade etmek henüz mümkün görünmüyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun erken modern ve geç dönemlerini kapsayan ufuk açıcı çalışmalar bulunmasına9Afacan, Of the Soul and Emotions: Conceptualizing ‘The Ottoman Individual’ Through Psychology, Faculty of History at the University of Oxford, Oxford, 2016; Tekgül, N. Emotions in the Ottoman Empire: Politics, Society, and Family in the Early Modern Era. London: Bloomsbury, 2023. rağmen, erken dönem Türkiye Cumhuriyeti’ne ilişkin akademik literatürün hâlâ duygu körlüğüyle malul olduğunu söylemek mümkün.10Okuduğunuz bu yazı da esasında bu körlüğe eleştirel bir yaklaşım getiren ve 2022’de İletişim Yayınları tarafından basılan Cumhuriyet ve Hissiyat: Falih Rıfkı Atay’da Modernlik, Ulus ve Duygular adlı kitabımdan hareketle kaleme alındı. En önemlisi, bu dönemde yayımlanan mecmua, gazete ve kitaplarda akılcılığa ve duygunun yanlış karar aldırabileceğine dair yaygın temayülün, belirli bir duygusal ajandanın parçası olduğu henüz anlaşılmış değil.

Utançtan Onura, Aşağılık Duygusundan Şerefe: “Yeni Hayat” Cumhuriyeti

“Hanedanlarını yıkan ihtilaller, milletlerin dayanılmaz ıstırabından doğar.”

Falih Rıfkı Atay

Erken dönem Cumhuriyet külliyatında kâh ıstırap kâh aşağılık duygusu kimi zaman ise utanç ile imlenen Osmanlı’nın son devreleri, Cumhuriyet’in uzun müddettir gözden kaçırılan yeni bir duygusal rejim inşa sürecine ayna tutar. Zira tüm bu negatif duyguların karşısına, sonunda muhakkak semeresi alınacak bir şeref ve coşku rejimi tasavvuru çıkarılır. Falih Rıfkı Atay’ın yukarıdaki sözleri, rejimin kendine biçtiği bu payeyi etkili bir biçimde gösterir. Nitekim kendine Türk demekten utanan bir neslin ıstırabı sağaltılacak, şeref ve saadet Ziya Gökalp’in isimlendirmesi ile “yeni hayatın”11Gökalp, Z. Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul, Bilge Kültür Sanat, 2019, s. 31. duygusal dayanaklarını ihdas edecektir. Dönemin bürokratik ve entelektüel kadrolarının fazlasıyla ilham aldığı bilinen Fransız İhtilali de, William Reddy’e göre bu maniheist anlayıştan doğmuştur.12Reddy, Navigation, 2001, s. 186. Devrimle beraber Jakobenlerce icat edilen duygu sözlükleri, devrimin akıbetini tayin etmiş; politik meşruiyet, “samimiyet” ve “hissiyatın” güvenilirliği grameriyle şekillenmiştir.13Reddy, s. 203. Bu minvalde Cumhuriyet de salt politik bir dönüşümden ziyade Atay’ın ifadeleriyle “kafadan kalbe doğru inmesi demek olan, ruhta kökleşmesi demek olan, ‘terbiye’” kavramında somutlaşmaktadır.14Atay, F. R. Eski Saat, İstanbul, Akşam Matbaası, 1933. Dolayısıyla başta eğitim olmak üzere, 1925’ten itibaren yürütülen kültürel reformlar, bu terbiye anlayışının aşağılık duygusundan şeref duygusuna dönüşümünü zorunlu kılan bir mücadele alanı olmuştur.

