5 Soruda İran’daki Protestolar Ne Anlatıyor?

Rıza Pehlevi pek de ciddiye alınır bir figür olarak görülmüyor hatta tepki çekiyor. İran’daki son gösteriler, bir açıdan, Mehsa Emini’nin ölümü sonrasındaki gösterilerin gecikmiş bir devamı mahiyetinde.
Okuma listesi
Editör:

İran’da neler oluyor? Bu 17 günlük süreci kısaca özetler misiniz?

2025 yılının son günlerinde daha da şiddetlenen ekonomik kriz, İran’ı büyük bir sosyal ve politik patlamaya sürükledi. Yıllardır süregelen ekonomik problemler ve uluslararası yaptırımlar, hükümetin yönetme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatmıştı. Yaptırımlardan dolayı petrol gelirlerindeki azalma, enerji krizleri, işsizlik oranlarının yükselmesi ve kronik enflasyon gibi ekonomik zorluklar, halkın yaşam standartlarını düşürürken, hükümete olan güveni de sarsıyordu. Bu krizle birlikte, halk arasındaki hoşnutsuzluk çok daha görünür hâle geldi ve özellikle gençler, kadınlar ve çalışan kesimler arasında büyük bir öfke birikti.

Bilhassa 2025’in son çeyreğinde, hayat pahalılığı ve hükümetin ekonomik reformlara yönelik başarısız çabaları, protestoların patlak vermesine zemin hazırladı. İlk başta, hükümetin ekonomi politikalarına karşı çıkan protestolar yerel düzeyde başlamışken, kısa süre içinde onlarca vilayette büyük çaplı kitlesel gösterilere dönüştü. İran’ın merkez şehirleri ve taşrasında birçok şehirde gerçekleşen gösterilerde, halkın ekonomik taleplerinin yanı sıra daha geniş sosyal ve siyasal haklar için de çağrılar yapıldı. Özellikle yaşam maliyetlerinin hızla artması, elektrik ve su gibi temel hizmetlerde yaşanan kesintiler ve sağlık sisteminin çökmesi, halkın sokaklara dökülmesinin başlıca nedenleri oldu.

Hükümetin bu protestolara verdiği yanıt, tarihsel olarak bildiğimiz sertlik yanlısı yaklaşımı yansıttı. Güvenlik güçlerinin göstericilere karşı uyguladığı şiddetin yanında, göstericiler arasında bir kesimin başvurduğu silahlı eylemler ise olayların daha da büyümesine neden oldu. Bu süreçte, göstericilerin yalnızca ekonomik haklar talep etmediği, aynı zamanda hükümetin tüm politikalarını sorguladığı görüldü. Böylece 2025 sonlarındaki ekonomik kriz, sadece geçim sıkıntısı değil, aynı zamanda daha geniş bir rejim karşıtı toplumsal hareketin fitilini ateşledi.

Ancak bu noktada gösterilerin ilk günlerinde ve Tahran’da sokaklara çıkan kitlelerin profil ve sloganlarıyla, örneğin on gün sonra taşrada kamu binalarına saldıran kitlelerin profil ve söylemlerinin, silah kullanımının ve benzeri durumların farklılık arz ettiğini de söylemek gerekir.

31 vilayete yayılmış gösterilerden ve binlerce göstericinin hayatını kaybettiğinden söz ediliyor. Bunlar “yoksulluk eylemleri” mi yoksa İslamcı baskıdan yılmış rejim karşıtı seküler hareketler mi? Bunu sorarken gözümün önüne Hamaney’in resmiyle sigara yakan kadınlar geliyor ve tabii genel olarak kadınların özgürlük mücadelesi… Kısacası İran, kendi Gezi’sini mi yaşıyor?

