resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımamah muhsin ünlü
TikTok’u kapattığımda zihnimde yankılanan Cem Yarmuş sesinden midir yoksa mevzu Heidegger olduğunda bir anda bitiveren Nazizm tartışmalarından gelen gınanın daha üstü olamaz derken Heidegger’in bu sefer de İslamcı mistik bir tutkala evriltilmesinden midir bilinmez, uyku tutmadı.
Tam o esnada aklıma Roland Jaccard’ın “Wittgenstein’ı Sevmek İçin 50 Neden”1[1] Roland Jaccard, “Wittgenstein’ı Sevmek İçin 50 Neden”, çev. Aykut Derman, Cogito Dergisi, “Sessizliğin Grameri: Wittgenstein”, Sayı: 33. makalesi düşüverdi. Bu yazı o makaleden esinlenmekle kalmamış, hemen tüm maddeler buradan uyarlanmıştır da, tırnak içiler buraya gönderme. Öte yandan yazı, Alper Canıgüz’ün Ah Muhsin Ünlü ile arasındaki farklar gibi Wittgenstein’la aradaki farklara evriliverdi. Bu Pazar sabahı yazısının öyküsü de böyle.
Önemsiz bir not: Yazım esnasında İbrahim Kalın’ın “Heidegger’in Kulübesi” kitabı okunmaya gerek duyulmamıştır. 50’ye tamamlayacaktım ama gerisini size bıraktım sevgili okur.

Felsefeyi İbrahim Kalın’dan Okumamanız İçin 37 Neden
- Çünkü Kalın dikiş tutturmuş bir teknokrattır.
- Çünkü “Heil Devletlüm” demiş ve kuyruğuna yapışmıştır.
- Çünkü ülküsü, ehlileştirilmiş bir İslam hikmeti damlasının içinde bir felsefe bulutu yoğunlaştırmaktır.
- Çünkü yaşamı boyunca kravatını hiç çıkarmamıştır.
- Çünkü öğrencilerine adaleti anlatabilecek durumda değildir, ne diyebilir ki?
- Çünkü misal prostat kanserine yakalandığını öğrenseydi, üzüldüğü şey Heidegger Topluluğu’nun başına geçemeden ölmesi olurdu.
- Çünkü Farabi’nin Erdemli Şehri’ni tavsiye etmesine rağmen hiç okumadı. Okuduysa da hiç belli etmedi.
- Çünkü felsefenin kendi cemaatsel düşünce topluluğunun yurttaşı olmak olduğunu ileri sürüyordu.
- Çünkü Kalın ne aile mirasını ne de herhangi bir mirası geri çevirdi.
- Çünkü entelektüel dünyanın Augeas ahırlarını temizlemek yerine oradan arta kalan kırıntılarla yetindi.
- Çünkü “Bir dost,” diyordu Witt, “anlamsızlık alanında birlikte kilometrelerce yol alabileceğiniz biridir.” Oysa Kalın’la Heidegger’in kulübesinin önünden ormandaki çeşmeye kadar bile gidilmezdi.
- Çünkü Nasr ona, bir Dünya Barış ve Özgürlük Örgütü kuracağını haber verseydi, o tersini yeğlerdi.
- Çünkü okurun kinini kusabilmesi için kitabın sonuna on, on iki boş sayfa eklemesini istemedi, bunun yerine onları dinlerdi.
- Çünkü kimse doktora tezini onun üzerine hazırlamadı.
- Çünkü büyük hocası Sühreverdi’nin hayaleti, yaşamının sonuna kadar onu taciz edecekti.
- Çünkü pek kötü saz çalmasına rağmen Erkan Oğur’la düet yaptı.
- Çünkü öğrencilere atılan gözyaşartıcı yaşamdışılıkları “acı fakat sağaltıcı bir ilaç olarak” görürdü.
- Çünkü kendi kendine şu soruyu hiç sormadı: “Yalnızca belli bir yeteneği varsa ve bu yetenek de yok olmaya başlamışsa, insan ne yapabilir? En iyisi, bu yetenekle birlikte yok olmak değil mi?”