Bu arena, Türklük ve öncesini ahlaki ekonomi zemininde kurgulayan bir duygular mübarezesidir. Güçsüz olanın potansiyelini yakalamaya dönük negatif bir öz değerlendirmenin sonucu olan aşağılık duygusu15Neckel, S. “Inferiority: From Collective Status to Deficient Individuality”, Sociological Review, 44 (1), 1996, s. 20. geçmişi imler. Bir yandan duygusal ve nesnel toplumsal bir gerçek, diğer yandan da ahlaki bir durum olan şeref16Stewart, Frenk Henderson, Honor, Chicago, The University of Chicago Press, 1984. ise toplumsal ve siyasal statünün tertibatını sağlayacak gelecektir, ütopyadır. Şerefle terbiye edilen toplum, “bağdaş kurup tütün içen” Osmanlı geçmişinden, “Batılının melankoli gölgesi vurmamış derisinde, yaşsız gözlerinde” bulunabilecek bir geleceğe taşınacaktır.17Atay, F. R. Taymis Kıyıları, İstanbul, Pozitif Yayınevi, 2020. (İlk basım tarihi: 1970). Bu anlamda Şarklı Osmanlı yerine Garplı Türk imgesi, yeni duygu rejiminin tasavvurunun merkezinde yer almaktadır. Nurullah Ataç’ın bir röportajında sarf ettiği “Batılılığa daha uygun düşen duyguları almalıyız” sözleri18Akt. Birkan, T. Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri: 1930-1960, İstanbul, Metis Yayınları, 2019, s. 327. muhtemeldir ki bu zaviyeden okunabilir. Atay’ın müzede incelediği resimlere dair intibalarının Fransız eleştirmen Hippolyte Taine ile aynı olmamasından duyduğu rahatsızlık19Atay, Taymis Kıyıları, s. 25. âdeta Ataç’ın sözünü ettiği Batılı duyguların noksanlığına işaret eder.

Şevket Süreyya Aydemir
Şevket Süreyya Aydemir

Bu sebeptendir ki mevcut terbiye ve ahlak anlayışını cumhuriyet devrimleriyle bağdaşır biçimde canlı tutma arzusunun harareti hiç dinmez. Dönemin meşhur entelektüellerinden Şevket Süreyya Aydemir de “İnkılab Heyecanı”nda inkılabın ancak “antuzyazm” ve heyecanla diri tutulabileceğini ifade eder.20Aydemir, Ş. S. “İnkılabın Heyecanı”, Kadro, (2), Şubat, 1932. Öyle ki bu heyecan yalnızca seçkinlerin etkilendiği Romantik akımlardan öte bir yerde konumlanacaktır, mukaddes bir gaye haline gelecektir. Zira “rüşeym” bir toplumu yoğurmanın salt ekonomik ve politik propagandayla başarılamayacağı, onları aynı duygular etrafında hizaya getirmenin esasi olduğu hususunda âdeta bir fikir birliği vardır. Ziya Gökalp’in “bir adamın milliyetini tayin eden ırki menşei değil, terbiye ve duygularıdır” ifadesi erken dönem Cumhuriyet seçkinlerinin inşa etme arzusunda oldukları hayali cemaate dair çok şey söylemektedir. Lakin toplumu yeniden kurgulayan terbiye ve hissiyat anlayışı en çok geçmişin izlerini silmeye yaramalıdır, matem tutmak yasaklanmalıdır. Evvela yeni bir saadet terbiyesi, şerefli ve Garplı Türk imajını kuvvetlendirecek, vatandaş “törensel duruma” tanık olduğuna21Gourgouris, S. “Tarihle Düş Arasında Ulus Biçimi”, Toplum ve Bilim, (70), 1996, s. 84. inanacaktır.