2025 sonu ve 2016 başındaki gösterilerin temeli, büyük ölçüde ekonomik krizden kaynaklanan yoksulluk ve yaşam zorlukları üzerine kurulmuş olsa da, hareketin içeriği bunun ötesine geçiyor. Gösterilerde yalnızca yoksulluk eylemleri değil, aynı zamanda yer yer rejime karşı seküler talepler de ön plana çıktı. Ekonomik kriz, İran halkını devletin uyguladığı sert politikalar ve dinî baskılara karşı daha radikal bir duruşa itti. Bu, bazı açılardan Gezi Parkı olaylarına benziyor; ancak İran’daki dinamikler elbette buradan farklı. Gezi’nin odağında kentsel sorunlar, özgürlük talepleri ve kamusal alanlara müdahalelere karşı bir direniş varken, İran’daki gösterilerde daha ziyade ekonomik haklar, yaşam standartları ve hükümetin dayattığı dinî baskılar karşısında bir başkaldırı söz konusu.

Özellikle kadın hakları, bu protestoların merkezî bir unsuru hâline geldi. Ancak bu, yalnızca kadınların özgürlük talepleriyle sınırlı kalmadı; özellikle şehirlerde daha geniş bir sekülerleşme arayışı ve özgürlük talebi de öne çıktı. Devletin din üzerinden şekillendirdiği toplumsal yapıyı ve siyasi yönetimi eleştiren göstericiler, ekonomik eşitsizliklerin yanı sıra dinî baskıların da sona ermesini istediler. Bu yönüyle söz konusu gösterilerin bir açıdan, 2022 sonbaharında Mehsa Emini’nin ölümü sonrasındaki gösterilerin gecikmiş bir devamı mahiyetinde olduğunu da söyleyebiliriz.

Bu açıdan İran’da Gezi tarzında bir hareketten farklı olarak, burada daha ziyade aslında sosyopolitik dönüşüm talebi söz konusu. Bununla birlikte, gösterilerdeki ekonomik ve seküler temalar, halkın sadece özgürlük değil, aynı zamanda daha eşitlikçi bir toplum için mücadelesini de yansıtıyor. Bu nedenle, protestoların yalnızca dinî baskılara karşı bir hareket olmadığını, daha geniş çaplı bir toplumsal değişim isteğini simgelediğini söylemek mümkün.

Bir söyleşinizde İran isyanları sever diyorsunuz. Sizce bu kez farklı olan ne? Özellikle internetin kesilmesini Rıza Pehlevî’nin çağrısına bağlayanlar var, Kasım’ın yanan heykeli ve Şah dönemi bayraklarının alana çıkışı ve bu sırada rejim yanlılarının da sokağa indiği görüntüler… Rejim ne yapmayı planlıyor?

Evet, modern dönemlerde İran tarihi isyanlarla doludur. Ancak bu seferki isyanın farklı olan birkaç önemli yönü bulunuyor. İçsel dinamiklerin değişmesi ve özellikle sosyal medya ve internetin rolü büyük bir fark yaratmış durumda. 2025 sonundaki bu patlamanın hemen öncesinde, İran halkının ülkelerine uygulanan yaptırımlardan ötürü yıllardır süren ekonomik sıkıntılara karşı biriken öfkesi doruk noktasına ulaşmıştı. Ancak bu seferki gösterilerde, İran halkının sadece ekonomik isyan ile sınırlı kalmadığı; aynı zamanda sosyal, kültürel ve dinî özgürlük taleplerinin de yükseldiği gözlemleniyor.

Bir diğer önemli fark, taşrada özellikle Batı İran’da Kürtler, Lorlar, Bahtiyarîler gibi etnik toplulukların yaşadığı beldelerde aşiret/kabile bağlarıyla da sokakların hareketlenmiş olması ve ayrıca şehirlerdeki eylemlerde yer yer tarihsel referansların kullanılması. Eski Şah dönemi simgelerinin yeniden sahneye çıkması, bu isyanların bazı sınırlı çevreler açısından yalnızca bir ekonomik ve politik hareket olmadığını, aynı zamanda bir ideolojik ve tarihsel yeniden şekillenme isteği taşıdığını gösteriyor. Ancak bu kitlelerin çok fazla olmadığını, bu söylemlerin zaman zaman protestoculardan da tepki çektiğini ve Rıza Pehlevî’nin pek de ciddiye alınır bir figür olarak görülmediğini vurgulamak lazım.