- Çünkü üç çocuk yapmamanın çok ayıp olduğunu, kendi cemaatsel düşünce topluluğunun dışındaki insanların bu dünyada fuzuli yaşadıklarını düşünüyordu.
- Çünkü “Çok günah işlediğinin ve bu günahların hiçbir şekilde bağışlanmayacağının bilincindeydi.”
- Çünkü ne Kiarostami ne de herhangi bir düşünür doğrudan onun felsefesinden esinlenmedi.
- Çünkü Freud’u tanımıyordu.
- Çünkü “ağırdan al”dığı tek şey atanamayan felsefecilere sessizliği oldu.
- Çünkü verdiği unutulmaz bir konferans olmadığı gibi, kimseyi “bir maşayla tehdit edecek” savı da yoktu.
- Çünkü, üniversitede dersini bitirir bitirmez, en yakındaki camiye koşup ikindiyi farzından kılıyordu. Her zaman da en ön safta yer alıyordu.2Not: Bu bir laik atak hezeyan değil, muhtemel es geçilen sünnetin edasına vurgu.
- Çünkü “felsefe üzerinde çalışmanın, insanın öncelikle kendi üzerinde çalışması anlamına geldiğinin bilincinde” değildi.
- Çünkü çevresine şunu hiç salık vermedi: Bir halkın “derinlikleriyle sakın oynama!”
- Çünkü üniversitede yapılan felsefe eğitimini mahveden bir yapının mimarlarındandı.
- Çünkü söylemlerinde göz boyama oyunu için yaşıyordu.
- Çünkü elli yaşını geçtiği halde, aşkı bilmiyordu.
- Çünkü Anadolu mayasına indirgenmiş retorik bir söylemle felsefeyi katlediyordu.
- Çünkü başarısız bir keşişti.
- Çünkü, hiç Atilla İlhan okumadı.
- Çünkü “ün peşinde koşma özleminin, düşüncenin ölümü olduğu”nu anlamadı.
- Çünkü Hegel’le rüyalananlar ile Emevi Camii düşleri gördü.
- Çünkü Karaindru ile arasında hiçbir yakınlık yoktu. Oysa Eleni sessizliğin mızıkacısıydı.
- Çünkü ne varlıkla yüzleşme ne de Heidegger’in kulübesinde yaşama cesaretini gösterebildi.
Son Not
Heidegger’de hakikatin tüm unutuluş perdelerinin parçalanarak varlığın bir açıklık, saklı-olmamaklığa (Unverborgenheit) çıkarılması esasında tarihseldir. Çünkü özgürlük varlığın açıklığında, hakikatin özünü özgürlük olarak ifşa eden bir olay’la kendini gösterir. Kısacası tarihsel ve kendileyici bir bakış düşünmenin önkoşuludur.
Siyasal İslamcı akıl ise “düşünemez”, çünkü onunki araçsal ve ehlileştirilmiş bir akıldır. Hâl böyle olunca, “düşünebilen” filozoflardan mahrum kalan iktidar sözde-düşünürler yaratır, mesele “tarhana içip içmedikleri” değil akademiyi ve medyayı saran tüm aygıtlarıyla egemen aklın aparatlarına dönüşmüş olmalarıdır.
Dağıtılan veya bastırılan felsefe bölümleri, öğrencilerinden koparılan filozoflar, atanamayan binlerce felsefe öğretmeni, ders yükü altında ezilen felsefe hocaları; kısacası Kalın ve bu egemenin diğer âlimleri, Türkiye’de düşünme etiği adına ne varsa hepsini yerle yeksan eden ve felsefeyi eğitim sisteminin dışına iten dizgenin parçalarıdır.
Hepsinden öte, MESEM’li çocuklar ölüyor dediği için tutuklanan Ilgaz’ın afişi “Heidegger’in Kulübesi”ni okumamayı “tercih etmek için” yeterli bir neden.
Hakikate dönersek, hakikat bugün tam da burada.