Dolayısıyla dönem seçkinleri ve entelektüellerinin “solidarist bir korporatizm” yaratma teşebbüsünde toplumun toptan mutluluğu mühim bir yerde durmaktadır. Atay bu mutluluğu Anglosakson hayat sırlarında arar ve gündelik pratiklere vurgu yapar. Medeniyetin sırrı, “Wikend” veya “hom” kültürleriyle hemhal olan ve Şark’ın ıstıraplı hayatından bihaber İngilizlerin elindedir.22Atay, Taymis Kıyıları, s. 56. Mutlu ve şerefle tertip edilmiş bir toplum icat etmenin Mahmut Esat Bozkurt nezdinde anahtarı ise “Ne mutlu Türküm diyebilmektedir.”23Bozkurt, M. E. Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler III, Yay. Haz. Şaduman Halıcı, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2015. Türk’üm ve mutluyum diyebilmek bilhassa İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu gibi isimlerin muhayyilesinde halk terbiyesinin iskeletini oluşturur. Bu halk terbiyesi; müzik, tiyatro ve kitaplar vasıtasıyla vatandaşın “yüreğine” ulaştırılmaya uğraşılan duygular terbiyesiyle de eşdeğerdir.24Ahıska, M. Radyonun Sihirli Kapısı: Garbiyatçılık ve Politik Öznellik, İstanbul, Metis Yayınları, 2005, s. 121. Özellikle Gökalp’in bu husustaki sözleri dikkate değerdir: “Medeniyet, usulle yapılan ve taklit vasıtasiyle bir milletten diğer millete geçen mefhumların ve tekniklerin mecmuudur. Hars ise hem usulle yapılamıyan, hem de taklitle başka milletlerden alınamıyan duygulardır. Bu sebeple, Osmanlı musikisi kaidelerden mürekkep bir fen şeklinde olduğu halde, Türk musikisi, kaidesiz, usulsüz, fensiz melodilerden, Türkün bağrından kopan samimî nağmelerden ibarettir.” Gökalp, Z. Türkçülüğün Esasları, 7. Basılış, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1968.

James Scott’ın tabiriyle, halkı “okunaklı” kılma,25Scott, J. C. Devlet Gibi Görmek: Bazı Toplumsal Kalkınma Planlarının Başarısızlık Hikâyeleri. 2. Baskı. Çev. O Karakaş. İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları, 2022. eğitim ve kültür reformları vasıtasıyla duyguları rejimin normatif değerleri içine sığdırma telaşı devamlı bir endişe ve acelecilik halini doğurur. Osmanlı’dan tevarüs eden dağınık ve negatif duygu cemaatleri, şeref ve saadetin hâkim olduğu bir rejime tahvil edilmeye çalışılır. Lakin şeref ve mutluluğun başat duygusal bileşenler olarak tahayyül edildiği rejim, devamlı bir şüphe, tereddüt ve duygusal krizle tökezler.

Birinci Cihan Harbi sırasında Ermeni vatandaşların evlerinin yakılmasının aşağılık duygusunun eseri olduğunu ifade eden Atay,26Atay, F. R. Çankaya, İstanbul, Pozitif Yayınevi. (İlk basım tarihi: 1961), s. 376. bu duygunun geri gelmesi olasılığını bile âdeta korkuyla karşılar. İmar politikalarının henüz başladığı dönemde, Ankara’nın arka sokaklarının yabancı fotoğrafçılarca çekilmesine iktidar tarafından müsaade edilmemesi “bu acaba bir aşağılık duygusu mu?” sorgulamasını beraberinde getirir.27Atay, F. R. Pazar Konuşmaları, İstanbul, Pozitif Yayınevi. (İlk basım tarihi: 1966), s. 289. Seçkinlerin belleğinde yer eden “titrek ve sarsak” Osmanlı yönetiminin utanç verici hatırları, Cumhuriyet seçkinlerini devamlı diri ve teyakkuzda tutar, rejim alarmizm halindedir. Özellikle 1930’lardan sonra Atay’ın ifadeleriyle “kibir sertliğinde bir gurura”28Atay, Çankaya, s. 350. dönüştürülmeye gayret edilen bu duygu rejiminin topluma medeniyet taşıyamaması, beraberinde uzun erimli bir ontolojik kaygıya yol açar. Dönemin entelektüel isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türkçe edebiyatın en self-oryantalist romanlarından biri olarak gösterilen Yaban’da şu sözleri sarf eder:29Karaosmanoğlu, Y. K. Yaban, 72. baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2015, s. 111.

Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın eline bıraktın (…) Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yakup Kadri’nin başka bir eseri olan Panorama’da, Diyarbakır Lisesi’nde edebiyat ve felsefe hocası Ahmet Nazmi, Cahit Halid’e yazdığı mektupta aynı muztaribane içindedir: “Yıllar yılıdır, geceli gündüzlü haykırıp durduğumuz inkılap kelimesinin daha (i) harfi bile buraya aksedememiş.”30Karaosmanoğlu, Y. K. Panorama, 3. Basılış, İstanbul, İletişim Yayınları, 1987, s. 109. Görülüyor ki hem toplumun hücrelerine yerleşemeyen inkılaplar hem de modernleşme sürecini devamlı Batı’nın gözünden izlemek bu ikircikli duygu halini kalıcılaştırır. Amerika’da Ankara’nın İran’da bulunulduğunun zannedilmesi31Atay, F. R. Gezerek Gördüklerim, İstanbul, Pozitif Yayınevi, 2018, s. 150. veya eski Osmanlı sadrazamı Said Halim Paşa’nın yeni Türkiye’nin inşasında tesirinin bulunduğunun sanılması32Atay, Gezerek Gördüklerim, s. 204. gibi söylentiler Cumhuriyetin önde gelenleri için oldukça rahatsızlık vericidir. Bu bağlamda yığınların terbiyesi fikri, arzulanan duyguların benimsetilmesi başarısızlığına cevap olarak Atay’ın fikirlerinde yankılanır. Atay, Yeni Rusya’da (1931) SSCB’nin, Moskova-Roma’da İtalya’daki faşist diktatörlüğün gençliği mobilize etme tekniklerini methetmiştir.33Ancak Atay’ın sosyalizmi hayırhah bulduğu kesinlikle ifade edilemez. Sosyalizmden “Doğu komünistliği” olarak söz eden Atay, Mustafa Kemal’in de tavrının bu yönde olduğunu iddia eder. Ancak Atay yine de Kemalizm ekseninde Batılılaşma ve Türklüğü katiyen vurgulamaktan vazgeçmez. Bir yandan Batıyı ve değer dünyasını elden bırakmamak, diğer yandan ise kendine ait bir kültürü inşa etme hayali mezkûr duygusal krizin amilidir.

Bu tarihsel ve duygusal çözümlemenin sonunda denilebilir ki, Cumhuriyet’in kuruluşu yalnızca bir siyasal ya da kurumsal devrim değil, aynı zamanda aşağılık duygusundan şeref duygusuna, utançtan gurura, ıstıraptan saadete uzanan bir duygusal rejim inşa etme çabasıdır. Bu yeni rejim, geçmişin duygularını bastırmakla değil, onları dönüştürmekle meşruiyet kazanmayı niyaz etmiş; bireysel ve kolektif benliğin terbiyesi üzerinden yeni bir “milli kalp” yaratmayı amaçlamıştır. Ancak bu kalp, Batı’nın bakışıyla atmaya mahkûm kaldığı ölçüde kendi duygusal özerkliğini kurmakta zorlanmış, modern Türk kimliği böylece daimi bir duygusal gerilim içinde biçimlenmiştir.

Notlar

(1) Huizinga, J. The Wanning of Middle Ages: A Study of Forms of Life, Thought and Art in France and the Netherlands in the Fourteenth and Fifteenth Centuries, trans. F. Hopman, London, Penguin Books, 1987.

(2) Febvre, L. “Sensibility and History: How to Reconstitute the Emotional Life of the Past,” A New Kind of History: From The Writings of Febvre, Peter Burke (ed.), trans. K. Folca, London, Routledge & Kegan Paul, 1973, s. 12-26.

(3) Elias, N. Uygarlık Süreci, Cilt I, çev. E. Ateşman, 10. baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2017.

(4) Rob Boddice bu kuram, teori ve yöntemleri eleştirel ve ufuk açıcı bir biçimde detaylandırmaktadır. Bkz. Boddice, R. The History of Emotions, Manchester, Manchester University Press, 2018.

(5) Rosenwein, B. Emotional Communities in the Early Middle Ages, İthaca; New York, Cornell University Press, 2006, s. 7.

(6) Reddy, W. The Navigation of Feeling: A Framework for the History of Emotions, Cambridge, Cambridge University Press, 2001.

(7) Eustace, N. Passion is the Gale: Emotion, Power, and the Coming of the American Revolution, Chapel Hill: University of North Carolina Press, 2008.

(8) Ahmed, S. The Promise of Happiness. Durham & London, Duke University Press, 2010, s. 133.