Bununla birlikte, internetin kesilmesi ve dijital iletişimin engellenmesi, hükümetin bu isyanı bastırmaya yönelik uyguladığı en önemli araçlardan biri hâline gelmişti. İnternetin kısıtlanması, halkın birbiriyle ve dış dünya ile iletişim kurmasını zorlaştırsa da, aynı zamanda hükümetin baskıcı yönetimine karşı bir direniş stratejisi olarak da algılandı. Rejim bu noktada, halkın taleplerine ne şekilde karşılık vereceğini, sertlik ile pragmatizm arasında (çoğunlukla ilkine dayanarak) bir denge kurarak belirledi.

İşçiler ve sendikalar bu hareketin neresinde? İran’da solun bu anlamda tavrı ve payı nedir?

İran’daki işçilerin (büyük ölçüde örgütlülükten uzak şekilde de olsa), bu isyanların önemli bir parçası olduğu söylenebilir. Ancak, bu hareketlerin etkisi genellikle sınırlıdır ve solun bu süreçteki payı daha karmaşık bir durum arz etmektedir. İran’da sol/sosyalist hareketin (milliyetçi ve seküler hareketler gibi) organize şekilde hareket etmesine izin verilmediği için, bu kesimlerin görünürlük ve etkisi oldukça sınırlı. Sendika kavramının ise varlığı bilinmekle birlikte, sarı rengine dahi İran ölçeğinde pek rastlanmaz; bu yönüyle işçi sınıfı ve sendikal dayanışma gibi ifadeler İran’da pek bir anlam ifade etmez.

Ve tabii son olarak Trump… Venezuela sonrası İran tehditleri savuran bir Trump var. Trump açıkça “insanlar öldürülürse İran’ı vuracağız” dedi. İran’ı ve bölgeyi ne bekliyor?

Trump’ın İran’a yönelik tehditleri, bu isyanlarla birleşince bölgedeki dinamikleri daha da karmaşık hâle getirdi. Trump’ın açıkça “İran’ı vuracağız” şeklindeki açıklamaları, bölgesel müdahale risklerini arttırdı kuşkusuz, ancak ilk söyleminin üzerinden 24 saat geçmeden bunun tam tersini söyleyebilen bir figür Trump. Muhtemelen bunu bir pazarlık stratejisi olarak kullanıyor. Ancak İran’daki iç çatışma ve sosyolojik yarılmaların artan gücü ve etkisi, olası bir dış müdahaleyi daha da karmaşık hâle getiriyor. İran, olumlu ve olumsuz anlamda bölgesel dengeleri etkileme gücüne sahip olduğu kadar, dış müdahalelere karşı dirençli bir yapıya da sahip.

Bu noktada, İran’ı bekleyen en büyük risklerden biri, dış müdahalelerin yerel hareketleri zayıflatması ve rejimi daha otoriter hâle getirmesi olgusu. Trump’ın tehditleri, İran’ı yabancı müdahalelere karşı daha birleştirici bir tutum almaya zorlayabilir. Sırf ABD ve İsrail’den gelen tehditler nedeniyle sokaklardan çekilen ve haklı protestolarının bu söylemlerle “kirletilmesine” tepki gösteren İranlıların var olduğunu biliyoruz. Trump ve Batılılar, İran’da geniş toplum kesimlerinin kucaklarını açmış vaziyette kendilerini beklediğini sanıyorsa büyük bir hesap hatası yapıyor olabilirler. Trump ve İsrail, 2025 Haziran’da yaptıkları gibi İran’ı yeniden vurabilir ama bunun ülkedeki iç dengeleri çok köklü bir şekilde değiştirmesini beklemiyorum.

Bunları okudunuz mu?