(9) Afacan, Of the Soul and Emotions: Conceptualizing ‘The Ottoman Individual’ Through Psychology, Faculty of History at the University of Oxford, Oxford, 2016; Tekgül, N. Emotions in the Ottoman Empire: Politics, Society, and Family in the Early Modern Era. London: Bloomsbury, 2023.

(10) Okuduğunuz bu yazı da esasında bu körlüğe eleştirel bir yaklaşım getiren ve 2022’de İletişim Yayınları tarafından basılan Cumhuriyet ve Hissiyat: Falih Rıfkı Atay’da Modernlik, Ulus ve Duygular adlı kitabımdan hareketle kaleme alındı.

(11) Gökalp, Z. Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul, Bilge Kültür Sanat, 2019, s. 31.

(12) Reddy, Navigation, 2001, s. 186.

(13) Reddy, s. 203.

(14) Atay, F. R. Eski Saat, İstanbul, Akşam Matbaası, 1933.

(15) Neckel, S. “Inferiority: From Collective Status to Deficient Individuality”, Sociological Review, 44 (1), 1996, s. 20.

(16) Stewart, Frenk Henderson, Honor, Chicago, The University of Chicago Press, 1984.

(17) Atay, F. R. Taymis Kıyıları, İstanbul, Pozitif Yayınevi, 2020. (İlk basım tarihi: 1970).

(18) Akt. Birkan, T. Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri: 1930-1960, İstanbul, Metis Yayınları, 2019, s. 327.

(19) Atay, Taymis Kıyıları, s. 25.

(20) Aydemir, Ş. S. “İnkılabın Heyecanı”, Kadro, (2), Şubat, 1932.

(21) Gourgouris, S. “Tarihle Düş Arasında Ulus Biçimi”, Toplum ve Bilim, (70), 1996, s. 84.

(22) Atay, Taymis Kıyıları, s. 56.

(23) Bozkurt, M. E. Mahmut Esat Bozkurt, Toplu Eserler III, Yay. Haz. Şaduman Halıcı, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2015.

(24) Ahıska, M. Radyonun Sihirli Kapısı: Garbiyatçılık ve Politik Öznellik, İstanbul, Metis Yayınları, 2005, s. 121. Özellikle Gökalp’in bu husustaki sözleri dikkate değerdir: “Medeniyet, usulle yapılan ve taklit vasıtasiyle bir milletten diğer millete geçen mefhumların ve tekniklerin mecmuudur. Hars ise hem usulle yapılamıyan, hem de taklitle başka milletlerden alınamıyan duygulardır. Bu sebeple, Osmanlı musikisi kaidelerden mürekkep bir fen şeklinde olduğu halde, Türk musikisi, kaidesiz, usulsüz, fensiz melodilerden, Türkün bağrından kopan samimî nağmelerden ibarettir.” Gökalp, Z. Türkçülüğün Esasları, 7. Basılış, İstanbul, Varlık Yayınevi, 1968.

(25) Scott, J. C. Devlet Gibi Görmek: Bazı Toplumsal Kalkınma Planlarının Başarısızlık Hikâyeleri. 2. Baskı. Çev. O Karakaş. İstanbul, Koç Üniversitesi Yayınları, 2022.

(26) Atay, F. R. Çankaya, İstanbul, Pozitif Yayınevi. (İlk basım tarihi: 1961), s. 376.

(27) Atay, F. R. Pazar Konuşmaları, İstanbul, Pozitif Yayınevi. (İlk basım tarihi: 1966), s. 289.

(28) Atay, Çankaya, s. 350.

(29) Karaosmanoğlu, Y. K. Yaban, 72. baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2015, s. 111.

(30) Karaosmanoğlu, Y. K. Panorama, 3. Basılış, İstanbul, İletişim Yayınları, 1987, s. 109.

(31) Atay, F. R. Gezerek Gördüklerim, İstanbul, Pozitif Yayınevi, 2018, s. 150.

(32) Atay, Gezerek Gördüklerim, s. 204.

(33) Ancak Atay’ın sosyalizmi hayırhah bulduğu kesinlikle ifade edilemez. Sosyalizmden “Doğu komünistliği” olarak söz eden Atay, Mustafa Kemal’in de tavrının bu yönde olduğunu iddia eder.

Bunları okudunuz mu?